Devletin Millî Güvenliğine Karşı Faaliyette Bulunduğuna Karar Verilen Yapı, Oluşum veya Gruplara Üyelik, Mensubiyet veya İltisak yahut Bunlarla İrtibat Kavramları

BTK ”BAZ” ve ”HTS” Verilerinin DELİL Değerinin Ceza Muhakemesi Bağlamında Değerlendirilmesi/Geçmiş Tarihlere Yönelik İletişim İçeriğinin Tespit Edilip Edilemeyeceği…
1 Ağustos 2021
BOŞANMA SEBEPLERİ; BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN EŞLERDEN BİRİNİN ÖLÜMÜ HALİNDE MİRAS HAKKI, Boşanma Davası Devam Ederken Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü, Eşlerden Biri Tarafından Affedilen-Sessiz Kalınan Eylemlerde Kusur, BOŞANMA ve Sonrasına İlişkin Genel Esaslar
11 Nisan 2022
T.C.
DANIŞTAY
BEŞİNCİ DAİRE

Esas : 2017/2591
Karar : 2020/2335
Tarih : 15.06.2020

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.

Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.

Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden;böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.

1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:

Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır.Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir.Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…

Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…

HSYK ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.

Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşıyabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…

Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…

Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”

Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı.Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır.Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”

Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.

Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak :

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.

İLTİSAK kelimesinin TDK sözlüğüne göre dilimizdeki karşılığı: ‘Kavuşma, bitişme, birleşme’ anlamlarına gelen iltisak, Türkçeye Arapçadan geçmiştir.İltisaklı kelimesi günümüzde “gönüllü veya gönülsüz başka kişilerin mesajları uygulama halini” şeklinde ifade edilse de ‘Kavuşma, bitişme, birleşme’ anlamlarına gelmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab

“Ceza yargılamasında kamu görevlilerinin terör örgütlerine üyelik veya yardım nedeniyle ceza almaları halinde, idarî yargı mercilerince, bu ceza nedeniyle başka bir delile ve araştırmaya ihtiyaç duyulmaksızın; OHAL Komisyonu’na yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Zira kamu görevinden çıkarma gerekçelerinden olan ‘üyelik’ unsuru, bir mahkeme kararı ile tespit edilmiş olmaktadır.

İlgililer hakkında terör örgütü üyeliği kapsamında açılmış olan ceza davalarının derdest yani kesinleşmemiş olması durumunda ise -velev ki ilk derece mahkemeleri ve istinaf mahkemeleri terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarının sabit olduğu gerekçesiyle hüküm kurmuş olsun- masumiyet karinesi nedeniyle idarî yargı mercilerinin söz konusu cezayı dayanak alarak karar vermesi mümkün görülmemektedir…..

Ayrıca iltisak; yani yapışıkmış gibi birlikte hareket etme, gönüllü şekilde tâbi olma, aynı yöne bakma, olayları aynı bakış açısıyla değerlendirme, eylemlerini bir grubun, örgütün ya da yapının işaretleri, talimatları, yönlendirmelerine göre geliştirme ve bunu yaparken dünyevî ya da uhrevî faydalar umma hali ile irtibat; yani bir çıkar ilişkisi nedeniyle gönüllü veya gönülsüz kendi davranışlarını bireysel iletişim yoluyla ya da yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları dikkate alarak belirleme hali de kamu görevinden çıkarmanın hukukî gerekçeleri arasında sayılmıştır. Bu nedenle, ilgililer hakkında ceza yargılamasında üyelik suçlamasıyla açılan davada beraat kararı verilmiş olsa dahî idarî yargı yeri irtibat ve iltisak unsurları yönünden de işlemi incelemek zorundadır…” .

“…Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdirYukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir…” (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi, 27.06.2019, E. 2019/622, K. 2019/596).

İrtibat veya iltisak kavramları müphem-belirsiz-içi boş kavramlar değildir. Yine bu kavramlar kanaatimizce hukuk sistemimize fetö/pdy sonrası yeni girmediği gibi çok sayıda kamu kurum-kuruluşu personel tayin,terfi ve seçiminde olumsuz kriter olarak geçmişte de, paralel mahiyet arzedecek şekilde sıkça kullanılmışlardır.Örneğin TSK Yüksek Askeri şura bir kısım geçmiş ihraç kararlarında ve harp okullarına giriş yönetmeliğinde bu durum (irticai tutum ve davranışlar, terör örgütleri ile yakınlık/irtibat=bölücü tehdit=iç tehdit, dış tehdit, vs.gerekçeler gösterilerek,Okula girecek olanların kendisi, anne-babası, kardeşleri ve velisinin, ‘tutum ve davranışları ile yasa dışı, siyasî, yıkıcı, irticaî, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlerde bulunmamış veya bu gibi faaliyetlere karışmamış olması’/Harp Okulları Yönetmeliği md.44/1 ) açıkça tespit edilebilmektedir.Anayasa Mahkemesi de E. 2018/81, K. 2021/45 sayılı Kararında özetle; hakkında yargı mercileri tarafından verilmiş ve kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmaksızın idare tarafından peşinen “…üyeliği, mensubiyeti veya…” de gerekçe gösterilerek kamu görevinden ihracın masumiyet karinesine ve Anayasa’ya aykırı olduğuna ancak bu oluşum ve yapılara irtibatı veya iltisakı nedeniyle kamu görevinden ihracın ise, idarenin takdir ve yetkisinde bulunması nedeniyle Anayasa’ya aykırılık teşkil etmediğine, terör örgütüne üyeliği veya mensubiyeti, kesinleşmiş yargı kararıyla sabit olanların ise zaten irtibatlı veya iltisaklı olarak kabul edilmeleri gerektiğine dikkat çekmiştir.Anayasa mahkemesi bu kararıyla, belirtilen yapı ve oluşumlara irtibat veya iltisakın kamu görevinden ihraç gerekçesi açısından yeterli ve ihraç  işlemlerinin de Anayasaya uygun olduğuna hükmetmiştir. İrtibat veya iltisakın soyut değerlendirme, tahmin ve soyut düşüncelere dayalı olarak değil; somut tespit, bilgi, belge ve delillere dayanması gerekir. İdarenin irtibat veya iltisaka ilişkin kanaatinin ne şekilde vuku bulduğuna dair gerekçesini somut kanıtlarıyla (Bilgi veya belgeleriyle) birlikte belirtmesi gerekmektedir. Soyut öngörü içeren istihbari raporlara dayanılarak irtibat veya iltisaka ilişkin değerlendirmelerle meslekten veya kamu görevinden çıkarma kararları verilemez. İstihbari raporlara dayanılarak verilen ihraç kararlarına ilişkin rapor muhteviyatındaki isnat ve değerlendirmelerin de somut delillere, bilgi, belge ve tespitlere dayanması gerekmektedir. Muhtemel veya öngörülerle yapılan değerlendirmelere istinaden ihraç kararları verilmesi mümkün değildir. Uygulamada Fetö/Pdy terör örgütü kast piramidinin 1. ve 2. katmanında yer alan şahısların irtibat veya iltisaklarının değerlendirilmesinde 17/25 Aralık 2013 tarihinin baz alındığı, örgütün toplum nezdinde aşikar edilmediği bu tarihten önceki eylemlerin ; örgüt üyeliği veya yöneticiliğinin sabit olmadığı durumlarda , değerlendirmeye tabi tutulmadığı görülmektedir. Ancak sadece örgüt ile sıkı veya gevşek bir ilişki içerisinde bulanan veya örgüt üyesi olan kişilerce işlenebilecek eylemlerin vuku bulması durumunda bu tarihten önceki tespitlerinde, irtibatın veya iltisakın tespitinde göz önünde tutulması gerekmektedir. Örneğin C şahsının Şırnak ilinde herhangi bir kamu kurumunda görevli olmasına karşın; görev yaptığı beldelerde çalışma arkadaşı olmamış, alt veya üst devresi de bulunmayan, kısacası irtibatı makul/mazur karşılanamayacak bambaşka bir ilde veya yurt dışında bulunan örgüt elemanı/elamanları ile yoğun görüşme trafiği içeren HTS verilerinin değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Zira hayatın olağan akışına göre örgüt ile gevşek veya sıkı bir ilişki içerisinde bulunmayan şahsın , yoğun irtibatta olduğu örgüt elemanlarına, kendi bulunduğu ortamına göre ulaşması veya bu kişilerle tanışması makul görülmemektedir. Bu gibi hallerde gevşek veya sıkı ilişki içerisinde bulunulan örgütün yönlendirmesinin veya talimatının mevcut olduğu düşünülmelidir. Örgütün kamufle olma, gizlenme, olduğundan başka görünme, hedef şaşırtma/yanıltma, takiyye gibi yöntemleri de nazarı dikkate alınarak, irtibat veya iltisakın tespitinde, bütüncül (tüm deliller analiz edilerek) bir değerlendirmenin yapılması gerekmektedir.Sempati boyutunda değerlendirilen eylemler her ne kadar örgüt üyeliği için yeterli görülmeseler de ; irtibat veya iltisakın tespitinde dikkate alınabilecektir. Yine FETÖ Terör Örgütü Kast Piraminde, üç ve sonrası katmanlarda yer alan kişilerin , örgütle irtibatlı veya iltisaklı oldukları hususunda endişe bulunmamakta ise de bir veya ikinci katmanda yer alan şahıslar açısından  örgütün toplum nezdinde aşikar olduğunun kabul edildiği 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonraki eylemleri nazarı dikkate alınmaktadır. Fetö piramidinde bir veya ikinci katmanda yer alan şahısların örgüt üyeliğinde de milat takvim olarak bu tarih kıstas alınmaktadır. Üç veya sonraki katmanlarda yer alan kişiler açısından örgüte üyelik/irtibat veya iltisak tespitinde herhangi bir milad takvim yer almamaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun ve failin de adı geçen örgüt veya grupla irtibat/iltisaklı bulunduğunun kabülü gerekmektedir. Örneğin dağ kadrosuna eleman göndermek tek eylem olup süreklilik arz etmemesine karşın, ancak örgüt üye olan kişinin icra edebileceği bir faaliyet olarak görülmektedir. Örgüt üyeliği iltisak ve irtibatın tespitine netlik kazandırdığından, tereddüt oluşması durumunda, üyelik açısından sürdürülen ceza soruşturma ve kovuşturma sonucunun beklenmesi zorunludur. Ancak eldeki bilgi, belge ve verilerin şahsın irtibat veya iltisakına yeterli kanaat oluşturması halinde, ceza soruşturma ve kovuşturma sonucunun beklenmesinde  zorunluluk bulunmadığı gibi fayda da yer almamaktadır. Bir kişinin Devletin Millî Güvenliğine Karşı Faaliyette Bulunduğuna Karar Verilen Yapı, Oluşum veya Gruplara (=İŞİD/DEAŞ,PKK,FETÖ,HİZBUT-TAHRİR,DHKP/C,PŞK,PYD-YPG,YDG-H,KCK,ELKAİDE,HİZBULLAH/Türkiye ,HD,MKP,PDK/Bakur,TAK, İBDA/C, TKP/ML, MLKP,Tevhid Selam, Ceyşi Muhammed, Ebu Seyyaf, Kafkasya Emirliği, Leşkeri Tayyibe, Silahlı İslami Grup, Taliban vs. ) İltisak tespitinde; şahsın  adı geçen gurup veya örgütle doğrudan bağlantısının, üyeliğinin veya iletişiminin olması gerekli değildir. Bu yönüyle, bireysel inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması iltisak açısından yeterli kabul edilmektedir. Dolayısıyla adı geçen örgüt veya gruplar ile hiç bir şekilde iletişim,üyelik ve bağlantısı olmamasına karşın; hal ve hareketleriyle ÖRGÜT İLE AMAÇ BİRLİĞİ veya SOSYAL BİRLİKTELİK GÖRÜNÜMÜ İÇERİSİNDE OLMAK, iltisak (Yapışık Durma) kavramı içerisinde değerlendirilecektir. Örneğin adı geçen örgüt veya gruplar ve bunların üyeleri ile hiç bir bağlantı/iletişimimi olmamasına karşın, eylem, paylaşım ve söylemleriyle bu yapılarla amaç birliği veya sosyal birliktelik içerisinde değerlendirilebilecek şekilde propaganda yapan kişinin iltisaklı olarak kabülü gerekmektedir.Adı geçen örgüt veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğunun, toplumun genel kesimi veya bir ilin, beldenin çoğunluğunca  bilinen bir olgu olması halinde, bu yapılara ait dernek/vakıf/STK vs. aracılığıyla örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik kuranların hukuken (Adli/İdari) sorumlu tutulacakları hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu halde Hata hükümlerinin (Bilmeme/Haberdar Olamama) hükümlerinin uygulanması da olanaklı değildir. İltisak düzeyinde bir bağ-ı bulunmayanlar için, adı geçen örgüt veya gruplarla, EN AZ İRTİBAT Derecesinde bir bağının olduğu sonucuna varılması ihraç kararları için uygulamada yeterli kabul edilmektedir. (Bkz.Ankara 20. İdare Mah. 2018/7599 E.)” Kontörlü sabit
hatlardan ardışık olarak arandığı tespit edilen kişilerin; örgüt hiyerarşisi dahilinde talimat aldığı iddia edilerek, haklarında ceza soruşturma/kovuşturma adli dosyaları derdest olup,kesinleşmiş bir mahkumiyet kararları bulunmasa bile; Fetö terör örgütüyle en az irtibat düzeyinde (=BAĞLANTILI) bağlarının bulundukları kabul edilmektedir. Örgüt üyeliği iddiasıyla yürütülen adli soruşturma veya kovuşturmalar sonucunda verilen takipsizlik veya beraat kararları, irtibat veya iltisak kavramlarının tespitinde kesin delil niteliği taşımamaktadır. Ayrıntılı izah edildiği üzere, şahsın irtibatlı veya iltisaklılığının tespitinde, örgüt üyeliği/yöneticiliği zorunlu kriter olarak görülmemektedir. Yürürlükte bulunan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kanun ve yönetmelik maddeleri uyarınca, kanunun yürürlüğe girdiği (17.04.2021) tarihten önce kamu görevine atanmış olsa bile; Milli güvenliği doğrudan etkileyen stratejik önemi haiz kurum ve kuruluşların üst yöneticileri ile bu kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla yürütülen projelerde görev alan kritik önemi haiz personel hakkında, personelin yazılı muvafakati de alınmak suretiyle, güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması yaptırılması gerekmektedir. Personelin yazılı muvafakat vermemesi halinde kurumun aynı göreve başka personeli atamasında fayda bulunmaktadır. Gerekli görülen hallerde ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yenilenmesini talep hakları ayrıca mevcuttur. Yasada belirtilen prosedüre uygun olarak görevde bulunan personele gerçekleştirilen güvenlik soruşturması ve sonucuna istinaden uygulanan  idari yaptırımların, gerekçenin milli güvenlik olması asabiyle, ”müktesep hak” ihlali kapsamında değerlendirilemeyeceği düşüncesindeyiz.

GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASI

YÖNETMELİĞİ

Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi        : 14/2/2000    No : 2000/284

Dayandığı Kanunun Tarihi                     : 26/10/1994  No : 4045

Yayımlandığı R.Gazetenin Tarihi          : 12/4/2000    No : 24018

Yayımlandığı Düsturun Tertibi              : 5 Cild: 39    S   :

MADDE 9/B- (Ek:RG-25/10/2018-30576-C.K.-228/8 md.)

Milli güvenliği doğrudan etkileyen stratejik önemi haiz kurum ve kuruluşların üst yöneticileri ile bu kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla yürütülen projelerde görev alan kritik önemi haiz personel hakkında ilgili kamu kurum ve kuruluşunun talebi doğrultusunda ilgili kişinin yazılı muvafakati alınmak kaydıyla Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve/veya Emniyet Genel Müdürlüğüne güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması yaptırılır.

             Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yenilenmesi

             Madde 10 – Gerekli görülen hallerde ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yenilenmesini isteyebilirler.

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu
Kanun No:7315
Kabul Tarihi:07.04.2021
Resmi Gazete No:31457
Resmi Gazete Tarihi:17.04.2021

Madde 3 – (1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır.

(2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab

Bkz. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/04/20210417-1.htm

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2000284&MevzuatTur=3&MevzuatTertip=5

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
T.C.
DANIŞTAY
13. DAİRE
E. 2017/1833
K. 2018/75
T. 8.1.2018
* KAMU İHALE KURULU KARARININ İPTALİ İSTEMİ ( Hizmet Alımı İhalesine İlişkin Davacı Şirket Tarafından Yapılan İtirazen Şikayet Başvurusunun Reddine Dair Karardan Kaynaklanan – Kesin İstihbarat Bilgisinin Değil Varsayıma Dayalı Soyut İfadelerin Yer Aldığı Araştırma Tutanağına İstinaden Davacı Şirketin İhale Dışı Bırakılmasında Hukuka Uyarlık Bulunmadığı )
* İTİRAZEN ŞİKAYET BAŞVURUSU ( Davacı Şirketin İhale Dışı Bırakılmasına Dair Karara Yönelik Yapılan Başvurunun Reddedildiği – Davacı Şirketin Sahibi ile İlgili Araştırma Tutanağında Kendisi ve Şirket Hakkında FETÖ/PDY Terör Örgütüyle veya Diğer Terör Örgütleriyle İltisakı yahut İrtibatının Bulunduğuna Dair Herhangi Bir Soruşturma veya Bu Hususta Açılmış Dava Bilgisine ya da Başka Bir Bilgi ve Belgeye Yer Verilmediğinin Gözetilmesi Gerektiği )
* TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İLTİSAKI YAHUT İRTİBATI BULUNMASI ( Haklarında Araştırma Yapılan Gerçek ve Tüzel Kişilerin Terör Örgütleriyle İltisakı yahut İrtibatı Bulunduğunun Tahmin ve Varsayıma Dayalı Soyut İfadeler Yerine Hukuki Denetime Elverişli Bilgi ve Belgelerle Ortaya Konulması Gerektiği – Davacı Hakkında Kesin İstihbarat Bilgisinin Değil “Olabileceği” Şeklinde Tahmin ve Varsayıma Dayalı Soyut İfadelere Yer Verildiği/Davacı Şirketin İhale Dışı Bırakılmasının Hukuka Aykırı Olduğu )
* İHALE DIŞI BIRAKILMA ( İhaleye Teklif Veren Davacı Şirket Hakkında İl Emniyet Müdürlüğünün Araştırma Tutanağına İstinaden Tesis Edilen İşleme Karşı Yapılan İtirazen Şikayet Başvurusunun Reddedildiği – Araştırma Tutanağında FETÖ/PDY veya Diğer Terör Örgütleriyle İltisak yahut İrtibat Bulunduğuna Dair Herhangi Bir Soruşturma veya Bu Hususta Açılmış Dava Bilgisine ya da Başka Bir Bilgi ve Belgeye Yer Verilmediğinden Soyut İfadelerin Bulunduğu Tutanak Uyarınca Tesis Edilen İşlemin İsabetsiz Olduğu )
* ARAŞTIRMA TUTANAĞINDA SOYUT İFADELERİN YER ALMASI ( Kesin İstihbarat Bilgisinin Değil Tahmin Ve Varsayıma Dayalı Soyut İfadelerin Yer Aldığı Araştırma Tutanağına İstinaden Davacı Şirketin İhale Dışı Bırakılmasında Ve Bu Karara Yönelik Yapılan İtirazen Şikayet Başvurusunun Reddine İlişkin Kurul Kararında Hukuki İsabet Görülmediği – İşlemin İptali Yolundaki Mahkeme Kararında Sonucu İtibarıyla Hukuka Aykırılık Görülmediği )
* İDARENİN BÜTÜNLÜĞÜ ( Davacı Şirket Hakkında Yapılan Terör Örgütleriyle İltisakı veya İrtibatına Dair İnceleme ve Araştırma Sonucu Düzenlenen Tutanağın İl Emniyet Müdürlüğü Tarafından İhaleyi Yapan İdareye Gönderilmesinde Mevzuata Aykırılık Görülmediği – İşlemin İptaline Dair Kararda Araştırma Tutanağının Emniyet Genel Müdürlüğü Tarafından Düzenlenmesi ve Gönderilmesi Gerektiği Gerekçesinde Hukuki İsabet Bulunmadığı )
2709/m.123,126,3201/m.11,16,4734/m.11, KHK-678/m.30
ÖZET : Dava, Polis Meslek Eğitim Merkezi’nce açık ihale usulü ile gerçekleştirilen Hizmet Alımı ihalesine ilişkin davacı şirket tarafından yapılan itirazen şikayet başvurusunun reddine dair Kamu İhale Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.
Haklarında araştırma yapılan gerçek ve tüzel kişilerin, terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı bulunduğunun, tahmin ve varsayıma dayalı soyut ifadeler yerine, hukuki denetime elverişli bilgi ve belgelerle ortaya konulması gerektiği belirtilmekle;
Davacı şirketin sahibi ile ilgili araştırma tutanağında, kendisi ve şirket hakkında FETÖ/PDY terör örgütüyle veya diğer terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatının bulunduğuna dair herhangi bir soruşturma veya bu hususta açılmış dava bilgisine ya da başka bir bilgi ve belgeye yer verilmediği anlaşılmış olup,
Kesin istihbarat bilgisinin değil, “… olabileceği” şeklindeki tahmin ve varsayıma dayalı soyut ifadelerin yer aldığı araştırma tutanağına istinaden davacı şirketin ihale dışı bırakılmasında ve bu karara yönelik yapılan itirazen şikayet başvurusunun reddine ilişkin Kurul kararında hukuki isabet, işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararında ise sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.

T.C.
YARGITAY
ONALTINCI CEZA DAİRESİ

Esas : 2021/233
Karar : 2021/4595
Tarih : 28.06.2021

Örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından: Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiği sanık tarafından bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmasının zorunlu olduğu, işlenen bir suçta gerçekleşebilecek unsur yanılgısının kastı ortadan kaldıracağı, bu durumun TCK’nın 30/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, yukarıda anılan tarihten sonra gerçekleşen ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen hareketlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi halinde kişinin örgüt üyesi olarak kabulü mümkün olmadığından;….

T.C.
YARGITAY
ONALTINCI CEZA DAİRESİ

Esas : 2020/1532
Karar : 2021/4428
Tarih : 30.06.2021

Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir(TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1.maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir. Hata(yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya
bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Dairemizin 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Somut olayda, 5726 sayılı Kanunun 9/8 maddesi sarahatine ve doğrudan bilgi ve görgüsü Aralık 2013 tarihi öncesine dayanan gizli tanığın, sanığın kabul etmediği örgütteki sohbet sorumlusu olduğu yönündeki konumuna ilişkin iddiasının somut kanıt ve delillerle ortaya konamaması ve aksi kanıtlanamayan aşamalardaki samimi savunmaların Celalettin Yuvacı ile dosya sanıkları … ve Şaban Yılmaz’a ait bylock tespit ve değerlendirme tutanakları içerikleri ile doğrulandığının anlaşılması karşısında; örgütün nihai amaçlarını açıkça ortaya koyan dış aleme yansıyan olay ve olguların yaşandığı 2013 yılından sonra herhangi bir örgütsel faaliyeti tespit edilemeyen sanık hakkında TCK’nın 30/1. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışmasız bırakılması,

T.C.
YARGITAY
ÜÇÜNCÜ CEZA DAİRESİ

Esas : 2021/2445
Karar : 2021/9854
Tarih : 02.11.2021

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm işlemek İçin örgütlenme, Syf 383 vd.).

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm işlemek için Örgüt syf. 28, Özgenç Genel Hükümler syf.280). Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCK’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir. Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir. Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir. FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ’de gerçekleştirilen mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilmeyeceği, örgüt talimatı doğrultusunda, örgüte yarar sağlamak amacıyla hesap açma işlemlerinin yapıldığının ortaya konulması gerekmektedir. Örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızar, mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği, bu tarihten sonra gerçekleşen ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen hareketlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermesi gerektiği değerlendirilerek…