Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs-Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs-Suçu ve Suçluyu Övme ve Gizliliğin İhlali Suçları (TCK Md.288,215,285,277) Mağdur-Müşteki veya Tanığa Baskı vs. Eylemlerde Bulunarak Beyanını Gerçeğe Aykırı Değiştirtmek

BOŞANMA SEBEPLERİ; BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN EŞLERDEN BİRİNİN ÖLÜMÜ HALİNDE MİRAS HAKKI, Boşanma Davası Devam Ederken Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü, Eşlerden Biri Tarafından Affedilen-Sessiz Kalınan Eylemlerde Kusur, BOŞANMA ve Sonrasına İlişkin Genel Esaslar
11 Nisan 2022

Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçu

Madde 288 – (1) Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, elli günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.

Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs

Madde 277 – (1) Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.

(2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.

Gizliliğin İhlali Suçu

(Değişik: 2/7/2012-6352/92 md.) Md.285

(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için;

a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi,

b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması, gerekir.

(2) Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemleringizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde, ceza yarısına kadar artırılır.

(5) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(6) Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.

Suçu ve Suçluyu Övme 

Madde 215- (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama

Madde 216-(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kanunlara Uymamaya Tahrik

Madde 217-(1) Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Ortak Hüküm

TCK Madde 218: (1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/25 md.) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

MADDE GEREKÇESİ, MADDE 215.–Madde metninde suçu veya suçluyu övme suçu tanımı yapılmıştır. Buna göre suçun oluşması için, failin işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi gerekmekte­dir. İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme hâli de cezalandırılmaktadır. Suç işlemiş olan kişi­nin övülmesi hâlinde, aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş olan suç övül­mektedir.

MADDE GEREKÇESİ, MADDE 216.– Birinci fıkrada tanımlanan “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu, hukuk devleti olma standardı yüksek olan birçok ülkenin Ceza Kanunlarında yer almaktadır. Hiçbir devlet, vatandaşları arasında, muayyen özelliklere sahip bir kesiminin diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa, öç almayı gerektirecek şiddetli nefrete yönlendirilmesine seyirci kalamaz.

Öte yandan çağdaş dünyada, gelişmenin temel dinamiği olarak düşün­ceyi açıklama ve yayma hürriyeti kabul edilmektedir. Bu bağlamda; kişilerin düşündüklerini hür bir ortamda söyleyebilmeleri, demokratik toplumun var­lığı için zaruri sayılan unsurlardandır. Söz konusu suç tanımı, bu düşünceler dikkate alınarak yapılmıştır.

Suçu oluşturan “tahrik”, soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tür ta­vırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kap­samda salt yüz çevirme, soyut bir ret veya saygısızlık ifade eden bir davra­nışta bulunma veya bu yönde sözler sarfetme, suçun gerçekleşmesi bakı­mından yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması gerekir. Failin fiili, adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etkide bulunmalıdır.

Kin, “öç almayı gerektirecek şiddetli düşmanlık hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hâl”; düşmanlık ise, “husumet beslenen konuya karşı düşünerek, tasarlayarak zarar vermeye, onu mağlup etmeye yönelmiş kin duygusu” olarak da tanımlanabilir. Şu hâlde kin ve düşmanlık; “husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zemini oluşturan psikolojik bir hâl” olarak açıklanabilir.

Fıkra metninde; fiilin kamu güvenliğini tehlikeye düşürecek biçimde yapılması arandığı için, suç; soyut tehlike suçu olmaktan çıkarılmış, somut tehlike suçu hâline getirilmiştir. Bu suretle, çağdaş hukuktaki soyut tehlike suçlarını azaltma yönündeki eğilim dikkate alınmış, temel hak ve hürriyetle­rin kullanım alanı genişletilmiştir. Bu düzenleme sayesinde “kin ve düşman­lık” ibaresinin anlamı da dikkate alındığında sadece “şiddet içeren ya da şiddeti tavsiye eden tahrikler” madde kapsamında değerlendirilebilecektir.

Söz konusu suçun oluşması için, kamu güvenliğinin bozulması tehli­kesinin somut olgulara dayalı olarak varlığı gereklidir. Bu tehlike, somut bir tehlikedir. Bu somut tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlerken fai­lin söz ve davranışlarının neden olduğu tehlike neticesinin gerçekleşmesi gerekir. Hâkim, kullanılan ifadeler dolayısıyla bu tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğini, dayanak noktalarını göstermek suretiyle belirleyecektir. Bu kapsamda, kişinin söz ve davranışlarının kamu güvenliğini bozma açı­sından yakın bir tehlike oluşturduğunun tespit edilmesi gerekir. Kişinin söz ve davranışlarının, halkın bir kesimi üzerinde tahrik konusu fiillerin işlene­ceği hususunda duyulan endişeyi haklı kılacak bir etki oluşturması gerekir. İfade özgürlüğü ile bu tip tehlike suçları arasında “açık ve mevcut tehlike” kriterinin var olması gerekir. Buna göre, yapılan konuşma veya öne sürülen düşünceler toplum açısından açık ve mevcut bir tehlike oluşturduğu takdirde yasaklanabilmekte, keza böyle bir tehlikenin varlığı somut olarak, açıkça tespit edilmedikçe söz konusu suçtan dolayı cezalandırma yoluna gidilemez.

Maddenin ikinci fıkrasında halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsi­yet veya bölge bakımından farklı bir kesiminin alenen aşağılanması suç sayıl­mıştır. Suçun oluşması için fıkrada belirtilen özelliklere sahip ve halkın bir kesimini oluşturan gayrimuayyen sayıdaki kişilerin aşağılanması, tahkir edilmesi gerekir. Bu fıkrada, kamu barışını korumak amacıyla halk kesimle­rinin alenen aşağılanması, suç olarak tanımlanmıştır.

Maddenin üçüncü fıkrasında bir halk kesiminin benimsediği dinî de­ğerlerin alenen aşağılanması, suç hâline getirilmiştir. Fiilin cezalandırılabil­mesi için, “kamu barışını bozmaya elverişli” olması gerekir.

MADDE GEREKÇESİ, MADDE 217.– Bu maddede halkın, kanunlara uymamaya tahrik edilmesi suç hâline getirilmiştir. Tahrik fiilinin “kamu barışını bozmaya elverişli” olması aranarak, bu suçun somut tehlike suçu olduğu vurgulan­mıştır.

Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Suçu

Bu suçun oluşabilmesi için, yapılan açıklamanın yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye elverişli olması gerekir. Yapılan açıklamanın, yargı görevi yapanın hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi; bilirkişinin veya tanığın gerçeğe aykırı mütalâada veya beyanda bulunması amacına yönelik olması gerekmektedir.

Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmın ikinci bölümünde yer alan “Adliyeye Karşı Suçlar” arasında düzenlenmiştir. Suçun düzenlendiği yer dikkate alındığında kanun koyucunun bu suçla ihlal edilen hukuki varlık veya menfaatlerden devlete ait olana üstünlük tanımayı tercih ettiği görülmektedir.

TCK m. 288’de adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun maddi unsuru, “görülmekte olan dava veya yapılmakta olan soruşturmada” madde metninde sayılan kişileri hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla “alenen sözlü ve yazılı beyanda bulunmak” olarak tanımlanmıştır. ÜNVER, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 471. Kanunda hareket unsuru “alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunmak” olarak tanımlandığı için bu suç icrai hareketle işlenebilen bir suçtur. Ayrıca suç herhangi bir hareketle değil, sadece kanunda belirtilen tipik hareketle, yani “alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunmak” icra hareketiyle işlenebildiğinden bağlı hareketli suçlardandır. YAŞAR/GÖKCAN/ARTUÇ, s. 8442; İTİŞGEN, s. 65.

Hatıra binaen ricada bulunmada aleniyet şartı gerçekleşmediği için baskı yapılması halinde ise tipik hareket yerine cebir, tehdit veya şantaj gibi durumlar söz konusu olacağı için bu suç değil, 277. maddede düzenlenen suç işlenmiş olacaktır. Yargıtay CGK, E. 2007/5-70, K. 2007/254, T. 27.11.2007

Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu bağlı ve seçimlik hareketlidir. Suç ancak kanunda belirtilen iki ihtimalden biriyle, yani sözlü veya yazılı beyanda bulunmak suretiyle işlenebilir. Suçun işlenmesiyle madde metninde sayılan kişilerin etkilenerek “hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması” aranmadığından, bu suç neticesiz bir suçtur ve kanunda belirtilen tipik hareketin icrası ile tamamlanır. Adliyenin düzgün işleyişine ilişkin devlete ait olan menfaatin somut bir şekilde zarara uğramış olması gerekmez. Tipik hareketin icrasıyla korunan hukuki varlık veya menfaatin yalnızca tehdit edilmiş olması yeterlidir. TOROSLU/TOROSLU, Genel Kısım, s. 144 Tehlike suçlarında kanun koyucu faili, korunan hukuki varlık veya menfaate zarar verdiği için değil, zarar verme ihtimali nedeniyle cezalandırır.

Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun söz konusu olabilmesi için; önşart olarak, “görülmekte olan bir dava veya yapılmakta olan bir soruşturma”nın bulunması gerekir.6352 sayılı Kanunla yapılan söz konusu değişiklikle bu ifade yerine “görülmekte olan dava veya yapılmakta olan soruşturma” ibaresinin getirilmesiyle maddenin uygulanabilirliği ceza davalarıyla sınırlı olmaktan çıkartılarak, bugünkü halini almıştır.

Seçim uyuşmazlıklarını çözmekle görevli olan ve tamamı hâkimlerden oluşan YSK, bu konuda nihai karar verme yetkisine sahip olsa bile Anayasa’nın 79. maddesiyle seçimlerin genel anlamda yönetimi ve denetimi ile görevli kılındığından mahkeme olarak nitelendirilemez ve dolayısıyla idari nitelikteki bu kurulun incelediği seçim uyuşmazlıkları görülmekte olan dava kapsamında değerlendirilemez.

Ceza davaları cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle, hukuk davaları ise dava dilekçesinin kaydedilmesiyle açılmış sayılır. Bu aşamalardan önce yapılan işlemler hakkında beyanda bulunulması halinde söz konusu suç oluşmayacaktır. O halde ceza ve hukuk yargılamaları dışındaki davalar açılmadan önce yapılan ihtiyati haciz, tedbir, tespit gibi işlemleri etkilemeye yönelik davranışlar suç teşkil etmeyecektir. ŞENOL, s. 1125

Açılan dava kesin hükümle sonuçlanana kadar ortada görülmekte olan bir dava vardır. Yargıtay görülmekte olan davayı “mahkemenin esasına kaydedilmiş dava” olarak tanımlamakta ve bu şartın gerçekleşmesi için mahkemece esastan görülen bir davanın mevcudiyetini aramaktadır. İlk derece mahkemelerince verilen hüküm kanun yollarının tüketilmesiyle birlikte kesinleşir. Kesin hükümden sonra yargılamanın etkilenmesi söz konusu olmayacağı için bu aşamadan sonra suçun işlenmesi mümkün değildir. Yani bu suçun işlenebilmesi için açılmış fakat henüz neticelenmemiş bir davanın bulunması gerekir.Hükmün kesinleşmesine kadar geçen herhangi bir aşamada bu suç işlenebilir. Hüküm kesinleştikten sonra CMK m. 311 ve m. 314’te belirtilen hallerden birinin bulunması sebebiyle yargılamanın yenilenmesi halinde de TCK m. 288’in uygulanması mümkündür. Açılan dava kesin hükümle sonuçlanana kadar ortada görülmekte olan bir dava vardır. Yargıtay görülmekte olan davayı “mahkemenin esasına kaydedilmiş dava” olarak tanımlamakta ve bu şartın gerçekleşmesi için mahkemece esastan görülen bir davanın mevcudiyetini aramaktadır. İlk derece mahkemelerince verilen hüküm kanun yollarının tüketilmesiyle birlikte kesinleşir. Kesin hükümden sonra yargılamanın etkilenmesi söz konusu olmayacağı için bu aşamadan sonra suçun işlenmesi mümkün değildir. Yani bu suçun işlenebilmesi için açılmış fakat henüz neticelenmemiş bir davanın bulunması gerekir. Hükmün kesinleşmesine kadar geçen herhangi bir aşamada bu suç işlenebilir. Hüküm kesinleştikten sonra CMK m. 311 ve m. 314’te belirtilen hallerden birinin bulunması sebebiyle yargılamanın yenilenmesi halinde de TCK m. 288’in uygulanması mümkündür. HAFIZOĞULLARI/ÖZEN, Millete ve Devlete, s. 179-Yargıtay CGK E. 2009/4-156 K. 2009/298 T. 22.12.2009-Yargıtay CGK, E. 2009/4-156, K. 2009/298, T. 22.12.2009 (www.kazanci.com); Yargıtay 4. C.D. E. 2007/33, K. 2009/8, T. 05.03.2009 -Yargıtay 4. C.D. E. 1996/8405, K. 1996/9386, T. 10.12.1996

Olağanüstü kanun yollarına ilişkin süreçlerin de dava kavramı kapsamında değerlendirilmesi gerekir. YAŞAR/GÖKCAN/ARTUÇ, s. 8252

Bir suç şüphesiyle başlatılan soruşturma sırasında fiilin haksız fiil veya disiplin suçu teşkil ettiğinin anlaşılması halinde bu tespit yapılana kadar geçen süre içerisinde de bu hüküm uygulanabilir.

Soruşturma evresi başlamadan önce sırf suç ve suçlulukla mücadele amacıyla yapılan istihbari ve önleme amaçlı faaliyetleri etkilemeye yönelik beyanlar bu suç kapsamında değerlendirilemez.

Cumhuriyet Savcısının verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi halinde, itirazı incelemeye yetkili makama karşı da bu suç işlenebilir.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kesinleştikten sonra soruşturma evresi sona ereceği için suçun işlenmesi mümkün değildir.

Suçun “adliyeye karşı suçlar” arasında düzenlenmesi, maddenin gerekçesi, beyanın yargı görevi yapan, hâkim, cumhuriyet savcısı ve avukatlar ile tanık ve bilirkişileri etkilemeye yönelik olmasının aranması ve suçla korunan hukuki varlık veya menfaatler birlikte değerlendirildiğinde madde kapsamının sadece ceza soruşturmaları, hukuk ve ceza davaları ile sınırlı kalması gerekmektedir. İdari soruşturmalar suç kapsamında değerlendirilemez.

Suçun kanuni tanımında yer alan “görülmekte olan bir dava veya yapılmakta olan soruşturma” önşartının fail tarafından bilinmesi gerekmektedir. (Kast Unsuru)

Suçun hareket unsuru kanunda, “alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunmak” olarak tanımlanmıştır. Yapılan açıklama söz konusu kişileri etkileyecek nitelikte olmadığı takdirde, adliyenin idaresine ilişkin devlete ait menfaatin ihlal edilmesi söz konusu olmayacağından bu suçun oluşması mümkün değildir. Hangi dava veya soruşturmayla ilgili olduğu anlaşılmayan üstü kapalı sözler, bir dava hakkındaki genel temennilerden oluşan açıklamalar veya etkileme konusunun belirsiz olduğu beyanlar yargı görevi yapan, tanık veya bilirkişileri etkilemeye elverişli değildir. Salt düşünce açıklaması şeklindeki beyanların da elverişliliğinden bahsedilemez. Bu suçun oluşabilmesi için yapılan beyanın, nesnel olarak madde metninde sayılan kişileri hukuka aykırı olarak etkileyecek nitelikte olması gerekir. Örneğin ulusal bir kanalda yapılan yayın sırasında bir soruşturma kapsamında şüpheli olarak gözaltında bulunan kişinin tutuklanması gerektiğine dair yapılan açıklamalar veya bir HSK üyesinin sanığın mahkûm edilmesi yönündeki açıklamaları ise bu suç için elverişli hareket olarak kabul edilmelidir.

Aleniyet, sözlü veya yazılı beyanın “belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir”olması anlamına gelir. Radyo, televizyon, kitap, afiş, film ve internet gibi kitle iletişim araçları vasıtasıyla işlenen fiiller birden fazla kişi tarafından algılanabilir nitelikte olduğundan bu vasıtalarla işlenen fiiller kimse tarafından izlenmese veya okunmasa bile alenidir. İnternet siteleri veya video paylaşım siteleri gibi herkesin erişebilmesinin mümkün olduğu dijital platformlarda yapılan paylaşımlar da alenidir. E-mail vasıtasıyla gönderilen elektronik postalar veya smsler ise sadece hesap sahibi kişi veya hat sahibi tarafından açılabildiğinden ve kişiye özel olduğundan aleni sayılmaz.

Açık hesaplarla yapılan paylaşımlar ve kapalı hesaplarla herkese açık olarak yapılan paylaşımlar üçüncü kişiler tarafından algılanabilir olduğu için şüphesiz ki alenidir. Kapalı hesaplarla yapılan ve sadece kullanıcının arkadaş listesindeki kişiler veya takipçileri tarafından görülebilen paylaşımlarda ise kanaatimizce gönderiye kaç kişinin erişebildiği ve bu kişilerin kimler olduğuna bakılarak bir sonuca ulaşmak gerekir. Bir hesabın sırf kapalı olması kanaatimizce aleniyetin gerçekleşmesini engellemez. Örneğin milyonlarca takipçisi ve arkadaşı bulunan kişinin kapalı hesaptan yaptığı paylaşım aleni sayılmalıdır. Zira birçok kimse tarafından algılanabilirlik şartı gerçekleşecektir.

Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye yönelik sözlü ya da yazılı beyanın, “aleni”; yani, “belirsiz sayıda kişi tarafından algılanabilir” olması gerekir.(Yargıtay 12. Ceza Dairesi-Karar: 2019/5889).Kereste dükkânı, karakol binasının önü, cadde, apartman önü, mahalle kahvesinin önü, duruşma salonu, gibi yerlerde işlenen fiiller Yargıtay tarafından aleni olarak kabul edilirken; cezaevi, cezaevi ring aracı, ifade alma odası, hasta muayene odası, ceza infaz kurumu reviri, ev, apartman boşluğu, nezarethane, daire kapısının önü, belediye başkanının makam odası gibi yerler ise aleni olarak sayılmamıştır. Yargıtay uygulamasında, herkesin duyup görebilmesinin mümkün ve muhtemel olduğu yerlerde işlenen fiiller aleni olarak kabul edilmektedir.

Hukuka uygun bir karar verilmesi veya bir işlem tesis edilmesi yahut gerçeğe uygun beyanda bulunulması için gerçekleştirilen davranışlar hukuka uygun olacağı için bu durumlarda adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu oluşmayacaktır. ÜNVER, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 474. -HAFIZOĞULLARI/ÖZEN, Millete ve Devlete, s. 239

Avukatın amacı, vekil veya müdafi sıfatıyla iddia ve savunma hakkını kullanarak, devam eden bir yargılama ilgili olarak iddia ve yargılama makamlarını etkileyip müvekkili lehine bir karar verilmesini sağlamaya çalışmaktır. Bu sebeple hukuki bilgi ve deneyimini kişilerin yararına tahsis ederek bir kanun hükmünü yerine getiren ve buna bağlı olarak bir hakkını kullanan avukatların bu hak kapsamındaki beyanları TCK m. 288’de düzenlenen suçu oluşturmaz.

Gerçek ve somut vakıalara dayansa bile uyuşmazlıkla ilgili olmayan hususların madde metninde sayılan kişilerin vereceği kararları veya yapacağı işlemleri etkilemek amacıyla bilinçli olarak kamuoyuyla paylaşılması halinde iddia ve savunma hakkının varlığından bahsedilemez. avukat, kamuoyunun doğru bilgiye erişmesini sağlamak ve müvekkilinin haklarını korumak için basın açıklamasında bulunabilir. Özellikle şüphelinin tutuklu olduğu hallerde avukatın müvekkili adına medyaya demeç vermesi zorunluluğu doğabilmektedir. Avukatlar tarafından yapılan bu tarz açıklamalar adaleti etkilemekten ziyade kişi hakkında ileri sürülen iddiaları çürüterek o kişiyi toplum nezdinde aklamayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla medyanın ilgisini çeken özel hukuk davalarının taraflarının/avukatının veya bir ceza davasıyla ilgili olarak tutuksuz yargılanan bir sanığın/müdafinin adliye çıkışında bekleyen basın mensuplarına mahkemenin vermiş olduğu kararla ilgili yaptığı açıklamalar etkileme amacıyla yapılmadığı takdirde suç teşkil etmez.

(TBB Meslek Kuralları’nın 40. maddesinde; “Avukat kesin olarak zorunlu bulunmadıkça, müvekkili adına basına açıklamada bulunamaz. Açıklamalarda, adalete etkili olmak amacı güdülemez.” hükmü yer almaktadır. Toplum tarafından ilgi gösterilen medyatik muhakemelerde avukatın, dava veya soruşturma ile ilgili müvekkili adına açıklama yapma zorunluluğu doğabilir. Bu zorunluluğun bulunduğu hallerde meslek kurallarına aykırı bir davranış söz konusu değildir. Kaldı ki bu davranış meslek kurallarına aykırılık teşkil etse bile, Zafer’in de ifade ettiği üzere, “standart kurallara aykırı olan her davranış şeklinin de mutlaka cezalandırılacağını söylemek mümkün değildir.” ZAFER, Hamide: “Savunma Hakkı ve Sınırları”, MÜHF Hukuk Araştırmaları Dergisi, Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan Özel Sayısı, Y. 2013, C. 19, S. 2, s. 526)

Basın özgürlüğünün bu mesleği yerine getirenlere sağladığı haber verme, yorum ve eleştiri yapma hakkı TCK m. 26/1’de düzenlenen hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedenini teşkil edeceğinden, bu hakkın kullanılması kapsamında gerçekleştirilen adil yargılamayı etkilemeye yönelik fiiller hukuka aykırılık teşkil etmez. Şüphesiz ki adliyeye intikal eden olaylar veya görülmekte olan davalarla ilgili kamuoyunu bilgilendirecek haberlerin verilmesi basın faaliyetini yerine getiren kişi ve kuruluşlar için bir haktır. Fakat adli haberlerin hukuka uygun sayılabilmesi için yapılan haberin; gerçek olması, güncel olması, kamusal ilgi ve yararın bulunması ve haberle meydana gelen olay arasında düşünsel bir bağın bulunması şartlarını taşıması gerekir. ÖZEK, Basın Hukuku, ss. 175-179; DÖNMEZER, Sulhi/BAYRAKTAR, Köksal: Basın Hukuku, Beta Basım, İstanbul 2016, ss. 244-248; ÇETİN, Erol: Son Değişikliklerle Basın Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2008, s. 276 vd.; HAFIZOĞULLARI/ÖZEN, Genel Hükümler, ss. 227-237-Yargıtay 19. C.D. E. 2018/6833, K. 2018/13076, T. 10.12.2018

Bir kimsenin bir suç şüphesiyle tutuklandığına ilişkin haberler yapıldıktan sonra, yargılama sonucunda bu kişi beraat edebilir. Ancak bu durum yapılan haberin hukuka uygunluğunu etkilemez. Çünkü haber, verildiği tarihteki koşullara göre gerçektir. Görünen gerçeğe uygun bir habere, gerçeğe aykırı eklemelerin yapılması halinde ise haber gerçeğe aykırıdır. KARAHASAN, Mustafa Reşit, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, Sevinç Matbaası, Ankara 1981, s. 1222

Yapılan tüm araştırmalara rağmen haberin gerçekliği hususunda düşülen hata, esaslı yani kaçınılmaz bir hatadır ve haberi yayınlayan basın mensubu bu hatasından faydalanır. Herhangi bir araştırma yapılmadan yayınlanan haberlerde ise gazeteci kusurlu olacağından, bu hata kaçınılmaz bir hata değildir. Bu sebeple bu hatasından yararlanamaz. Haberin gerçeği yansıtmadığının cevap ve düzeltme hakkı yoluyla veya gazete tarafından kendiliğinden kamuoyuna açıklanması, yapılan haberin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaz.

Bir olayın üzerinden uzunca bir zaman geçtikten sonra tiraj endişesi, hakkında haber yapılan kişiye yönelik tahkir kastı veya reyting gibi nedenlerle tekrar gündeme getirilerek haber olarak yayınlanması halinde ise artık toplumsal ilgi ve kamu yararından bahsedilemez. Yargıtay 4. HD., E. 2013/13931, K. 2013/17419, T. 11.11.2013

Kişilik haklarına zarar veren bir haberin yayınlanmasında eğer kamu yararı bulunuyorsa kamu yararına üstünlük tanınır. Yargıtay 4. HD., E. 2013/13931, K. 2013/17419, T. 11.11.2013

Yayınlanmasında kamu yararı bulunan gerçek ve güncel bir haber verilirken, habere konu kişi veya kişiler hakkında yapılan katil, dolandırıcı, rüşvetçi gibi sıfatlamalar haberle gerçekleşen olay arasındaki düşünsel bağı bozar. Bu gibi hallerde haberde yapılan değerlendirmeler adı geçen şahısların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden haber verme hakkının sınırlarının aşılması sonucunu doğurur. ÇETİN, Basın Hukuku, ss. 392-393.-Yargıtay 7. C.D. E. 2005/13442, K. 2006/18255, T. 29.11.2006 (“…Konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık unsuruna gelince; bu unsur haber gerçeği yansıtsa dahi kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak niteleme ve yorumun haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngörür. Öze ilişkin koşulların varlığı durumunda da biçimsel koşullara uyulması zorunluluğu vardır. Eleştirinin verilişinde gereksiz, yararlı olmayan beyan, niteleme ve değerlendirmelere gidilerek içerik ile uygun düşmeyen tahrik edici, yalın bir okuyucuda husumet ve kuşku yaratıcı dil ve ifade kullanılır, seçilen sözcükler aşağılayıcı, küçük düşürücü, incitici nitelikte olursa konu ile ifade arasındaki denge bozulur, haber veya eleştiri hukuka aykırı duruma gelir…” )

Madde metninde sayılan kişilerin hukuka uygun bir karar vermesi, hukuka uygun bir işlem tesis etmesi ya da gerçeğe uygun bir beyanda bulunması için yapılan haberler bu suçu oluşturmayacaktır. Ancak “Kitle iletişim araçlarıyla yürütülen ve yargısız infaz olarak tanımlanan”  uygulamalar etkileme amacının, yani özel kastın da bulunması halinde adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçuna vücut verir. Basın haber verme hakkını bu şekilde kötüye kullandığı takdirde haber verme hakkının sınırları aşılmış olacağından söz konusu haber hakkın icrası hukuka uygunluk nedeni kapsamında değerlendirilemez. YAŞAR/GÖKCAN/ARTUÇ, s. 8445.

Adalet mekanizmasının işleyişindeki aksaklıklar kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla eleştirilebilir. Bu eleştiriler hukuka aykırı olmadığı takdirde adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek olarak kabul edilemez. Yapılan eleştiri çok ağır olsa bile hukuka aykırı değilse ve adaleti etkilemek için yapılmamışsa adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs olarak değerlendirilemez. AYM, E. 2012/100, K. 2013/84, KT. 04.07.2013

Eleştiri hakkı da sınırsız bir hak değildir.  Bu sınırlar aşıldığı takdirde yapılan eleştiri hukuka aykırılık teşkil edecektir. Bilimsel kurallara uygun olmayan, özel olarak yargı görevi yapan, tanık veya bilirkişileri etkilemek amacıyla kaleme alınan ve herhangi bir şekilde alenileşmiş mütalaalar ise bu suç kapsamında değerlendirilebilecektir. Tartışma programlarında kamuoyunun ilgisini çeken adli konularla ilgili hukukçu, akademisyen veya avukatlar tarafından çeşitli hukuki değerlendirmelerin yapıldığı görülmektedir. Alanında uzman kişilerce yapılan bu eleştirilerin bilimsel açıklama yapma ve yayma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca söz konusu kişilerin özel kastı da bulunmadığından bu suçun oluşacağı söylenemez. Kararların basın yayın organları üzerinden hukuki yorum ve değerlendirmelerle eleştirilmesi bu suçu oluşturmaz. Örneğin ‘‘Verilen kararı hukuka uygun bulmuyorum, karar adil-hakkaniyetli değil, kararı yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırı buluyorum, karar ilgi Yasanın ‘……’ maddesine-fıkrasına ve yüksek mahkemenin istikrarlı içtihatlarına açık aykırıdır, yanlış buluyorum vb.” kanaat içeren ifadeler, eleştiri sınırları içerisinde kabul edilir. Ancak medya organları, Basın ve TV programları üzerinden yerel mahkeme veya istinaf mahkemesince verilen kararlar henüz kesinleşmemiş iken ” Bu kararı veren hakimlere ve savcılara sesleniyorum, sizler de yargılanacaksınız, bu karar hükümsüzdür, acilen kaldırınız, sarayın talimatlarına uymayınız, sanık veya sanıkların acilen tahliye edilmesi gerekir vs.” benzeri emir- talimat ve baskı ihtiva eden beyan ve açıklamaların, aleniyet ve elverişlilik şartları gerçekleştiğinden adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu ve benzeri açıklamaların ağır eleştiri sınırları içerisinde kabulü de olanaklı değildir. Failin kastının belirlenmesinde beyan, açıklama ve konuşma metninin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu halde açıklama ve beyanın hukuka aykırılığının tespitinde temyiz veya istinaf inceleme sonucu beklenebilir. Zira ceza hukukunda basit şüphe ile adli soruşturma başlatılabilmekte, yeterli şüphe ile iddianame tanzim edilebilmekte, makul şüphe ile arama-elkoyma; kesin şüphe-kanaat ile de mahkumiyet kararları verilebilmektedir. Anayasanın 138.maddesinde de bu hallere ilişkin açık sınırlama getirilmiştir. Mahkemelerin Bağımsızlığı; Anayasa Madde 138 ; ” Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

Faili madde metninde sayılan kişileri hukuka aykırı olarak etkileyecek nitelikte beyanda bulunmaya iten güç, hukuka aykırı bir karar verilmesini veya işlem tesis edilmesini ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunulmasını sağlamaktır. Yani fail bu sebeplerle hareket etmelidir. Madde metninde belirtilen amaç ve saikler dışında kalan başka bir sebeple hareket edildiği takdirde bu suç oluşmaz.

Tanığın duyu organlarıyla edindiği bilgilere aykırı olarak beyanda bulunmasını veya bilirkişinin gerçeğe aykırı olarak rapor düzenlemesini sağlamaya yönelik Aleni beyanlarda bulunulduğu takdirde bu suç oluşur.

6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki maddenin ilk halinde sadece “savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları” etkilemeye yönelik fiiller madde kapsamına dâhil edilirken, yeni düzenlemede “savcı, hâkim, mahkeme” ifadesi yerine “yargı görevi yapan” teriminin kullanılması tercih edilmiştir. TCK m. 6/1-d bendinde yer alan tanıma göre, “yüksek mahkemeler, adlî ve idarî mahkemeler üye ve hâkimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlar” yargı görevi yapan kimselerdir. Sayılan kimseler dışında bu mahkemelerde görev yapan zabıt kâtibi veya mübaşir gibi kimselerin etki altına alınmaya çalışılması halinde bu suç oluşmaz.

Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun oluşabilmesi için yargı görevi yapan kimselerin fiilen göreve başlamış veya görevde olması gerekmez. Yargı görevlisinin görev alacağının biliniyor olması suçun oluşumu açısından yeterlidir. Yargıtay CGK, E. 2007/5-70, K. 2007/254, T. 27.11.2007

Görülmekte olan bir dava veya yapılmakta olan bir soruşturma ile ilgili yargı görevlisi olarak görev yapan kişiler, tipik davranışın gerçekleştiği sırada izin, hastalık gibi herhangi bir sebeple görevinin başında olmasa bile, bu suç oluşur.

Etkilenmesi amaçlanan kişiler yukarıda bahsettiğimiz kişiler ile sınırlıdır. Bu kişiler dışında kalan kişileri etkilemek amacıyla yazılı veya sözlü beyanda bulunulması halinde, bu suç oluşmaz. Örneğin şüpheli, sanık, mağdur veya müşteki veya kolluk birimleri veya uzlaştırmacı veya arabulucu şahıslar bu kişiler arasında sayılmamıştır. Suç katalog suçlar arasında yer almadığından CMK Md 135, 140 tedbirleri uygulanamaz. Katalog suçlardan olan bir suçun soruşturulmasına istinaden yapılan dinleme esnasında tesadüfen bu suçun işlendiğine dair tape kayıtları elde edilirse hukuka uygun delil olarak kullanılamaz. 

Avukatın icra edeceği savunmasının veya faaliyetinin hukuka aykırı şekilde etkilenmesi dışında görevinin yapılmasına engel olma mahiyeti taşıyacak beyanlar bu suç kapsamında değerlendirilmez. Şartlarının oluşması halinde görevi yaptırmamak için direnme, tehdit, hakaret vs. suçlar vücut bulabilir. (”Sanığın, kardeşinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/385 esasına kayden görülmekte olan davada sanık müdafii olarak görev yapan şikayetçiyi 08.06.2009 günü telefonla arayarak, ona; dosyayı takip etmeye devam etmesi halinde kendisine zarar vereceğini, kendisini duruşma tarihinden sonra sakat bırakacağını, para ile tuttuğu kişilere tecavüz ettireceğini, savcılığa şikayette bulunması halinde adliye koridorunda vurduracağını söylemek suretiyle TCK’nın 6/1-d madde, fıkra ve bendine göre yargı görevi yapan avukata karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla tehdit kullanması biçiminde sübut bulan eyleminin, TCK’nın 265/2. madde ve fıkrasında düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç niteliğinde yanılgılı değerlendirme ve yetersiz gerekçe ile TCK’nın 277/1. madde ve fıkrasında düzenlenen yargı görevi yapanı etkileme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması, bozma nedenidir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi – Karar : 2018/5254).

Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunda şikayetçinin davaya katılma hakkı bulunmamaktadır.(Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan “suçtan zarar görme” kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu gerek Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11.04.2000 tarihli ve 65–69, 22.10.2002 tarihli ve 234–366, 04.07.2006 tarihli ve 127–180, 03.05.2011 tarihli ve 155–80, 21.02.2012 tarihli ve 279–55, 15.04.2014 tarihli ve 599-190, 28.03.2017 tarihli ve 214-206 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25.03.2003 tarihli ve 41–54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında, sanık hakkında adliyeye karşı işlenen gizliliğin ihlali ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarından açılan kamu davasında; sanığa atılı suçların koruduğu hukuki yarar ve nitelikleri itibariyle şikayetçi Türkiye Halk Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğünün sanığa yüklenen suçların mağduru olmadığı ve suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma hakkı bulunmadığı gözetilmeksizin şikayetçinin davaya katılmasına karar verilmiş olması hukuki değerden yoksun olup, hükümleri temyiz yetkisi vermeyeceğinden, şikayetçi vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE, 24.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi (Yargıtay 12. Ceza Dairesi – Karar: 2019/5448).

 

Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu

Soruşturma evresindeki eylemler bu suçu oluşturmaz. Suç, görülmekte olan dava dolayısıyla işlenmektedir. Bu nedenle haksızlık oluşturmak amacıyla yargı görevini yapanlar veya tanık ve bilirkişi etkilemekten söz edilebilmesi için öncelikle ortada görülen bir dava bulunmalıdır. Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunun işlenebilmesi için, yargı görevi yapanlar ile bilirkişi veya tanıkla doğrudan bir ilişki kurulması zorunlu olup, bu ilişkiyle beraber belirli bir yönde karar vermesi veya işlem tesis etmesi hususunda yargı görevi yapandan, gerçeğe aykırı mütalâa veya beyanda bulunması hususunda bilirkişiden veya tanıktan talepte bulunulması gerekmektedir. Suçun tanımında “hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs” unsuruna yer verildiğinden, suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkileme girişiminin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkileme teşebbüsünde bulunulmasıyla suç tamamlanmış olup, suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanın, bilirkişinin veya tanığın hukuka aykırı olarak kendisine iletilen talebi yerine getirerek herhangi bir karar vermesi veya işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı mütalâada veya beyanda bulunması gerekmemektedir. Tanımlanan suçun maddi unsurları arasında yer alan hareket (fiil) unsuru, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı davanın taraflarından birinin veya sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, kasten hareket edilmesi yetmemekte bunun yanında failin belirli bir amaç doğrultusunda hareket etmesi, diğer bir ifadeyle suçu oluşturan fiili, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak özel saikleri ile gerçekleştirmesi gerekmektedir. Emir verildiği, baskı yapıldığı veya nüfuz icra edildiği veya etki yapılmasına girişildiği anda cürüm tamamlanmış olur. Suç, herhangi bir yargı görevi yapana karşı işlenebilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde faile daha az ceza verilmesi öngörülmüştür. Burada iltimastan maksat, hatıra binaen ricada bulunmaktır. Yargı görevi yapana, bilirkişiye veya tanığa ulaştırılan mesajın alenî olması gerekmemektedir; bu mesaj genellikle gizli bir surette iletilmektedir. Söz konusu suçun, kamu hukuku veya özel hukuk ayırımı yapılmaksızın, her türlü uyuşmazlıkla ilgili olarak görülmekte olan davada veya yapılmakta olan soruşturmada, davanın taraflarından birinin, şüpheli veya sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı mütalâa veya beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs edilmesiyle işlendiği kabul edilmektedir. Bu nedenle, söz konusu suç, serbest hareketli bir suçtur. Suç tanımında, “hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs” unsuruna yer verildiğinden, suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkileme girişiminin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Bu itibarla, davanın tarafı olan ya da soruşturma veya kovuşturmanın süjesi olan kişilerin bu bağlamda taşıdıkları sıfatın gereği olarak hukuken kendilerine tanınan yetkiyi kullanmaları hâlinde, bir hukuka uygunluk sebebi olarak iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu olduğu için, suç oluşmayacaktır. Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkileme teşebbüsünde bulunulmasıyla bu suç tamamlanmış olmaktadır. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanın, bilirkişinin veya tanığın hukuka aykırı olarak kendisine iletilen talebe icabet ederek herhangi bir karar vermesi veya işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı mütalâada veya beyanda bulunması gerekmemektedir. Failin, söz konusu suçu oluşturan fiili, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, yani görülmekte olan bir davanın taraflarından birinin ya da yapılmakta olan bir kovuşturmada sanığın ya da davaya katılanın veya mağdurun leh veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar verilmesini veya işlem tesis edilmesini ya da gerçeğe aykırı mütalâa veya beyanda bulunulmasını sağlamak amacıyla, işlemesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.11.2007 tarih ve 2007/5-70/254 Sayılı kararında da belirtildiği gibi, TCK’nın 277. maddesinde tanımlanan suçun maddi unsuru, yargı görevini yapanları, emir vermek, baskı yapmak, nüfus icra etmek suretiyle veya her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. Maddi unsuru oluşturan fiilin ise, görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesini sağlamak amacıyla işlenmesi gerekmektedir. (CGK-K.2021/101).

Hakime ihtarname çekmek usul hukuku açısından uygulamada rastlanan davranışlardan değil ise de, dava sırasında iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında hukuk düzeninin kesinlikle yasakladığı bir durum olmadığından suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği…(Yargıtay 16. Ceza Dairesi – Karar : 2018/104).

Suçun tanımında “hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs” unsuruna yer verildiğinden, suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkileme girişiminin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkileme teşebbüsünde bulunulmasıyla suç tamamlanmış olup, suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanın, bilirkişinin veya tanığın hukuka aykırı olarak kendisine iletilen talebi yerine getirerek herhangi bir karar vermesi veya işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı mütalâada veya beyanda bulunması gerekmemektedir. Tanımlanan suçun maddi unsurları arasında yer alan hareket (fiil) unsuru, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı davanın taraflarından birinin veya sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, kasten hareket edilmesi yetmemekte bunun yanında failin belirli bir amaç doğrultusunda hareket etmesi, diğer bir ifadeyle suçu oluşturan fiili, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak özel saikleri ile gerçekleştirmesi gerekmektedir. Nitekim bu hususa ilişkin madde gerekçesinde; “Bu suçun oluşabilmesi için, failin belirli bir amaç doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir. Failin, söz konusu suçu oluşturan fiili, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, yani görülmekte olan bir davanın taraflarından birinin ya da yapılmakta olan bir soruşturma veya kovuşturmada şüpheli veya sanığın ya da davaya katılanın veya mağdurun leh veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar verilmesini veya işlem tesis edilmesini ya da gerçeğe aykırı mütalaa veya beyanda bulunulmasını sağlamak amacıyla işlemesi gerekmektedir” açıklamasına yer verilmiştir.

Avukatların TCK’nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında yargı görevi yapan kişilerden olması ve mahkeme huzurunda kişilerin hakları dava etmeleri ve savunmaları ile takip işlemlerinin Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesi anlamında adli bir işlem olması ve katılanın bu görevi sırasında sanığın kardeşinin ölümü nedeniyle yargılanan kişinin mahkeme huzurunda savunmasının yapılmasını ve adli işlemlerinin takip edilmesini engellemek amacıyla katılanı tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nın 265. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan görevi yaptırmamak için direnme suçunun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesine ilişkin cezayı ağırlaştıran nitelikli hâlin uygulanma koşulunun gerçekleştiği ve sanığın eylemlerinin bir bütün hâlinde zincirleme şekilde yargı görevi yapan kişilere karşı görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.(Ceza Genel Kurulu-K.2021/101).

Özgenç’e göre suçun koruduğu hukuki değer; ceza muhakemesinin doğruluk, dürüstlük ve maddi gerçeğe ulaşma ilkelerine göre işlemesini sağlayarak bireyler hakkında adil bir yargılama yapılmasıdır.

Bu suçta adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun aksine aleniyet şartı aranmamıştır. Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve bu suçta görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Soruşturma zamanaşımı 8 yıldır.

Sayılan kimseler dışında bu mahkemelerde görev yapan zabıt kâtibi veya mübaşir gibi kimselerin etki altına alınmaya çalışılması halinde bu suç oluşmaz. Dolayısıyla şüpheli, sanık, mağdur-müşteki-uzlaştırmacı-mübaşir-arabulucu-kolluk personeli vs kişilere yönelik eylemler bu suçu oluşturmaz. Bu suçta da şikayetçiye katılan sıfatı verilemez. Dolayısıyla şikâyetçinin yargılama sonucunda verilen kararı temyiz ve istinaf hakkı yoktur. Soruşturma aşamasında belirtilen kişileri hukuka aykırı etkilemeye teşebbüs bu suçun oluşmasına sebebiyet vermez . Aleniyet unsuru mevcut ve diğer koşulları bulunuyor ise adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan bahsedilebilir. Suç katalog suçlar arasında yer almadığından CMK Md 135, 140 tedbirleri uygulanamaz. Katalog suçlardan olan bir suçun soruşturulmasına istinaden yapılan dinleme esnasında tesadüfen bu suçun işlendiğine dair tape kayıtları elde edilirse, bu kayıtlar bu suçun ispatı açısından  hukuka uygun delil olarak kullanılamaz. CMK Md.140 da belirtilen teknik araçlarla izleme tedbiri açısından yasada tesadüfen elde edilen delil kavramına yer verilmediğinden, bu suça istinaden teknik araçlarla izleme kararının alınması ve bu tedbir sonucunda elde edilen delillerin (Görüntü, ses kaydı vs.) veya katalog suçlardan birinin soruşturulması esnasında tesadüfen bu suçun da işlendiğine dair kayıtların ispat aracı olarak kullanılması olanaklı değildir. Yasa maddesi gereğince görülmekte olan bir dava sebebiyle hukuka aykırı bir karar vermesi veya suça/haksız eyleme vs. göz yumması için hakim veya savcıdan ricada bulunmak suç olarak tanımlanmıştır. Aynı şekilde görülmekte olan bir davada hukuka aykırı veya gerçeğe aykırı beyan ve savunmada (Diğer sanıkları aklamaya  veya diğer davacıları haksız çıkarmaya yönelik vs.) bulunması için yargı görevi yapan avukattan ricada (İltimas) bulunmak da suç teşkil etmektedir . Rica, açıklama veya talebin hukuka aykırı olup olmadığı yürütülen dava veya kovuşturma dosyası bir bütün olarak irdelenmek suretiyle tespit edilir. Hukuka aykırı talep, rica veya açıklamanın tespitinde tereddüt oluşması durumunda, ilgi dava veya kovuşturma sonucunda verilecek hüküm-karar, istinaf veya temyiz süreci beklenebilir. İddia ve isnadın hukuka aykırı olmayan ve hukuka aykırı şekilde elde edilmemiş her türlü delil ile (Tanık, tutanak, ses-görüntü kaydı vs.) ispatı mümkündür. Basın yayın organları, sosyal medya paylaşımları gibi aracı vasıta kullanılarak hukuka aykırı açıklama, talep veya ricanın söz konusu olması durumunda doğrudan temas bulunmadığından bu suçun oluştuğu söylenemez. Ancak hakim, savcı, avukat, bilirkişi, tanık kullanımında olan sosyal medya iletişim aracına mesaj göndermek, arayarak ifade etmek vs. suretiyle hukuka aykırı talep, açıklama veya ricanın iletilmesi durumunda, doğrudan temas bulunduğundan, diğer koşulları varsa bu suçun işlendiği ileri sürülebilir. Bunun dışında doğrudan temas olmaksızın yapılan paylaşımlarda, diğer unsurları mevcutsa (Aleniyet, elverişlilik vs.), dolaylı vasıta kullanıldığından bu suçun değil; adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun irdelenmesi gerekir.

Gizliliğin İhlali Suçu 

Gizliliğin ihlali suçu; Soruşturmanın gizliliğini ihlal (TCK m.285/1-2), Kapalı yapılan duruşmanın gizliliğini ihlal (TCK m.285/3), Soruşturma ve kovuşturmada görüntü yayınlamak suretiyle masumiyet karinesini ihlal (TCK m.285/5) şeklinde işlenebilir. Gizliliğin ihlali suçu, sadece adli soruşturmalar için geçerlidir, idari soruşturmaların gizliliğinin ihlali bu madde kapsamındaki suçu oluşturmaz. Soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunda aleniyet koşulu aranmaktadır. Soruşturma işlemi niteliğinde olmayan bilgi ve belgeler gizlilik kapsamında değildir. Örneğin, şikayet dilekçesi bir soruşturma işlemi olmadığından şikayet dilekçesinin yayınlanması veya açıklanması soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu oluşturmaz. Soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunun oluşabilmesi için soruşturma işlemlerinin içeriklerinin açıklanması yeterli değildir. Soruşturma işlemlerinin açıklanması suretiyle aşağıdaki sonuçlar da meydana gelirse suç vücut bulur: Özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi (TCK 285/1-a), Haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesi (TCK 285/1-a), Masumiyet karinesinin ihlal edilmesi (TCK 285/1-a). Bu hallerde ayrıca maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engelleme amacı da aranmaktadır.(TCK 285/1-b).Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlali de suç olarak tanımlanmıştır. Örneğin, fiziki takip kararı veya telefon dinleme kararı niteliği gereği sonuç elde edilebilmesi için ilgilisine karşı gizli tutulması gereken kararlardandır.Gizli kalması gereken kararların ve bunların uygulanmasına ilişkin işlemlerin gizliliğinin açıklanması açısından aleniyet koşulu aranmamaktadır.  Kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğinin alenen ihlal edilmesi de suç olarak tanımlanmıştır. Kural olarak kovuşturma aşamasında yapılan duruşmalar herkese açıktır. Ancak, yargılamanın özelliği gerektirdiğinde kamu güvenliği ve genel ahlak (CMK 182) veya yaş küçüklüğü (CMK 185) nedeniyle duruşmanın kapalı yapılmasına karar verilebilir. Bu halde aleniyet koşulu aranmaktadır. Ancak tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz. Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması suç olarak tanımlanmıştır.

Basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk hallerinin, haber verme, eleştirme hakkı ve mağdurun rızası olduğu, haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama ve eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklama biçimiyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerektiği, CMK’nın 157 ve TCK’nın 285. maddeleri ile de, soruşturma aşamasındaki işlemler ile kovuşturma aşamasında kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini ihlal eden fiillerin suç olarak düzenlenip yaptırıma bağlandığı, somut olayda, mağdur hakkında yürütülen herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığı gibi haber içeriği ve yayımlanan fotoğrafın da bir soruşturma ve kovuşturma işlemi içeriğinin açıklanması niteliğinde olmadığı, bunun yanında, haberin içeriği itibariyle gerçek ve güncel olup Yargıtay üyesi olup daha önce çeşitli yayın organlarında hakkında haber yapılan ve görevi gereği kamuoyu tarafından tanınan katılanın, oğlunun sünnet düğününe, … isimli silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçundan yargılanan bir kişiyi davet ederek yakından ilgilendiğinin açıklanmasında, katılanın, yürüttüğü kamu hizmetinin niteliği ve toplum içindeki konumu gereği, kamusal ilgi ve yararının olduğu, haberin açıklama biçimi ve yayımlanan fotoğrafın, habere konu olayla düşünsel bağlantısının bulunduğu, haberin verilişinde tahkir edici, küçük düşürücü ve incitici bir bir dil kullanılmayıp, ölçülülük ilkesinin de ihlal edilmediği, haberin, eylemi hukuka uygun kılan basının haber verme ve eleştiri hakkı sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmakla, sanığın atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi – Karar : 2014/26240).

Soruşturmanın gizli olmasının sebebi, soruşturma işlemlerinin akamete uğramasının önlenmesi gereği yanında, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak suçsuzluk karinesi ve lekelenmeme hakkının korunmasıdır. Kovuşturma evresinin aksine suçun konusu olan soruşturma evresinin gizli olması, suçsuzluk karinesini ve lekelenmeme hakkını sağlar. Suçun maddi unsurlarından biri olan mağdur, suçun konusunun ait olduğu kişi veya kişilerdir. Mağdurun hayatta olan bir insan olması şart olup, tüzel kişiler suçtan zarar gören olurken, mağdur olamazlar. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157’inci maddesinde “soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir” şeklinde açıklanmıştır. Soruşturmanın gizliliğinin diğer bir sonucu ise soruşturma evresinde yapılan işlemlerle elde edilen bilgi ve belgelerin, kamuya açık olmamasıdır. Bu kapsamda soruşturmanın içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler soruşturmanın taraflarınca incelenebilir, ancak iddianamenin kabulüne kadar üçüncü kişilere karşı aleni hale gelmez. Soruşturma evresinde elde edilen delillerin suçun işlendiğine ilişkin yeterli şüpheyi oluşturması durumunda savcılık tarafından düzenlenecek iddianamenin mahkemeye sunulmasından, mahkeme tarafından kabulüne kadar geçen muhakeme işlemlerine ara muhakeme evresi adı verilmektedir. Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal fiili, soruşturmadan elde edilen ve öğrenilmemesi gerekenleri öğrenme ve sonrasında bunları kamuoyuna açıklama yahut ifşa etme şeklinde gerçekleşebilir. Fiilin gerçekleşmesi için hukuken soruşturmanın gizliliğini ihlal niteliğinde olan tek bir hareket yeterli görülmüştür. Kanunun tek bir hareketin yapılmasını suçun oluşması için yeterli gördüğü suçlara, tek hareketli suçlar denir. Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 427.  Artuk/Gökcen/Alşahin/Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 253.

Suçun telefonla mesaj çekmek suretiyle işlenmesi durumunda aleniyet unsurunun şartları sağlanmamaktadır.

‘..somut olayda; sanığın müştekiye telefonla mesaj çekmek suretiyle hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Dosya içerisinde yer alan anlatımlara göre hakaret sözlerinin belirsiz sayıda kişi veya başkalarının muttali olacağı şekilde söylendiğine dair bir açıklık bulunmamaktadır. Bu nedenle sanık hakkında düzenlenen iddianamede TCK’nın 125/4. maddesine yer verilmemesine karşın, yargılama safhasında bu hususta ek savunma hakkı tanınmadan ve koşulları oluşmadığı halde aleniyet artırımı yapılarak fazla ceza verilmesi hukuka aykırıdır.’ (E: 2016/ 18990 K: 2017 / 1189 ) Telefonda mesaj çekmenin yanı sıra arama suretiyle hakaret içerikli fiillerde bulunulması durumunda da aleniyet unsurunun varlığından söz edilemeyecektir. ‘Sanığın telefonunda hakaret etmesi eyleminde, aleniyet unsurunun oluşmadığı gözetilmeden, yerinde olmayan gerekçeyle TCK’nın 125/4. Maddesinin uygulanması bozmayı gerektirir.’ (E:2013/8835 K:2015/23910)

Aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp, hakaretin belirlenemeyen sıfat ve sayıda kişi tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, olay tarihinde vatani görevini ifa eden sanığın yemekhanede gerçekleştirdiği hakaret eyleminin aleniyet unsuru taşımadığı ve suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden,T.C. Yargıtay 11. Ceza Dairesi Esas No:2017/14581 Karar No:2018/1847

Aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp, hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, aleniyet unsurunun oluşmayacağı baro odasındaki sözleri nedeniyle sanık hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen TCK’nın 299/2. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırıdır (Yargıtay 9. Ceza Dairesi – Karar: 2014/8838)

Hakaret suçunun dilekçe kanalıyla işlenmesi, aleniyetin sağlanması açısından yeterli değildir.

‘.. Somut olayda suça konu ifadelerin, sanığın Yargıtay C.Başsavcılılığına hitaben yazarak göndermiş olduğu dilekçe içinde yer alması karşısında olayda alaniyet unsurunun gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.’ (E: 2006/ 9252 K: 2007 / 5081) Aynı şekilde Ceza İnfaz Kanunu’na göre Ceza infaz kurumundan gönderilen mektuplar, cezaevi görevlilerinin denetimine tabi olsa bile bu mektup vasıtasıyla işlenen hakaret suçlarında da aleniyet unsurunun oluştuğundan söz edilemez. ‘Sanıkların başka bir suçtan hükümlü bulundukları Kütahya Kapalı Cezaevi’nden Nevşehir Cezaevi’ndeki bir arkadaşlarına yazdıkları mektubun cezaevi güvenlik görevlileri tarafından içeriği okunarak alıkonulup bilahare c.savcılığı’na ihbar edilmesinde sanıkların üzerlerine atılı Cumhuriyeti ve hükümetin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif suçlarının ‘aleniyet’ unsurunun gerçekleşmediği gözetilmeden..’ (E: 1996/2319 K:1996/3227)

Ekip otosunda gerçekleşen hakaret eyleminde aleniyet unsuru oluşmaz.

‘Aleniyetin söz konusu olabilmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp, hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, ekip aracında gerçekleşen hakaret eyleminde aleniyet unsurunun oluşmadığı gözetilmeden, sanığın cezasında artırım yapılmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi, bozmayı gerektirmiştir.’ (E: 2015/20691 K: 2017 / 719)

Suçun evin içinde işlenmesi, aleniyet kapsamında değerlendirilemez.

‘Sanığın hakaret eylemini, katılanın evinin içerisinde gerçekleştirmesi karşısında, aleniyet unsurunun olayda gerçekleşmediği düşünülmeden, TCK’nın 125/4. maddesinin uygulanması..’ (E: 2015/28391 K: 2017/1785) buna karşın evin bahçesinde işlenmesi durumunda aleniyet unsuru konusunda ayrıca değerlendirme yapılması gerekir. ‘Sanıkların hakaret suçlarını işlediği kabul edilen evin bahçesinin aleni yer olup olmadığı şüpheye yer bırakmayacak biçimde saptanmadan, TCK’nın 125/4. maddesinin uygulanması..’ (E: 2013/1461 K: 2014/4782 )

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
,

SUÇU VE SUÇLUYU ÖVME SUÇU (TCK md. 215)

Suç, işlenmiş bir suçun övülmesi veya suç işlemiş kişinin övülmesiyle oluşur. Seçimlik hareketli suçtur. Aynı zamanda sırf hareket suçudur. İşlenmiş bir suçun övülmesinden kastedilen somut bir fiilin övülmesidir, yoksa soyut bir şekilde suçu övmek, örneğin soyut olarak dolandırıcılık veya hırsızlık suçunu övmek suç oluşturmaz.

İşlenmiş bir suç, ancak kesinleşmiş bir “mahkumiyet” kararı veya mahkemenin “ceza verilmesine yer olmadığına” karar vermesiyle mümkündür. Ceza verilmesine yer olmadığı kararı, sanığın fiilinin suç teşkil ettiği, ancak cezalandırılabilme şartlarının oluşmadığı hallerde söz konusu olur. Bu hallerde dahi fiilin övülmesi, suçu ve suçluyu övme suçu oluşturur. Övülen kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı bulunmalıdır.  Suç işlemiş kişinin övülmesinde; övülen kişi hakkında kesinleşmiş bir hüküm yoksa, yargılama veya soruşturma sürecinde övülmesi suç oluşturmaz. Suç tipinde yalnızca cürüm fiilinin övülmesinden söz edildiği için kabahatlerin ve disiplin suçlarının övülmesi halinde bu suç oluşmayacaktır. Bunun yanı sıra cürüm teşkil etmeyen haksız fiiller ve ahlaka aykırı fiillerin övülmesi de bu suçu meydana getirmemektedir. Önder, Özel Hükümler, s.398; Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.212; Erem, Amme Nizamı Aleyhine Cürümler, s.144; Cihan, a.g.e., s.124; Erem, Toroslu, a.g.e., s.231-Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.210; Erem, Toroslu, a.g.e., s.230; Gözübüyük, a.g.e., s.531; Cihan, a.g.e., s.123.Övülen cürmün teşebbüste kalmış olması halinde dahi, övme suçunun oluşacağı kabul edilmektedir. Önder, Özel Hükümler, s.399; Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.212. Övülen cürmün zamanaşımına uğramış olması halinde de övme suçu oluşabilmektedir. Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.217; ancak Bayraktar’a göre, övülen fiil ile övme fiili arasında çok uzun süre geçmişse, tahrik durumunun var olduğu ileri sürülemeyecektedir (bkz.: Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.217). Suçu ve suçluyu övme suçu bakımından, övme fiilinin gerçekleştirilmesi ile “kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkması” ve tehlikenin ortaya çıkmasının gerekli olması sebebiyle suç, bir somut tehlike suçudur.

Kişinin işlediği fiili sebebiyle övülmesi, aynı kişinin işlediği suç sebebiyle de övüldüğü anlamına gelir. Her iki seçimlik harekette, de övmenin aleni şekilde yapılması gerekir. Suç ve suçluyu övme, somut bir tehlike suçudur. Bu sebeple alenen övme yanında, kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması (Objektif cezalandırılabilme Şartı) gerekmektedir. Yargıtay 8. CD, 18.10.2018 T., 2018/7517 E., 2018/11174 K. Fail, objektif cezalandırılabilme şartının varlığını bilmiyor veya gerçekleşeceğini öngörmemiş olsa bile faile ceza verilebilecektir. İfadenin açık ve mevcut/veya yakın tehlike doğurduğunun iddia edilebilmesi, ifadenin kullanılmasının, hukuka aykırı fiillerin çok yakın gelecekte gerçekleştirilmesini olası hale getirmesi ya da doğrudan gerçekleştirilmesini sağlaması ve genel olarak da bu hususları gerçekleştirmeye elverişli olması şartlarına bağlanmıştır. Bu haliyle açık ve yakın tehlikenin tespitinde sadece doğrudan somut olarak gerçekleştirilmesi değil; mevcut tehlikenin yakın gelecekte vuku bulmasının olasılığı/muhtemelliği de göz önünde tutulur. Açık ve Yakın tehlikenin tespiti hakimin takdirine bırakılmıştır. Açık ve yakın tehlikenin mevcut olmaması durumunda suç işlemeye tahrik suçunun ayrıca irdelenmesi gerekir. Suç özgülünde açıklık, kamu düzenini bozacak derecede bir tehlikenin mevcudiyetini; yakınlık ise, tehlikenin kamu düzenine zarar verme ihtimalinin yakın olması anlamına gelir. Kötülüğün gerçekleşmesine yönelik ciddi bir tehdidin varlığı hali, tehlike olarak adlandırılmakta ve bu tehlikenin gerçekleşmesine dair duyulan korkunun mantıklı bir zemininin olması açıklık ölçütünü oluşturmaktadır. Dönmezer/Bayraktar’a göre; düşüncenin açıklanması, tehlikeli bir eylemi ya da şiddeti hemen oluşturacak nitelikte olmalıdır. Dönmezer/Bayraktar, Basın Hukuku, Beta Basım Yayım, İstanbul, 2016, s. 34-35. Örneğin kanı kaynayan genç örgüt sempatizanlarının çoğunlukta olduğu bir kıraathanede, hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunan örgüt lideri veya yöneticilerinin veya üyelerinin övülmesi, yaptıklarının hoş gösterilmesi halinde aleniyet şartı mevcut olduğundan, kamu düzeninin , asayişin bozulmasına sebebiyet veren açık ve yakın tehlikenin var olduğundan hareketle, suçun unsurlarının oluştuğu söylenebilir. Hakim açık ve yakın tehlikenin varlığını tayin ederken muhatap kitleyi ve övücü sözlerin mahiyetini bir bütün olarak değerlendirmek zorundadır. Övücü söylemlerin veya paylaşımların muhatap kitleyi harekete geçirici bir etkiyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı da tetkik edilmelidir. Açık ve yakın tehlikenin varlığı her somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı irdelenmelidir. Bize göre kamu barışının sağlanması kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanmasına bağlıdır. Dolayısıyla birisinin bozulması halinde diğerlerinin de doğal olarak zedeleneceği/bozulacağı gözden kaçırılmamalıdır. Zira kamu barışının olmadığı yerde kamu düzeninin veya güvenliğinin tesis edilebilmesi de hayatın olağan akışına zıtlık teşkil etmektedir. Doktrinde bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüştür.

Övülen suçun teşebbüste kalmış olması ve hatta icra hareketlerinin tamamlanmamasının veya neticenin gerçekleşmemesinin failin kendisi tarafından engellendiği gönüllü vazgeçme halinde dahi, fiilin övülmesi ile suçu ve suçluyu övme suçu oluşacaktır.

Suçu ve suçluyu övme suçunda, övülen fiilin bir suç teşkil etmesi gereklidir. Niteliği itibariyle suç teşkil etmeyen, örneğin disiplin cezası gerektiren bir fiilin ya da kabahatin övülmesi halinde bu suç oluşmayacaktır. Aynı şekilde suç teşkil etmeyen haksız fiiller ile ahlak kurallarına aykırı fiillerin övülmesi de övme suçunun fiil unsurunu oluşturmayacaktır. Övülen fiil, yürürlükteki ceza kanununda veya suç ve ceza düzenlemesi içeren diğer kanunlarda düzenlenmiş olmalıdır. Tüm suç düzenlemelerine ilişkin olarak övme suçunun işlenmesi mümkündür. Bize göre övülen suçun kasten veya taksirle işlenmiş olması açısından bir fark yoktur. Övülen cürmün suç olarak yasada tanımlanmış olması yeterlidir.

Yargıtay uygulaması; suçu ve suçluyu övme suçunun oluşabilmesi için kesinleşmiş mahkeme kararının bulunması gerektiği yönündedir. Yargıtay 8. CD, E.2018/7517, K.2018/11174, T.18.10.2018. Fiilin kovuşturulması bakımından bir muhakeme engeli bulunması ya da yargılama sırasında meydana gelen ve yargılamanın kesin olmayan şekilde sonuçlanmasına sebep olan unsurların (örneğin failin ölmesinin) meydana gelmesi sebebiyle düşme kararı verilmesi halinde, fiilin suç teşkil ettiği ya da kişinin suçun faili olduğu kesin olarak tespit edilemeyeceğinden, bu fiilin veya kişinin övülmesi, suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturmayacaktır. Övülen fiili gerçekleştirdiği tespit edilen fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde ise, açıklanmış bir hüküm bulunmadığından istinaf, temyiz, bireysel başvuru gibi kanun yollarına başvurulamayacağından kesinleşmiş bir hükümden söz edilemeyecektir. Dolayısıyla hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen fail ve failin işlediği fiilin övülmesi suç teşkil etmeyecektir. Şen, Suçu ve Suçluyu Övme, s.108.

Suçu ve suçluyu övme suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin kasten hareket ettiğinden söz edebilmek için övdüğü fiilin suç teşkil ettiğini veya kişinin o suçun faili olduğunu, dolayısıyla bu hususta bir kesin hükmün bulunduğunu, ayrıca övme fiilini alenen gerçekleştirdiğini bilmesi ve fiili gerçekleştirmeyi istemesi gereklidir. Failin, övdüğü fiilin suç teşkil ettiğinin veya övdüğü kişinin suçlu olduğunun kesin hükümle tespit edilmiş olduğunu bilmemesi halinde, suçun maddi unsurlarında düşülen bir hata söz konusu olacaktır. Suçun maddi unsurlarında düşülen bu hata kastı kaldırır. Bu sebeple övülen fiilin suç teşkil ettiğinin veya kişinin suçlu olduğunun kesin hükümle tespit edilmiş olduğunu bilmeyen kişinin manevi unsurun eksikliği sebebiyle bir cezai sorumluluğu doğmayacaktır. Suçu ve suçluyu övme suçu nedeniyle yapılan yargılamalar asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir. Suç; ceza normunun yasakladığı, tipe uygun, kasten veya taksirle gerçekleştirilen hukuka aykırı fiildir. Suç övme suçu kasten işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiştir. Failin övdüğü fiilin suç teşkil ettiğini bilmesi ve gerçekleştirdiği hareketler ile suçun övülmüş olmasını veya iyi görüldüğünü ifade etmeyi istemesi gerekmektedir. Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.224 İşlenmiş bir suçtan söz edebilmek içinse, bu sayılan şartların gerçekleştiğinin kesin hüküm ile tespit edilmesi gerekir. Hükme karşı bir kanun yolu öngörülmemişse, öngörülen bir kanun yoluna zamanında başvurulmamışsa veya açık olan olağan kanun yolları tüketilmişse kesin hükmün varlığından söz edilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde, hüküm düzenlenmiştir. Buna göre; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, düşme, davanın reddi ve adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hükümdür.

Hangi durumlarda ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceği de CMK md. 223’te düzenlenmiştir. Buna göre; yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağırlık ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin mevcudiyeti, yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk ya da cebir ve tehdit etkisiyle işlenmesi, meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması, kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi hallerinde kusurun bulunmaması dolayısıyla sanığa ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. Yukarıda söz edilen hallerde işlenen fiilin tüm unsurları mevcut olup, belirtilen hallerde kişinin kusurunun azaldığı ya da tamamen ortadan kalktığı düşüncesiyle kişiye ceza verilmez. Bunlara ek olarak işlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen; etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık sebebinin varlığı, karşılıklı hakaret, işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı dolayısıyla faile ceza verilmemesi hallerinde de ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. Kanun koyucu bu hallerin varlığında, fiilin hukuka aykırılığını belirtmekle birlikte cezaya yer olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla burada cezalandırılabilir bir durum olmamakla birlikte fiilin suç teşkil ettiği hüküm altına alınmaktadır. İşte bu nedenle ceza verilmesine yer olmadığı kararının verildiği hallerde ortada işlenmiş bir suçun varlığından söz edilebilmekte ve bunun övülmesi halinde Suçu ve Suçluyu Övme Suçu meydana gelecektir. Günal Kurşun, Ceza Muhakemesinde Hüküm, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 139; Öztürk/Tezcan/Erdem/Gezer/Kırıt/Akcan/Özaydın/Tütüncü, s. 642; Yenisey/Nuhoğlu, s. 792.

CMK md. 223/5’e göre mahkûmiyet kararı; sanığın, kendisine yüklenen suçu işlediğinin sabit olması durumunda verilir. Buna göre işlenen fiilin suç teşkil ettiği ve fiilin sanık tarafından işlendiği hüküm altına alınmış olur. Mahkûmiyet kararının varlığı halinde, işlenmiş bir suçun varlığı da söz konusudur. CMK md. 223/6’ya göre; yüklenen suçun işlendiğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine de hükmolunur. Maddeden anlaşılacağı üzere güvenlik tedbirinin varlığı da mahkûmiyet kararında olduğu gibi yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit bulunması şartına bağlıdır. Diğer bir ifadeyle, burada da işlenmiş bir suç vardır. Düşme kararında ve adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararında ise kesin hüküm verilemediğinden ötürü işlenmiş bir suçtan söz edilemeyecektir.

Suçu ve Suçluyu Övme Suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap, Üçüncü Kısım, Beşinci Bölümü’nde Kamu Barışı’na Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. suçun oluşması için, failin işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi gerekmektedir. İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme hâli de cezalandırılmaktadır. Suç işlemiş olan kişinin övülmesi hâlinde, aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş olan suç övülmektedir.” denmektedir.

Madde metninde de görüldüğü üzere, suçun oluşması için işlenmiş olan bir suçun veya işlemiş olduğu suçtan ötürü bir kimsenin övülmesi gerekmektedir. Bu övme fiili yeterli olmayıp, ayrıca övmenin sonucu olarak kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması şartı da gerçekleşmelidir. Korunan hukuki değer, kanun ile korunan ve suçun ihlal ettiği hak veya menfaattir. Suçu ve Suçluyu Övme Suçuyla korunmak istenen hukuki değer, toplum düzeni ve kamu barışıdır. Erol Cihan, “Cürüm Fiilini Övme”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 1968, C. 34, S. 1-4, s. 115. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/96135 (ET: 08.07.2018); Faruk Erem, Türk Ceza Hukuku Cilt III Özel Hükümler, Seçkin Kitabevi, Ankara, 1985, s. 611; Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1994, s. 374; Kenan Evren Yaşar, “Suçu ve Suçluyu Övme Suçu”, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C. 1, S. 2, s. 147; Ersan Şen.

Övmek kelimesinin sözlük anlamı; birinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek, methetmek, sena etmektir.tdk.gov.tr (ET: 28.02.2017). Erem övme fiilini; başkalarını övülen suçu işlemeye teşvik edici veya başkalarını o suçu işlemekten alıkoyan manevi engelleri ortadan kaldırıcı sözler söylemek olarak tanımlamaktadır. Erem, Özel Hükümler, s. 616; aynı yönde bkz: Faruk Erem/Nevzat Toroslu, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Savaş Yayınevi, Ankara, 2003, s. 230. Bayraktar; övmenin basit bir yüceltme olarak anlaşılmaması gerektiğini, övmenin aynı zamanda suç işlemeye de tahrik edici hareketler bütünü olduğunu ileri sürmektedir. Bayraktar, s. 217.

Fiilin alenen işlenmemesi halinde fiil unsuru gerçekleşmeyeceğinden suç oluşmayacaktır. Aleniyet kelime anlamı olarak açıklık demektir. Bir fiilin alenen icra edilmesi ise; bu fiilin açıktan açığa, herkesin gözü önünde, herkesin içinde, gizlemeden açıkça gerçekleştirilmesi anlamına gelir.tdk.gov.tr (ET: 15.02.2017) Yargıtay tarafından da fiilin birden fazla kişi tarafından görülüp işitilebilmesi durumu olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte fiilin işlendiği yerin objektif olarak birden faza kişinin fiili öğrenmesine imkan tanıması yeterli olup, kişilerin gerçekten fiili öğrenip öğrenmedikleri aleniyeti etkilememektedir. Örneğin, fiilin normal şartlarda birden çok kişinin bulunması olağan olan bir sokakta işlenmesine rağmen o anda sokakta kimsenin bulunmaması halinde de aleniyetin sağlandığı kabul edilecektir. Yargıtay CGK, E.2007/9-69, K.2007/99, T.17.04.2007- Yargıtay CGK, E.2017/14-1076, K.2018/492, T.30.10.2018. “… bölücü terör örgütü lideri A.Ö. lehine atılan sloganları alkışla destekledikleri ve yürüyüşle de eyleme katıldıkları anlaşılmakla …”. Yargıtay 8. CD, 26.03.2009 T., 2007/7162 E.,2009/4809 K.; “Düzenlenen gösterilerin amacı ve sanığın attığı sloganların içeriğine göre eylemlerin suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu gözetilmelidir.”. Yargıtay 9. CD, 01.06.2010 T., 2008/10402 E., 2010/6653 K.; “Sanıklarının amaçlarının kasten insan öldürme suçundan şüpheli Ogün’ün işlediği suçun doğru bir davranış olduğu yönünde kamuoyuna mesaj vermek olup olmadığı tartışılmadan …”. Yargıtay 4. CD, 17.12.2012 T.,2010/27631 E., 2012/30616 K.“… herkese açık olan mağazada meydana gelmiş olup aleniyet öğesi gerçekleşmiş bulunduğu gözetilmeden …”. Yargıtay 4. CD, 01.11.2007 T., 2006/4781 E., 2007/8616 K.; “… umuma mahsus yol üzerinde yürümekte olan … aleniyet unsurunun oluştuğu …”. Yargıtay 2. CD, 04.06.2003 T., 2001/33924 E., 2003/5933 K.; “… okul bahçesinde hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında … TCK:nın 125/4. maddesi kapsamında bulunduğunun gözetilmemesi …”. Yargıtay 2. CD, 12.06.2013 T., 2011/27129 E., 2013/15666 K.  “… müştekiye ait aleni olmayan evin holünde …”. Yargıtay 2. CD, 03.07.2013 T.,2001/39230 E., 2003/8078 K. 

Basının haber verme özgürlüğü de bu suç için bir hukuka uygunluk nedeni oluşturur. Basının haber verme özgürlüğü Anayasa’nın 28. maddesi ile koruma altına alınmıştır. Maddenin dördüncü fıkrasında belirtildiği üzere devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler bu haktan yararlanamayacaklardır. Basının haber verme özgürlüğünün hukuka aykırılığı ortadan kaldırabilmesi için, basın yoluyla kamuya duyurulan hadisenin haber niteliği taşıması gerekir, bu haberin doğru olması ve güncel olması gerekir, ayrıca haberin bilinmesinde kamu yararı bulunması gerekir. Bu şartları taşımayan durumlarda, bu hakkın kullanılması yoluyla hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Artuk/Gökcen/Yenidünya, Genel Hükümler, s. 433-435. Özgenç, Genel Hükümler, s. 307 vd; Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Genel Hükümler, s. 338; Hakeri, s. 367; Akbulut, s. 459 vd.-Yargıtay CGK 13.02.2007 T., 2007/7-28 E., 2014/ 34 K.

İfade özgürlüğü, mutlak bir hak olmaması sebebiyle sınırlandırılabilir. 1981 tarihli TC Anayasası’nın “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrası, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.” hükmüyle, ifade özgürlüğüne anayasal bir koruma getirmiştir. Mutlak bir hak olarak kabul edilmeyen ifade özgürlüğü, AY md.26/2’de gösterilen sebeplerle ve md.13 ve 14’te gösterilen usullerle bir sınırlandırma rejimine tabi tutulmuştur. Anayasa’nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın, Anayasa’da gösterilen sebeplere dayanılarak ve ancak bir kanunla sınırlanabilir. Aynı zamanda sınırlamanın, Anayasa’nın sözü ve ruhuna, demokratik toplu düzenine ve laik cumhuriyetin gereklilerine uygun ve ölçülü olması gerekmektedir. Anayasa’nın 26.maddesinin ikinci fıkrası, ifade özgürlüğünün, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, cumhuriyetin temel nitelikleri, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçun önlenmesi, suçlunun cezalandırılması, devlet sırrı olarak belirlenen bilgilerin açıklanmasının engellenmesi, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının veya meslek sırlarının korunması ve yargılama görevinin gereğine uygun şekilde yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceğini öngörmektedir. AYM ifade özgürlüğü ile demokratik toplum düzeni arasındaki ilişkiyi “İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden biri olup toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer alır. Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir.”; “İfade özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindedir. Bu itibarla ifade özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir” şeklinde açıklamaktadır. Emin Aydın Başvurusu, §41; Bekir Coşkun Başvurusu, B.N.2014/12151, T.04.06.2015, E.T.23.06.2018, §35.-Ali Rıza Üçer Başvurusu (2), B.N.2013/2015, T.02.07.2015, (Çevrimiçi), http://www.anayasa.gov.tr/icsayfalar/kararlar/kbb.html, E.T.23.06.2018, §28.

Suçun nitelikli halleri TCK md. 218’de ortak hükümler adı altında düzenlenmiştir. Buna göre suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranına kadar arttırılır. Basın ve yayın yolu deyiminden ne anlaşılması gerektiği konusunda ise TCK md. 6/1-g’deki tanıma bakılmalıdır. Buna göre; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçlarıyla yapılan yayınlar, basın ve yayın yolu ile yapılmış sayılır.

Kamu düzeni “bozulduğunda kamu yararını olumsuz yönde etkileyen ve bozulmasının önlenmesiyle de kamu yararı gerçekleşen düzen” ; toplumsal hayatın düzenli gidişi, yurttaşların birbirleri ve devletle olan ilişkilerini uyumlu biçimde ve barış içinde sürdürmeleri”; “toplumun barış ve güven içinde gelişmesini ve yaşamlarını sürdürmesini sağlayacak ortam şeklinde ifade edilmiştir. Metin Günday, İdare Hukuku, 10. Baskı, Ankara, İmaj Yayıncılık, 2015, s.290- Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.97-Şeref Gözübüyük, Turgut Tan, İdare Hukuku – Cilt: I Genel Esaslar, Güncelleştirilmiş 11. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2016, s.652. “…(Kamu düzeni) deyiminin; toplumun huzur ve sükununun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasını hedef tutan her şeyi ifade ettiği, bir başka deyimle, cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden bütün kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır.” AYM, E. 1963/128, K. 1964/8, 17.04.1964, AMKD 2, s. 47. Kamu düzeni, bozulduğunda kamu yararını olumsuz yönde etkileyen ve bozulmasının önlenmesiyle de kamu yararı gerçekleşen bir düzendir ve bireylerin umumi veya umuma açık yerlerde, güvenlik, dirlik ve esenlik ve sağlık içinde yaşamlarını sürdürmelerinin sağlanması ile korunur. GÜNDAY: s.246-248. 

Kamu düzeni kavramını şu üç özellik niteler : Kamu düzeni, güvenlik, dirlik-esenlik ve sağlık olmak üzere üç unsurdan oluşur. Modern anlayış bu üç unsur dışında , kamu düzeninin tanımında “genel ahlak”, “kamusal estetik”, “insan onuru” gibi bazı yeni unsurlara da yer vermiştir. Her suç kamu düzenini ihlal eder. Güvenlik, bireylerin can ve mallarına zarar verebilecek tehdit ve tehlikelerin yokluğu anlamına gelir. Dirlik ve esenlik, yaşamın normal seyrini olumsuz yönde etkileyebilecek her türlü düzensizlik ve karışıklığın yokluğudur. Sağlık, toplumun bulaşıcı ve yaygın hastalıklardan uzak tutulmasını, toplumun sağlık koşulları içinde yaşamını sürdürmesini ifade eder. GÜNDAY: s.248 

  1. Kamu güvenliği, bireylerin can ve mallarına zarar verebilecek tehdit ve tehlikelerin yokluğu anlamına gelir.  başka bir deyişle güvenlik (asayiş, emniyet), kişilerin kamusal ya da kamuya açık yerlerde, saldırıya, zorlamaya, itilip kakılmaya, kazaya ve engellemeye (durdurulma, bekletilme, alıkonma) uğramadan dolaşmaları veya bulunmaları, can ve malları için hiçbir zaman endişe duymamaları ve bu yönde inanç ve kanaat sahibi olmalarıdır. GÜNDAY: s.248-Lütfi DURAN: İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul 1982, s. 254. Örneğin kolluk makamları kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla motosiklet sürücülerine kask, işçilere baret, otomobil sürücülerine emniyet kemeri takma zorunluluğu getirebilir.
  2. Kamu dirliği ve esenliği, yaşamın normal seyrini olumsuz yönde etkileyebilecek her türlü düzensizlik ve karışıklığın yokluğudur. Doktrinde sükun ve huzur, menfi bir şekilde, karışıklık halinin aksi olan fiili durum olarak tanımlanmaktadır. Kamu huzur ve sükununun bozulması hallerine asıl örnek olarak, isyan, ihtilal, komplo, fesat çıkarma ve her türlü şiddet hali gösterilir. En basit örnek ise, gürültü kirliliği, dolaşım sorunları ve benzeri durumlardır. Sıddık Sami ONAR: İdare Hukukunun Umumi Esasları, C.III, İstanbul 1966, s.1479; İ. Giritli, İdare Hukuku, C.3, 3. Baskı, İstanbul 1967, s.101. 
  3. Kamu sağlığı, toplumun bulaşıcı ve yaygın hastalıklardan uzak tutulmasını, toplumun sağlık koşulları içinde yaşamını sürdürmesini ifade eder. Yoksa her bir bireyin teker teker hastalıklardan arındırılması ve kurtarılması anlamına gelmemektedir. Bu bağlamda, örneğin, salgın bir hastalık idari müdahalenin konusu olurken, idare her bireyin sağlık sorunlarıyla ilgilenmez. GÜNDAY: 248.

Milli güvenlik , “Yurt ölçüsünde beliren iç ve dış tehlikelere karşı Devlet tüzel kişiliğinin savunma ve güvenlik altına alınması,” dır. Danıştay, 12.D., E. 1969/4097, K. 1970/426, KT. 5.3.1970, DKD., Yıl 1, S.1, 1971, s. 379-426 Dış güvenlikten de anlaşılması gereken devletin ve ülkenin savaşta ve barışta dış tehlikelere karşı korunmasıdır. İç güvenlikten anlaşılması gereken ise, devletin iç isyan, ayaklanma tahrik ve yıkıcı eylemlere karşı korunmasıdır. Kamu düzeni ve tek başına dış güvenlik arasında doğrudan bir bağ bulunmamakla birlikte, iç güvenlik ve kamu düzeni kavramları yakından ilişkilidir. Şöyle ki; iç güvenliği tehdit eden her türlü eylem kamu düzenini de bozmaktadır. Ancak bu ilişki tam olarak karşılıklı değildir; yani kamu düzenini bozan her eylem iç güvenliğe yönelik olmayabilir. Örneğin bir ayaklanma durumunda hem milli güvenlik ve hem de kamu düzeninin bozulmasından söz edilebilir. Ancak, sağlıksız koşullarda çalışan bir yiyecek işletmesi söz konusu olduğunda, kamu düzeni zarar görmüş ya da risk altında iken, milli güvenliğin tehdit altında olduğu söylenemez.

Kamu yararı, “kişinin ve toplumun huzurunu sağlamak” anlamına gelir. AYM., E. 1977/1, K. 1977/20, RG: 05.12.1977-16130. “Vatandaşlar arasında kin ve düşmanlık yaratılmasının önlenmesi, milli huzurun bozulmaması, kamu yararıdır. Bu, toplum hayatını zarardan korumayı ve güvenliği sağlamayı amaçlar. AYM., E. 1963/16, K. 1963/83, RG: 09.07.1963-11449 Kamu düzeninin dayandığı ilk temel, kamu yararı, toplumun genel çıkarıdır. Kamu yararı düşüncesiyle konulmuş özel bir hukuk düzeni olan kamu düzeni özgürlüklerin sınırının saptanmasında da başvurulacak bir kavram ve ölçüttür. Topluluğun her yönden genel çıkarlarını koruyan hükümler kamu yararını ve sonuç olarak kamu düzenini ilgilendirir. Her türlü yasal, idari ve yargısal pratik, kamu yararı adına gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda kamu düzeninin varlık nedeni de kamu yararının gerçekleştirilmesidir. Necip BİLGE: Hukuk Başlangıcı, 12. Baskı, Ankara 1998, s. 54.  Kamu yararı ‘kişinin ve toplumun huzur ve refahını sağlamak’ anlamına gelir. Anayasaya göre bu, Devletin başta gelen ödevidir.” (AYM, T.5.4.1977, E.1977/1,K.1977/20, AMKD 15, s.253-264,) “Seçim güvenliği, kamu düzeni ve hatta kamu yararı kavramları içinde düşünülür.” (AYM, T.5.4.1977, E.1977/1,K.1977/20, AMKD 15, s.253-264,) Kamu yararı toplum yararıdır. “Ceza verme hakkının esasını adaletle sınırlandırmış toplumsal yarar düşüncesi oluşturur. Kamu yararının takdiri ise yasama organının yetkisindedir. Ne var ki bu organ kamu yararı düşüncesiyle eylemlere dilediği miktarda ceza saptayamayacağı gibi, kişi haklarının özüne de dokunamaz.” (AYM, T.29.4.1980, E.1979/37, K.1980/26, RG. 23.8.1980) Kamu düzeni, kamu yararıdır. “Vatandaşlar arasında kin ve düşmanlık yaratılmasının önlenmesi, milli huzurun bozulmaması, kamu yararıdır. Bu, toplum hayatını zarardan korumayı ve güvenliği sağlamayı amaçlar.” (AYM,T.8.4.1963, E.1963/16, K.1963/63, AMKD 1, s.194-210,) Siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olması, onların çalışmalarını kamu yararı kılar. (AYM, T.18.19.2.1969, E.1968/26, K.1969/14, AMKD 7, s.244-268). “Sosyal düzen ve toplum yararı amacıyla anayasal ilkeye ayrık getirilmesi kamu yararınadır.” (T.21.9.1966, E.1966/14, K.1966/36, AMKD 4, s.246-253) “Ekonomik ve sosyal dengeyi sağlamak gibi haklı nedenlere dayanan çalışma hakkı sınırlamaları, mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılamaması anlamına gelmez, zira sınırlama kamu yararınadır.” (T.26-27.9.1967, E.1963/336, K.1967/29, AMKD 6, s.6-47.)“Anayasanın 130. maddesiyle Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu açıklanan doğal zenginlikler ve kaynakların aranması ve işletilmesinin ilke olarak Devlet görevi sayılması, Anayasa koyucunun bu işleri ‘kamu hizmeti’ niteliğinde gördüğünün açık kanıtıdır.” (T.21.6.1979, E.1979/1, K.1979/30, AMKD 17, s. 216-265) “Kamu hizmetinin gerekleri, kamu yararı gereğidir.” (T.12.10.1976, E.1976/38, K.1976/46, AMKD 14, s.252-286,) “Kamu yararı nedeniyle özel hayatın gizliliğine dokunulabilir.” (T.26-27.9.1967, E.1963/336, K.1967/29, AMKD 6, s.6-47) “Kamu yararı amacıyla olsa da bir hakkın özüne dokunulamaz.” (T.26.3.1963, E.1963/3, K.1963/67, AMKD 1, s.147-160,) “Kamu yararına dayanılarak ayrım yapılması eşitlik ilkesini zedelemez.” (T.26.12.1968, E.1968/9, K.1968/67, AMKD 6, s.355-362,) “Yasayla temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının topluma sağlayacağı yararın, kişiler için getireceği yarara ağır basması durumunda kamu yararının varlığı kabul edilmelidir.” (T.8.2.1979, E.1978/54, K.1979/9, AMKD 17, s.56-71)“Kamu hizmetinin gerekleri, kamu yararı gereğidir.” (T.12.10.1976, E.1976/38, K.1976/46, AMKD 14, s.252-286,) “Yasa koyucuya verilen düzenleme yetkisi, hiçbir şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek… biçimde kullanılamaz.” (Anayasa Mahkemesi, E.1985/1, K.1986/4, RG. 10.7.1986, sayı 19160)

“Genel ahlak” ya da “kamu ahlakı”; toplumun etik, manevi dayanağının korunması anlamına gelmektedir ve kamu yararının tinsel bakımdan değerlendirilmesini ifade eder. BİLGE: Hukuk Başlangıcı, s. 54. Ayrıca bkz. İ. KILLIOĞLU, Ahlak Hukuk İlişkisi, İstanbul, 1988, s.360. Genel ahlaka aykırı bir eylemin idare tarafından önlenebilmesi, söz konusu eylem nedeniyle dış kamu düzeninin gerçekten ve mutlaka bozulması tehlikesi bulunduğu takdirde hukuka uygun sayılabilir. Genel ahlak nedeniyle kimi özgürlüklerin sınırlanmasında, bireylerin fikir, kanaat ve ihtiyaçlarının düzenlenmesi ve denetlenmesi değil, yerine göre güvenliğin, dirliğin ve sağlığın korunması söz konusudur.

Anayasa Mahkemesi kamu düzenine ilk kez E.1963/128, K.1964/8, T.28.01.1964 kararında değinmiş ve kavrama ilişkin olarak “…kamu düzeni deyiminin, toplumun huzur ve sükununun sağlanması, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasını hedef tutan her şeyi ifade ettiği, bir başka deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden bütün kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır” tespitinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi sonraki kararlarında kamu düzeni kavramının ekonomik, sosyal ve ahlaki unsurları da kapsadığını kabul etmiştir. Tekinsoy, a.g.e., s.255; Çetindağ, a.g.e., s.58

Geniş anlamda kamu düzeni toplum yapısını ve kurumlarını, bireyler arası ilişkileri, toplumsal yaşamı ilgilendiren kuralları ve değerleri kapsamaktadır. Bu açıdan kamu düzeni toplumun sosyal ve siyasal yapısının oluşturulması ve hem bireyler arasındaki hem de bireyler ile kurumlar arasındaki ilişkilerin uyumlu biçimde sürdürülmesi, bireylerin huzur içinde yaşaması anlamına gelmektedir. Dar anlamda kamu düzeni ise düzenli işleyen bir toplumsal hayatı, bireylerin birbirleri ve devletle olan ilişkisinin uyumlu şekilde sürmesini ve barış içinde yaşamalarını ifade etmekte olup, geniş anlamda kamu düzeninin bir parçasını oluşturmaktadır. Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.97

Suç işlemeye tahrik, suçu ve suçluyu övme veya halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlarının işlenmesi ile kamu düzenini oluşturan hukuki değerler tek tek ihlal edilmemekte; kamu düzeninin bir bütün olarak ifade ettiği huzur ve barış içinde yaşama durumu ihlal edilmektedir. Bu sebeple bu suçlar kamu düzenini doğrudan ihlal etmektedir. bkz.: Zeki Hafızoğulları, Devrim Güngör, “Türk Ceza Hukukunda Suçların Tasnifi”, TBBD, S:69, 2007, s.31.

Kamu barışına karşı suçlardan biri olan ve TCK md.213’te düzenlenen halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçunun komisyon gerekçesinde kamu barışı kavramına ilişkin olarak “Kamu barışı kavramından, bireyler arasındaki ilişkilerde hukukun egemen olduğu toplum düzeni anlaşılmalıdır. Bireylerin taşıdığı, barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duygunun da kamu barışı kavramı içerisinde düşünülmesi gerekmektedir. Bu kavram, kamu güvenliği kavramından daha geniş bir anlam içeriğine sahiptir.” tespitinde bulunulmuştur. Kamu barışı “kamu düzeni ile kamu güvenliği arasında anlamlı bir iletişim kurabilmek için korunması gerekli bir değer olarak, kişilerin huzur ve sükûnet içinde yaşadıklarına ilişkin temel inancı taşıdıkları ve bunun yanında hukukun üstünlüğünün sağlandığı durumdur. Öykü Didem Aydın, “Yeni Ceza Kanunu ve Uygulamasına Eleştirel Bir Bakış”, Hukuki Perspektifler Dergisi, S:6-9, 2006, s.7.kamu barışı, kamu düzeninden daha dar, kamu güvenliğinden daha geniş bir kavramdır. Ahmet Gökcen, “Kamu Barışına Karşı Suçlar”, Polis Dergisi, S: 44, Nisan-Mayıs-Haziran 2005, s.1; Parlar, a.g.e., s.1147; Şahbaz, a.g.e., s.2419; Özge Apiş, Halkı Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik veya Aşağılama Suçları (TCK md.216), Ankara, Adalet Yayınevi, 2017, s.21.

Suç işlemeye tahrik suçunda (TCK md.214), muhatapları belirli yönde hareket etmeleri için harekete geçirebilecek doğrudan bir telkin söz konusuyken; övme suçunda muhatapların iradesine doğrudan etki edecek bir fiil gerçekleştirilmemektedir. Yaşar, Gökcan, Artuç, a.g.e., s.6496-6497. Muhatapların iradesi üzerindeki etki, övülen fiilin takdiri hak eden, doğru, meşru yönlerinin ortaya koyulması, fiilin yüceltilmesi sonucu fiilin işlenmemesi yönündeki psikolojik engellerin kaldırılması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Sonuç itibarıyla, muhatapların suç işlemeleri yönündeki iradeleri üzerindeki etki suç işlemeye tahrik suçunda doğrudan, övme suçunda ise dolaylı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple övme fiili suç işlemeye dolaylı bir tahrik teşkil etmektedir. Cihan, a.g.e., s.117; Erem, Toroslu, a.g.e., s.230; Erem, Amme Nizamı Aleyhine Cürümler, s.143; Gözübüyük, a.g.e., s.532; Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.208; Şahbaz, a.g.e., s.2431; Soyaslan, a.g.e., s.530.

Suç ile korunan hukuki değer kamu düzeni olduğu için bu suçun mağduru, soyut olarak toplumu oluşturan tüm bireylerdir.

Övmenin sözlük anlamı, “birinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltme, methetme, sena etmedir. Öğretide övme “Kanunun suç olarak öngördüğü bir fiilin lehine müspet bir değerlendirmenin açıklanması” , “bir fiilin yüksekliğini, doğruluğunu ve fiili yaratan kişinin de kutlanacak bir kişi olduğunun belirtilmesi”; “reddedilen, beğenilmeyen bir fiili, doğrudan doğruya ve esaslı itibariyle methetme düşüncesinin tezahürü”; “bir suç hakkında doğrulayıcı, yüceltici nitelikteki düşünceler, jestler”; “kanunun suç olarak öngördüğü bir davranışa yönelmiş olumlu bir hükmün açıklanması”; “başkalarını o cürmü işlemeğe teşvik edici veya o cürmün işlenmesine mani olan manevi engelleri kaldırıcı mahiyetteki sözler”; “cürüm olan fiilleri iyi ve makbul olarak tanıtmak” ; “suç işleyenin işlediği suç sebebiyle ahlaki ve manevi bakımdan onun arkasında olunduğunun bildirilmesi” “işlenmiş olan bir eylemin doğruluğu, meşruluğu ve haklılığı konusunda kişilerde bilinç yaratma, suçun işlenmesinin o kadar da kötü bir şey olmadığının vurgulanması”; “bir şeyin doğruluğunun kabul edilmesi”; “suç olarak tarif edilen fiile ve faile karşı insanlardaki nefret ve tasvip etmeme duygusunu ortadan kaldırmaya yönelik hareket” şeklinde tanımlanmıştır. Kısaca övme, işlenen hukuka aykırı fiilin meşru görüldüğünü ve işlenmesinin desteklendiğini gösteren her türlü olumlu, yüceltici ve tasvip edici ifade olarak tanımlanabilir.

Suçun veya suçlunun övülmesinin, muhataplarda övülen suçun işlenmesi yönünde harekete geçirici bir etkiyi oluşturmaya elverişli olması gerekir. Fiilin övülen suçun işlenmesinin meşru olduğunun düşünülmesini, bu yöndeki fikirlerin güçlenmesini yahut suçun işlenmemesi yönündeki algının zayıflamasını sağlamaya elverişli olması halinde, övmenin gerçekleştiği kabul edilecektir. Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.218. Bu etkiyi yaratma kabiliyeti bulunmayan ifadelerin, örneğin bir suçlunun yalnızca beğenildiğinin ifade edilmesi, övme suçu bakımından elverişli bir fiil olarak kabul edilemeyecektir.

Bunun gibi övülen suçun mağdurunun kötülenmesi, övülen suçun failinin mağdura karşı suç işlemesine sebep olan şartlar hakkında basit bir şekilde olumlu yorum yapılması veya suç teşkil eden fiil hakkında bilimsel bir fikir ileri sürülmesi, bilgi verilmesi ya da ceza politikası açısından fiile ilişkin af uygulanmasının talep edilmesi de övme kavramı kapsamında değerlendirilemeyecektir . Örneğin, mağdurun davranışlarının aşağılayıcı olduğu ve failin haksız tahrik altında fiili gerçekleştirdiğini, failin cezasının azaltılması gerektiğinin ifade edilmesi övme suçu bakımından elverişli bir fiil teşkil etmemektedir. Benzer şekilde, yapılan yargılama sonunda, meşru savunmanın sınırını kasten aşması sebebiyle fail hakkında kasten yaralama suçundan hüküm verilmesine ilişkin olarak, fiilin meşru savunma sınırları içinde kaldığının ve dolayısıyla suçun oluşmadığının ifade edilmesi ceza hukuku alanında yapılan bilimsel bir yorumdur. Bu yorumun işlenen suçun haklı görülmesi ve aynı fiilin diğer kişilerce işlenmesi için tahrik niteliğinde olduğu söylenemeyeceğinden, suçu ve suçluyu övme suçu oluşmayacaktır. Yargıtay 8. CD, E.2013/1567, K.2013/5627, T.15.02.2013-Toroslu, Özel Kısım, s.260; Özek, a.g.e., s.452; Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.218; Cihan, a.g.e., s.119; Şahbaz, a.g.e., s.2430; Yargıtay 8. CD, E.2009/13825, K.2012/23385, T.04.07.2012 .

Övme doğrudan doğruya veya örtülü şekilde yapılabilir. Fiilin veya failin haklılığının doğrudan ifade edilmesi ile doğrudan, mevcut bir övgüye destek veya taraftar olunarak örtülü şekilde de övme gerçekleştirilebilir. Yaşar, Gökcan, Artuç, a.g.e., s.6515; Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik, s.220; Cihan, a.g.e., s.120. Örneğin işlenen cinsel istismar suçu bakımından istismar eden kişinin cezalandırılmasının doğru olmadığını, yapılanın doğru olduğunu ifade eden kişi doğrudan övme gerçekleştirirken; övme filini gerçekleştiren bu kişinin doğruları söylediği ve desteklenmesi gerektiğinin beyan edilmesi suretiyle dolaylı olarak övme gerçekleştirilmektedir. Övme sözlü olarak ifade edilebileceği gibi, resimle, yazılı veya sembolik vücut hareketleriyle de dışa vurulabilir. Facebook, Twitter ve Instagram milyonlarca kullanıcısı olan sosyal medya platformlarından birkaçını oluşturmaktadır. Bu platformlarda yer alan “beğenme” (“like”), “retweet” ve “paylaşma” (“share”), kullanıcıların bu platformlarda yer alan içeriklerle etkileşimde bulunmalarını sağlayan araçlardandır. Kişi beğenme tuşuna bastığında, kendisinin o içeriği beğendiğine dair durumun diğer kişilere bildirileceğini bilmektedir. Bu dışavurumu güçlendirmek için Facebook gibi sosyal medya platformları, beğenme tuşu dışında da duygusal durumu aktarmaya yarayan araçlar geliştirmişlerdir. Sosyal medya platformlarında beğenme tuşunun kullanılmasıyla, beğenilen içeriğin hoşa gittiği, doğru bulunduğu ya da desteklendiği ortaya koyulmaktadır. Kişilerin, içerikte yer alan şeyi beğendiklerini veya doğru bulduklarını bu şekilde diğer kişilere bildirmeleri düşüncenin dışavurumu olup, bir ifade teşkil etmektedir. Alıntılamada yapılan yorum içeriğe ilişkin düşünceleri yansıtıyorsa bunun övme kavramıyla bağlantılı bir ifade kabul edileceği şüphesizdir. Örneğin, bir gazeteye ait Twitter hesabından paylaşılan ve töre saikiyle çocuğun öldürülmesi olayı için yapılan yargılama sonunda verilen hükme ilişkin bilgilerin yer aldığı haberi “Yapılması gerekeni yapan bu babanın töre için ödediği bedel şereftir.” yorumuyla birlikte paylaşılması halinde, artık yalnızca haberin paylaşıldığından söz edilemeyecektir. Bu yorumun da eklenerek haberin paylaşılması ile kişi işlenen bu suça ilişkin düşüncesini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla alıntılama şeklindeki bu retweet töre saikiyle öldürme suçunu işleyen kişinin övülmesi anlamına gelecektir. (Muharrem Özen, İhsan Baştürk, Bilişim – İnternet ve Ceza Hukuku, Ankara, Adalet Yayınevi, 2011, s.273) Beğenme ile retweet arasındaki farka ilişkin olarak, beğenmenin kişinin ilgili içeriğe ilişkin olumlu düşüncelerini diğer kişilere aktarması anlamına geldiği; retweetin ise, doğrudan retweet yapılması halinde içeriğe ilişkin olumlu veya olumsuz bir düşünce açıklaması teşkil etmeyeceğinden övme kavramı kapsamında kabul edilemeyeceği, alıntılama şeklinde retweet yapılması halinde ise yapılan yorum değerlendirildiğinde, içeriğin makbul, meşru görüldüğünün anlaşılması halinde övme teşkil edebileceği sonucuna varılmaktadır. Beğeni tuşuna basılması ise, suç işleyen bir kişinin basit bir biçimde beğenildiğinin ifade edilmesi örneği ile oldukça benzerlik göstermekte olup, muhatabı beğenilen suçu işleme yönünde tahrik etmeye elverişli kabul edilemeyecektir. Bu sebeple, örneğin Twitter’da işlenen bir suça ilişkin tweetin beğenilmesi halinde suçu ve suçluyu övme suçu oluşmayacaktır. Ancak paylaşımlar altına yazılan yorumların irdelenmesi gerekmektedir. 

Suçu ve suçluyu övme suçundan belirlenen temel cezanın, TCK’nın 49/1. maddesi uyarınca bir aydan az olamayacağının nazara alınmaması, boma nedenidir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi – 2018/3144 K.).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, ikinci istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır. Yazı veya Sözler;

a- Şiddet, bir araç olarak öngörüyorsa,

b- Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa,

c- Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,

d- İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa,

İfade hürriyetinden yararlanmayabilir. (Sürek/Türkiye, no.1 Büyük Daire, no 26682/95, Güzel ve Özer / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı), Yazı veya sözün kim tarafından, nerede, nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında yazıldığı veya söylendiği değerlendirilmelidir. Mahkeme “yakın ve mevcut tehlike” ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir. (Zana /Türkiye, 25 Kasım 1997 kararı),Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadığı, işlenen bir suçu yahut işlediği suç nedeniyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında “sayın” denilerek onun ile ilgili kendi değer yargısını içeren düşüncelerini açıklayan sanığın eyleminde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Skaka /Polonya – 27 Mayıs 2003, Korku / Türkiye-23 Eylül 2003 tarihli kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi; bozma nedenidir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar : 2018/5877).

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?
Reload Reload document
| Open Open in new tab