CEZA MUHAKEMESİ ve HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNLARINDA KANUN YOLLARI ; İSTİNAF BAŞVURU YOLU, İTİRAZ ,TEMYİZ, YARGILAMANIN YENİLENMESİ ve KARAR DÜZELTME , ” ADLİ PARA CEZASI ” , İDARİ YARGILAMA USULÜNDE KANUN YOLLARI

OLAĞAN KANUN YOLLARI

-İtiraz CMK 267-271

-İstinaf CMK272-285

-Temyiz CMK 286-307

OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI

-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi CMK 308

-Kanun Yararına Bozma CMK 309-310

-Yargılamanın Yenilenmesi CMK 311-323

Kanun yollarına başvurma hakkı

Madde 260 –  (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.

(2) (Değişik: 18/6/2014-6545/73 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.

Avukatın başvurma hakkı

Madde 261 –   (1) Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.

Yasal temsilcinin ve eşin başvurma hakkı

Madde 262 –    (1) Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler. Şüphelinin veya sanığın başvurusuna ilişkin hükümler, bunlar tarafından yapılacak başvuru ve onu izleyen işlemler için de geçerlidir.

Tutuklunun kanun yollarına başvurması

Madde 263 –  (1) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir.

(2) Zabıt kâtibine başvuru hâlinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir.

(3) Kurum müdürüne başvuru hâlinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhâl ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt kâtibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder.

(4) Zabıt kâtibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır.

Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma

Madde 264 –  (1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.

(2) Bu hâlde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhâl görevli ve yetkili olan mercie gönderir.

Cumhuriyet savcısının başvuru sonucunun kapsamı

Madde 265 –   (1) Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhine kanun yoluna gidilen karar, sanık lehine bozulabilir veya değiştirilebilir. Cumhuriyet savcısı, kanun yoluna sanık lehine başvurduğunda, yeniden verilen hüküm önceki hükümde tayin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez.

Başvurudan vazgeçilmesi ve etkisi

Madde 266 –  (1) Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından  sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.

(2) Müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi, vekâletnamede  bu hususta özel yetkili kılınmış olması koşuluna bağlıdır.

(3) 150 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır.

-İTİRAZ-

İTİRAZ; henüz kesinleşmemiş hakim veya mahkeme kararında hata veya hukuka aykırılıkların bulunduğu gerekçesiyle bu kararın daha yüksek bir makamın hukuki bakımdan  incelenmesi ve denetlenmesini sağlamak için yapılan olağan bir kanun yoludur.

İtiraz, kararın açıklanması veya tebliğinden itibaren, süre bakımından ayrıca hüküm koymamışsa yedi gün içinde kararı veren hakim veya mahkemeye dilekçeyle veya tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt katibine bildirimde bulunmak suretiyle yapılabilir. Tutanakla saptanan bildirim ve imzayı mahkeme başkanı veya hakim onaylar. Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık bu başvuruları tutukevi müdürlüğü suretiyle de yapabilir.

İtirazın konusu Hüküm oluşturmayan ara kararlardır. İtiraz başvurusu üzerine merciin verdiği kararlar kesindir.İtiraz üzerine merciin verdiği kararlara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilebilir.

270/2 . maddeye 11.04.2013 tarih 6459 sayılı kanunla eklenen hükme göre CMK nın 101 ve 105 maddeleri uyarınca yapılan itiraz üzerine C.Savcısından görüş alınması halinde bu görüşün şüpheli veya müdafiine  bildirilmesi zorunludur.

Gözlem altına alınma kararına karşı yapılan itiraz kararın yerine getirilmesini durdurur. Aynı şekilde 74/5. madde gereğince ,223/8 uyarınca yargılamanın durması kararı verilmesi gereken hallerde de itiraz, kararın yerine getirilmesini durduracaktır.

İtiraz mercci tarafından verilen kararlar kesin olmasına karşın ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz edilebilinir.

CMK nın 223/1. maddesinde öngörülen hüküm niteliğindeki mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvurulması mümkün değildir.

Hakim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir. İtirazı yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı inceleyecek mahkeme veya hakime yollar.

İtirazları incelemeye yetkili merciler şunlardır:

(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.
(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.
(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:
a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.
b) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hâkimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz edilmesi durumunda da (a) bendindeki usul uygulanır. Ancak, ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliği, tutuklama kararını itiraz mercii olarak inceleyemez.
c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.
d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.
e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.

 

İtiraz, kararın yerine getirilmesini geri bırakılması sonucunu doğurmaz. Ancak, kararına itiraz edilen veya itirazı inceleyecek olan mahkeme veya hakim geri bırakılmasına karar verebilir.

İtirazı inceleyecek hakim veya mahkeme, yazıyla cevap verebilmesi için itirazı Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Ayrıca konu hakkında araştırma ve inceleme yapabilir, yaptırabilir.

Kural olarak belgeler üzerinde ve duruşmasız inceleme yapılarak karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve müdafi veya vekil dinlenir. İnceleyen hakim veya mahkeme, itirazı yerinde bulursa kararı kaldırır ve itiraz konusu hakkında kendisi karar verir. Kararın araştırma, inceleme ve değerlendirme için zorunlu sürenin sonunda gecikmeksizin, mümkün olan en kısa sürede verilmesi gerekir.

İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Ancak, inceleyen hakim veya mahkemece ilk kez verilen tutuklama kararına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

İtiraz Olunabilecek Kararlar (CMK)

Madde 267 –   (1) Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

İtiraz usulü ve inceleme mercileri

Madde 268 –   (1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla  tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.

(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:

a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.

b) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hâkimliği tarafından verilen tutuklama kararlarına itiraz edilmesi durumunda da (a) bendindeki usul uygulanır. Ancak, ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliği, tutuklama kararını itiraz mercii olarak inceleyemez.

c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.

d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.

e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.

İtirazın kararın yerine getirilmesinde etkisi

Madde 269 – (1) İtiraz, kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz.

(2) Ancak, kararına itiraz edilen makam veya kararı inceleyecek merci, geri bırakılmasına karar verebilir.

İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma yapılması

Madde 270 –   (1) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir.

(2) (Ek: 11/4/2013-6459/20 md.) 101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde görüşünü bildirebilir.

Karar

Madde 271 – (1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.

(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.

(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.

(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

İTİRAZ KANUN YOLUNA BAŞVURULABİLİNECEK KARARLAR

  1. CMK nın 5/2 md uyarınca adli yargı içerisindeki mahkemeler bakımından görevsizlik kararları

  2. CMK nın 18 md uyarınca yetkisizlik kararları

  3. CMK nın 28 md uyarınca hakimin reddi isteminin reddine ilişkin kararlar

  4. CMK nın 31 md uyarınca öngörülen mahkeme, kovuşturma evresinde ileri sürülen hakimin reddi istemini geri çevirmesi kararları

  5. CMK nın 42 maddesindeki eski hale getirme isteminin reddine ilişkin kararlar

  6. Tanıklara CMK nın 60.maddesi uyarınca verilen disiplin hapsi kararlarına karşı

  7. CMK 74. maddesinde öngörülen gözlem altına alınma kararlarına karşı

  8. CMK nın 75 md uyarınca şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınmasına ilişkin hakim veya mahkeme kararları

  9. CMK nın 76 Md uyarınca şüpheli veya sanık dışındaki diğer kişilerin beden muayenesi ve vücuttan örnek alınmasına ilişkin hakim veya mahkeme kararları

  10. CMK nın 101 md uyarınca 100.md gereğince verilen tutuklama kararları

  11. CMK nın 104 md uyarınca şüpheli veya sanığın tutukluluk halinin devamına veya salıverilmesi istemine ilişkin hakim veya mahkeme kararları

  12. CMK nın 105 öd uyarınca 103 ve 104 md sine göre C.Savcısının tutuklama kararının geri alınmasını veya adli kontrol altına alınmasını istemesi ya da şüpheli veya sanığın salıverilme isteminin kabülüne, reddine veya adli kontrol altına alınması kararları

  13. CMK 111 Md uyarınca verilen adli kontrole ilişkin kararlar

  14. CMK 131 Md uyarınca elkonulan eşyanın iadesi isteminin reddine ilişkin kararlar

  15. CMK nın 142 md uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle istenecek tazminatlarda süresinde eksiği tamamlanmayan dilekçenin reddine ilişkin mahkeme kararları

  16. CMK nın 151/4 gereğince C.Savcısının müdafilikten yasaklamaya ilişkin talebi hakkında mahkemece verilecek kararlara karşı

  17. CMK nın 171/2 uyarınca yeterli şüphenin varlığına rağmen kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesine ilişkin C.Savcılığı kararları

  18. CMK nın 172 md gereğince C.Savcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar

  19. CMK nın 174 md uyarınca verilecek iddianamenin iadesi kararları

  20. CMK 223/8 de öngörülen soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmemesi durumuna ilişkin durma kararına karşı

  21. CMK 231/12 gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları (İtiraz Halinde Hapis Cezasının Ertelenmesi Kararlarının (İstinafa Tabi) aksine henüz hukuken varlık kazanmamış bir kararın varlığı sebebine istinaden İtiraz Merciince Hukuki Denetim Yapılmamakta ancak Şekli Denetim Yapılmamaktadır; Hüküm açıklansın mı veya açıklanmasın mı…)

  22. CMK nın 248 / 8 md uyarınca kaçak sanığın duruşmaya gelmesini sağlamak amacıyla Türkiye de bulunan mallarına, hak ve alacaklarına amaçlı ve orantılı olarak mahkeme kararlarıyla el konulması ve idaresi için kayyım atanması kararları


-İSTİNAF- 

İstinaf, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı en üst dereceli mahkemeden önce ikinci derecede başvurulan kanun yoludur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272 – 285’inci maddeleri arasında düzenlenen istinaf hukukumuza 5271 sayılı Kanun ile girmiştir. Kanuna göre, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yolu açıktır. Adli yargı ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerin doğrudan temyizi olanaklı değildir. On beş yıl ve daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler bölge adliye mahkemelerince kendiliğinden incelenir.

Bir kararın istinaf incelemesine tabi olabilmesi için, Ceza muhakemesinin ilkelerinden olan “derhal uygulama ilkesi” gereğince 20/07/2016 tarihinden sonra verilmesi, açıklanması ve daha önce temyiz incelemesinden geçmemiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla bu tarihten önce karar verilip Yargıtay tarafından incelenerek bozulan ve yerel mahkemeye gönderilen ,akabinde ise yerel mahkemece yeniden tesis edilen hükümler yine temyiz sürecine tabi olacak ve Yargıtay a gönderilecektir.

İstinaf incelemesi, başvuru hakkına sahip olanın hükmün açıklanması (TEFHİM) veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde, hükmü veren mahkemeye dilekçe vermesi veya zabıt katibine sözlü bildirimde bulunmak suretiyle yapılır. Tutuklu sanık bu başvuruları, tutuklu bulunduğu kurum müdürlüğüne de yapılabilinir.

Sanık, yokluğunda verilen ve aleyhine olan hükümlerle ilgili olarak Kanunun 41 ve 42’nci maddelerinde belirtilen süre ve koşullara uyarak eski hale getirme isteğinde bulunabilir. Eski hale getirme istemiyle birlikte istinaf başvurusunun da yapılması gerekir. İstinaf istemiyle ilişkili işler, eski hale getirme istemi hakkında karar verilinceye kadar ertelenir. Önce eski hale getirme istemi, buna göre de istinaf başvurusu karara bağlanır.

Süresi içinde yapılan ve geçerli olan istinaf başvurusu hükmün kesinleşmesini önler.

İlk derece mahkemelerinin hükümlerine karşı yalnızca istinaf yolu kabul edilmiştir. Bu nedenle Kanunun 285’nci maddesinde; (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 18/4 maddesi hükmü hariç) kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtay’a başvurulabileceği açıklanan ve bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren karar ve hükümlere karşı istinaf yoluna gidilebileceği belirtilmiş, böylece uygulamada doğabilecek duraksamalar giderilmek istenmiştir.

İstinaf ın sözlük anlamı baştan başlamak veya yeniden başlamaktır. 5235 sayılı kanunun 3. md gereğince bölge adliye mahkemeleri 2. derece mahkemeleri olarak tanımlanmıştır. Bu yönüyle Yüksek Mahkeme deyimi yargıtay açısından kullanıldığı için İstinaf bağlamında kullanılması uygun düşmemektedir. İstinaf mahkemesi maddi olayın sübutunun hukuksal yönüyle 2. kez tartışılması imkanını sağlayan bir kurumdur.İstinaf olağan kanun yollarındandır. Olağan kanun yolu ise hükmün kesinleşmesinden önce başvurulabilen kanun yollarını ifade etmektedir.

İstinaf

Madde 272 – (1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir.

(2) Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir.

(3) Ancak;

  1. a) (Değişik: 31/3/2011-6217/23 md.) Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine,
  2. b) Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine,
  3. c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere,

Karşı istinaf yoluna başvurulamaz.

İstinaf istemi ve süresi

Madde 273 – (1) İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.

(2) Hüküm, istinaf yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.

(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/75 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren yedi gün içinde istinaf yoluna başvurabilirler.

(4) Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.

(5) Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.

Eski hâle getirme süresi içinde istinaf süresinin işlemesi

Madde 274 – (1) Sanık, yokluğunda aleyhine verilen hükümlere karşı eski hâle getirme isteminde bulunabilir. Eski hâle getirme süresi içinde de istinaf süresi işler. Sanığın eski hâle getirme isteminde bulunduğu hâllerde, ayrıca istinaf isteminde bulunması gerekir. Bu hâlde istinaf istemi ile ilişkili işler, eski hâle getirme istemi hakkında karar verilinceye kadar ertelenir.

İstinaf başvurusunun etkisi

Madde 275 – (1) Süresi içinde yapılan istinaf başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.

(2) Hüküm, istinaf yoluna başvuran Cumhuriyet savcısına veya ilgililere gerekçesiyle birlikte açıklanmamışsa; hükme karşı istinaf yoluna başvurulduğunun mahkemece öğrenilmesinden itibaren gerekçe, yedi gün içinde tebliğ edilir.

İstinaf isteminin hükmü veren mahkemece reddi

Madde 276 – (1) İstinaf istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra veya aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacak bir hükme karşı yapılmışsa ya da istinaf yoluna başvuranın buna hakkı yoksa, hükmü veren mahkeme bir kararla dilekçeyi reddeder.

(2) İstinaf başvurusunda bulunan Cumhuriyet savcısı veya ilgililer, ret kararının kendilerine tebliğinden itibaren yedi gün içinde bölge adliye mahkemesinden bu hususta bir karar vermesini isteyebilirler. Bu takdirde dosya bölge adliye mahkemesine gönderilir. Ancak, bu nedenle hükmün infazı ertelenemez.

İstinaf isteminin tebliği ve cevabı (1)

Madde 277 – (1) 276 ncı maddeye göre hükmü veren mahkemece reddedilmeyen istinaf dilekçesi veya  beyana ilişkin tutanağın bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir.

(2) Karşı taraf sanık ise, bir tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapılacak bir beyanla da cevabını verebilir. Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası, bölge adliye mahkemesine (…) (1) gönderilir. (1)

(3) 262 ve 263 üncü madde hükümleri saklıdır.

Dosyanın bölge adliye mahkemesinde tevzii (2)

Madde 278 – (Değişik: 15/8/2016-KHK-674/14 md.; Aynen kabul: 10/11/2016-6758/14 md.)

(1) Dava dosyası, bölge adliye mahkemesine geldiğinde işbölümüne göre görevli ceza dairesine verilir. Daire, varsa tebligat eksikliklerinin giderilmesini sağlar.

Dosya üzerinde ön inceleme

Madde 279 – (1) Dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda;

  1. a) Bölge adliye mahkemesinin yetkili olmadığının anlaşılması hâlinde dosyanın yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,
  2. b) Bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının, incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması hâlinde istinaf başvurusunun reddine,

Karar verilir. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/76 md.) Bu kararlar itiraza tabidir.

Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma(1)(2)
Madde 280 – (1) Bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (c), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, (2)
b) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
c) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra (…) davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,(2)
(2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.

Duruşma hazırlığı
Madde 281 – (1) Duruşma hazırlığı aşamasında bölge adliye mahkemesi başkanı veya görevlendireceği üye, 175 inci madde hükümlerine uygun olarak duruşma gününü saptar; gerekli çağrıları yapar. Tutuksuz sanığa yapılacak çağrıda kendi başvurusu üzerine açılacak davanın duruşmasına gelmediğinde davasının reddedileceği ayrıca bildirilir.
(2) Mahkemece, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenilmesine ve keşfin yapılmasına karar verilir.
İstisnalar
Madde 282 – (1) Duruşma açıldığında aşağıda gösterilen istisnalar dışında bu Kanunun duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümleri uygulanır:
a) Duruşma, bu Kanunun öngördüğü genel hükümlere göre başladıktan sonra görevlendirilen üyenin inceleme raporu okunur.
b) İlk derece mahkemesinin gerekçeli hükmü de okunur.
c) İlk derece mahkemesinde dinlenilen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif tutanakları, bilirkişi raporu, bölge adliye mahkemesi duruşma hazırlığı aşamasında toplanan delil ve belgeler, yapılmışsa keşif ve bilirkişi açıklamalarına ilişkin tutanak ve raporlar okunur.
d) Bölge adliye mahkemesi duruşmasında dinlenilmeleri gerekli görülen tanık ve bilirkişiler çağrılır.
Sanık lehine başvurma hâlinde verilecek hüküm
Madde 283 – (1) İstinaf yoluna sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
Direnme yasağı
Madde 284 – (1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.
(2) İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır.
Özel kanunların temyize ilişkin hükümleri
Madde 285 – (1) Türk Ceza Kanununun 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü hariç; diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin ilk derece mahkemelerinin karar ve hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulur.
––––––––––––––––––––––
(1) 15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 15 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesini,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
(2) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 77 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine “303 üncü maddenin birinci fıkrasının (c), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,” ibaresi eklenmiş; (c) bendinde yer alan “ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

İstinaf Yoluna Başvurulabilecek Kararlar 

  • Beraat
  • Ceza Verilmesine Yer Olmadığı
  • Mahkumiyet
  • Güvenlik Tedbirlerine Hükmedilmesi
  • Davanın Reddi Kararı
  • Davanın Düşmesi Kararı
  • Adli Yargı Dışındaki bir Yargı Merciine Yönelik Görevsizlik Kararı

İstinaf Yoluna Başvurulamayacak Hükümler CMK 272

  • Hapis Cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere sonuç olarak belirlenen 3.000 TL dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine
  • Üst sınırı 500 günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine
  • Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere karşı istinaf yoluna gidilemez.

Durma kararları hüküm değildir.

  • Beraat
  • Ceza Verilmesine Yer Olmadığı
  • Mahkumiyet
  • Güvenlik Tedbirlerine Hükmedilmesi
  • Davanın Reddi Kararı
  • Davanın Düşmesi Kararı
  • Adli Yargı Dışındaki bir Yargı Merciine Yönelik Görevsizlik Kararları ise bir hükümdür

İstinaf İncelemesi başvuruda bulunanın dilekçesinde bir hukuki neden belirtmese bile hükme ilişkin tüm yönleri kapsar. CMK nın 394 md gereğince temyiz eden hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda ve temyiz sebebi, ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir ise de istinaf kanun yolunda başvuruda bulunanın istem dilekçesinde böyle bir açıklama ve neden göstermesi gerekmemektedir.

Ceza Genel Kurulu nun 15/03/2005  gun ve 13 \ 26 sayili karari ve diger yargisal kararlarinda da duraksamasiz olarak vurguladigi uzere T.C. Anayasasinin 141 ve 5271 sayili CYY nin 34 maddeleri uyarinca butun mahkeme kararlarinin karsi oy da dahil olmak uzere gerekceli olmak uzere gerekceli olarak yazilmasi zorunludur. Hukmun gerekceyi ihtiva etmemesi  1412 sayili Yasanin 308/7 ve 5271 sayili CMK nin 289/1 g bendi uyarinca hukuka kesin aykirilik halini oluşturacaktir. Ayrica Ceza Yargilama Yasasinin 230 maddesi uyarinca hukmun gerekcesinde suc olusturdugu kabul edilen eylemin gosterilmesi bunun nitelendirilmesinin yapilmasi Ceza Yasasinda ongorulen sira ve esaslara gore cezanin ve ayrica cezaya mahkumiyet  yerine veya yani sira uygulanacak guvenlik tedbirinin belirlenmesi cezanin ertelenmesine veya hapis cezasinin adli para cezasina veya tedbirlerden birine cevrilmesine ya da ek guvenlik tedbirlerinin uygulanmasina veya bu hususa iliskin istemlerin kabul veya reddine dair dayanaklarin gosterilmesi zorunludur

Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine anlaşılır şekilde açıklanmasıdır. Bu nedenle gerekçede hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve yasal olması gerekmektedir. Yasal yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.

Savunmalara yer verilmesi, daha sonra deliller ve beyanlar diye bir bölümün başlaması, müşteki, mağdur ve tanık anlatımlarının sıralanması, doğum sabıka kayıtlarından, ekspertiz raporlarından mağdur raporlarından,, olay yeri incelemelerinden ve otopsi tutanaklarından söz edilmesine karşın 5271 sayılı yasanın 230. maddesinin 1/c bendine uygun olarak ulaşılan kanaat ve sanıkların suç oluşturduğu kabul edilen fiillerine açıkça yer verilmemesi, delillerin birbiri ardı sıra dizilmesi dışında, deliller ile varılan sonuç arasındaki dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağın kurulmaması BOZMA sebebi olarak telakki edilmelidir.(Y.CGK,28.04.2009, 2008/1-260,2009/107)

 Yargıtay ın istikarlı uygulamalarına göre bir hükmün bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından yerel mahkemece direnme kararı verilirken 5271 sayılı CYY nin 230,231 ve 232 maddelerine uygun yeni bir hüküm kurulması zorunlu olup, aksi hal 1412 sayılı CMUK un 5230 sayılı kanunun 8/1 maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 308. maddesi uyarınca mutlak hukuka aykırılık oluşturmaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesi yaptığı inceleme sonucunda 280 . madde uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararının CMK nın 289 . maddesine aykırılık nedeniyle bozulmasına karar vermez ise 280/1-c bendi uyarınca gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verecektir.Bu kararla birlikte eksik hususlar hakkında gerekli işlemlere başlanır, keşif yapılmamış veya yetersiz ise yeniden keşif kararı alınır. Eksik tanık dinlenmiş ise söz konusu kişi tanık sıfatıyla çağrılır.

Bölge Adliye Mahkemesinin istinafa ilişkin inceleme alanı sınırlı değildir. İstinaf isteminde bulunan ilgililerden her birinin hiç bir gerekçe göstermeden kanun yolu başvurusunda bulunması mümkündür. Bu nedenle istinaf başvurusuna konu olmuş dosya ; olay ve hukuk kuralları çerçevesinde tüm yönleri ile ele alınır incelenir.

283 . Madde uyarınca istinaf yoluna SANIK LEHİNE başvurulmuşsa yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz .  BAM tarafından suçun vasfı, türü ve nitelendirmesine yönelik Bozma Gerekçesine istinaden yerel mahkemece Bozmaya Uyma kararı verilerek daha ağır cezayı gerektiren başkaca bir suçtan yeni hüküm tesis edilse bile hükmedilecek ceza önceki cezadan daha ağır olamaz. (ALEYHE BOZMA YASAĞI)

273/4 Maddesi uyarınca sanık ve bu kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.

Bölge Adliye Mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptayan istinaf başvurusunun esastan reddi ile 303/1-c,e,f,g ve h bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararları da CMK nın 223/1 ve 10 . fıkrasındaki sayılan hüküm niteliğindeki kararlardan değildir. Dolayısıyla 284 maddede belirtildiği üzere bu kararlara karşıda ilk derece mahkemesinin DİRENME KARARI vermesi mümkün değildir.

Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesini kendiliğinden istinaf incelemesine tabi tutamaz. Ancak 15 yıl ve daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler BAM tarafından kendiliğinden Otomatik olarak istinaf incelemesine tabi tutulur. CMK Md 272/1

C.Savcısı sanık lehine veya aleyhine istinaf başvurusunda yazılı gerekçe göstermek zorundadır. .C.Savcısının istinaf başvuru dilekçesi taraflara tebliğ edilerek beyanda bulunma imkanı sağlanmalıdır. CMK 273/5

İstinaf Mahkemesi Savcılığının Yargıtayda uygulanan TEBLİĞNAME hazırlama usulü BAM da mevcut değildir.Savcılık dava dosyasına ilişkin yazılı görüşünü bir mütalaa şeklinde veya duruşmada sözlü olarak bildirecektir.

Bölge Adliye Ceza Dairesinin istinaf  başvurusunun ön inceleme aşamasında usulden reddine ilişkin kararlarına karşı, aynı bölge adliye mahkemesinde bulunan sonraki ceza dairesine itiraz kanun yoluna başvurulabilinir. CMK 268/3-e


İSTİNAF NETİCESİNDE VERİLECEK KARARLAR

  1. İstinaf Başvurusunun dosya üzerinden inceleme yapılarak ESASTAN REDDİNE
  2. İstinaf Başvurusunun yerel mahkeme kararındaki hukuka aykırılıkları, hataları dosya üzerinden DÜZELTİLEREK ESASTAN REDDİNE (DÜZELTEREK ONAMA)
  3. DAVANIN İSTİNAF MAHKEMESİNDE YENİDEN GÖRÜLMESİNE ve duruşma hazırlığı işlemlerinin yapılmasına
  4. İstinaf incelemesi sonucunda Esaslı-Kesin hukuka aykırılık tespit edilmesi halinde HÜKMÜN BOZULMASINA ve DOSYANIN YENİDEN KARAR VERİLMEK ÜZERE YEREL MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİNE CMK md 289

Yerel Mahkeme kararında hukuka aykırılığın olmaması, işlemlerde ve kanıt takdirinde eksiklik bulunmaması, sanığın suçu işlediği veya işlemediği yönündeki tespiti yerinde ise istinaf başvurusu esastan reddedilir. Karar onanır. Bu halde başvurucu koşulları bulunması halinde bu karara karşı Yargıtay a Temyiz yoluna gidebilir.

Kanun maddesinin yanlış yazılması, ceza miktarında maddi hatanın mevcut olması, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin tayininde yanlışlık olması, TCK Md 61 de belirtilen sıraya riayet edilememiş olması, gereken indirimin yapılmaması veya yanlış yapılması halinde yerel mahkeme kararı  BAM tarafından DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSU ESASTAN REDDEDİLİR. (Düzeltilerek Onanır) CMK Md 280/1-a,2,  303/1-c,f,g,h,e) Koşullarının bulunması halinde bu karar karşı da Yargıtay a Temyiz yoluna gidilebilinir.

Başka kanun yolu gösterilmeyen her türlü karara karşı BAM a gidilir . CMK 272/2. Ara kararlar hükümle birlikte BAM a gidilir. CMK 272/3

Yerel mahkemece verilen sonuç ceza 3.000,00 TL APC ise BAM yolu kapalı. Kesindir. Tıpkı BAM öncesi verilen 3.000,00 APC gibi . CMK 272/3-a

Üst sınırı 500 günü geçmeyen suç tiplerinde verilen BERAAT kararları da kesindir. BAM a gidilmez. CMK 272/3-b

Kanunlarda verilecek kararın KESİN olduğu yazan durumlarda da BAM a gidilmez.

Yerel mahkemece verilen sonuç ceza 3.000,00 TL APC cezası ise bu mahkumiyet dosyası kesindir, kanun yolu kapalıdır. 500 günü geçmeyen APC gerektiren suçlarda verilen kararlar da KESİNDİR, BAM a gidilmez.

Kanunda açıkça ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın KESİN olduğu yazılan yerlerde de BAM a gidilmez.

Kesinlik nedeni ile BAM a gidilmeyen durumlarda da CMK 309 uncu maddesi gereğince KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA gidilir.

Savcıların BAM a baş vuru yolu ise ; ağır ceza dosyalarında CMK 273/1 gereği tefhim tarihinden itibaren 7 gün ; asliye ceza dosyaları için ise GEREKÇELİ KARARIN SAVCILIĞINA TEBLİĞİ tarihinden itibaren 7 gün içinde bam a başvuru süresi işler. CMK 273/3

Savcılık hariç dosyanın diğer tarafları BAM BAŞVURU yolu dilekçesinde BAŞVURU SEBEPLERİNİ bildirmemiş ise de BAM kendisine gelen dosyayı RE SEN hukuka , maddi gerçekliğe, usule uygun olup olmadığı noktasında irdeler. CMK 273/4. Yani savcılık hariç dosyanın diğer tarafları ” yüksek mahkemenizce re sen görüp gözetilecek hususlar ile yerel mahkemenin işbu kararın usul ve esasa aykırı olduğundan bozulmasına karar verilmesini talep ederim” şeklinde bir cümlelik dilekçe ile de BAM a başvuru yapabilir.

Savcılık BAM baş vuru yoluna gittiğinde matbu cümle ile değil , hukuki sebep ve gerekçeler göstererek baş vuru yapmak zorundadır. CMK 273/5. Savcıların görev ve yetkili olduğu mahkemelerde gerekçeli kararların kendilerine tebliğ edilmesinden / ulaşmasından sonra ( ağır cezalar hariç) 7 gün içerisinde GÖRÜLDÜ İŞLEMLERİNİ yapacakları , bu süre içerisinde yerel mahkeme kararında hukuka aykırı bir durum olursa da HUKUKİ GEREKÇELİ dilekçeleri ile BAM yoluna gideceklerdir. Savcılığın BAM başvurusu ilgililere tebliğ edilir. İlgili kişiler savcılığın başvurusuna karşı dilerlerse 7 gün içerisinde yazılı  cevap verebilirler. ( CMK 273/5)

2. CD. 2012/1366 E.N , 2012/3302 K.N. “TEMYİZ BAŞVURUSU İLE BİRLİKTE ESKİ HALE GETİRME İSTEMİNDE BULUNULMASI HALİNDE; BU İSTEM HAKKINDA KARAR VERME YETKİSİ YARGITAY’IN İLGİLİ DAİRESİNE AİTTİR. MAHKEMECE İSTEMİN REDDİNE İLİŞKİN VERİLEN KARAR HUKUKİ DAYANAKTAN YOKSUN VE YOK HÜKMÜNDEDİR.”

YCGK E. 2008/7-224 – K. 2009/29 -T. 17.2.2009 “… Ceza Genel Kurulu’nun duraksamasız kararlarına göre; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2. maddesinde: “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır”; 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nın, 34/2. maddesinde: “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”; 231/3 maddesinde: “Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir”; 232/6. maddesinde: “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.” şeklinde yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, gerek yüze karşı, gerekse gıyapta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolunun, süresinin, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin belirtilmesi zorunluluk arzetmektedir.

BAM başvuru yolunda da CMK 40, 41,42 ve 274 üncü maddesi gereğince ESKİ HALE GETİRME müessesi vardır.Temyiz yolunda olduğu gibi. Eski hale getirme talebini esas hakkında karar vermesi gereken mahkemenin karar vereceği açıktır. Bu bağlamda BAM başvuru yolunu haklı-yasal-makul sebeplerden dolayı kaçıran dosya tarafı CMK 40,41, 42, 274 üncü maddesi gereğince ESKİ HALE GETİRME dilekçe ve talebi ile birlikte BAM başvuru dilekçesini de vermeli. Eski hale getirme talebi hakkında yerel mahkeme değil BAM ilgili dairesi karar vermelidir.

BAM CMK 280/1-a-b kapsamında dosyayı onamaz , bozmaz, iade etmez ise dosyayı CMK 280/1-c maddesi kapsamında gerekli tedbirleri alır ( tutukluluk halinin devamı-tahliye vs) , tensip yapar, davanın yeniden görülmesi için duruşma hazırlığına CMK 281 inci maddesi gereğince duruşma yol haritasını çıkarır.

CMK 279, 280, 281 inci maddeleri birlikte irdelendiğinde BAM ların usul ve esasa uygun her başvuru dosyasını DURUŞMALI inceleyeceği hususu çıkmamaktadır. CMK 280/1-b maddesi gereğince BAM lar ESASTAN YEREL MAHKEMENİN KARARINI ONAMA, DÜZELTEREK ONAMA  VE CMK 289 KESİN HUKUKA AYKIRILIK/ USULDEN BOZMA HALLERİNDE dosya üzerinde karar verir, diğer hallerde duruşma açmak zorunludur.

CMK 283 üncü maddesi göre BAM a sadece sanık başvuru yapmış yada savcılık sanık lehine BAM a başvuru yapmışsa , BAM ilgili dairesi sanığa verilen ceza miktarının az olduğu görerek kararı bozarak yeni hüküm verdiğinde , ilk derece mahkemesinin verdiği ceza miktarının üzerine çıkamaz. Kısaca BAM larda da TEMYİZ de olduğu gibi ALEYHE BOZMA YASAĞI vardır.

CMK 285/1 inci maddesi gereğince TCK 18/4 üncü maddesinde belirtilen yurt dışında suç işleyen yabancının geri verilmesine ilişkin ağır ceza mahkemesi kararlarına karşı TEMYİZ yoluna gidilir. Bunun dışında kalan diğer kararlarda BAM ın görev alanına giren diğer tüm kararlara karşı BAM a başvuru yapılır.


Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri – CMK

Madde 289 –  (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.

c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.

d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.

f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.

g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması Hallerinde BAM ; Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA ve DAVANIN YEREL MAHKEMEYE GÖNDERİLEREK YENİDEN GÖRÜLMESİNE karar verir.

BAM kararlarına karşı ilk derece mahkemeleri açısından DİRENME YASAĞI vardır. CMK Md 284

BAM tarafından verilen BOZMA kararından sonra ilk derece mahkemesi yeniden icra edeceği yargılama neticesinde yeni bir hüküm kurabileceği gibi eski hükmü de verebilir. BOZMAYA UYMADAN SONRA SERBESTLİK İLKESİ

Salt sanığın BAM da icra edilen duruşmaya katılmamış olması sebebine istinaden başvuru reddedilmez. Ancak Tutuksuz sanığın ve Müdafiinin her ikisinin de MAZERETSİZ bir şekilde BAM da icra edilen duruşmaya katılmamış olmaları halinde istinaf başvurusu reddedilir. Bu husus tarafların çağrı davetiyelerine ayrıca yazılır ve belirtilir.

BAM ; ilk derece mahkemesi tarafından icra edilmiş işlemlerin gerek görülmesi halinde yinelenmesine karar verebileceği gibi, Yargılama sürecinde yeniden keşif icra edilmesine, tanık dinlenmesine veya bilirkişi incelemesine gidilmesi yönünde kararlar verebilir. Bununla birlikte bu süreçte BAM ın Koruma Tedbirlerine başvurması da mümkündür ( Tahliye, Tutuklama, Adli Kontrol Kararı, Zorla Getirme, Yakalama, El Koyma vs). Mahkemece Sanıklar açısından yakalama kararı çıkartılabilmesi mümkün iken Tanıklar açısından ancak zorla getirme kararı verilebilir; yakalama kararı çıkartılamaz. Zorla getirme kararına rağmen duruşmaya gelmeyen tanığın dinlenilmesinden vazgeçilebilinir. BAM tarafından icra edilen duruşma ve yargılama neticesinde istinaf başvurusu esastan reddedilerek yerel mahkeme kararı onanacağı gibi, yerel mahkeme kararının kaldırılarak yeni bir hüküm tesis edilmesi de mümkündür. Bu kararlara karşı da şartlarının mevcut olması halinde Yargıtay a Temyiz yoluna gidilebilinir.

-TEMYİZ-

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 – 307’nci maddelerinde temyiz ile ilgili düzenlemeler yer almaktadır. Kanunun 272/3’üncü maddesinde kesin olduğu belirtilen hükümlerle ilgili olarak istinaf yoluna başvurulamayacağından; bölge adliye mahkemesinin hukuka kesin aykırılık nedeniyle verdiği bozma kararına karşı 284’üncü madde gereğince direnme kararı verilemeyeceğinden; bu kararlara ve 286/2’nci maddesinde sayılan hallerde, ilk derece mahkemesinin hükümleri bölge adliye mahkemesinin kararıyla kesinlik kazanacağından; anılan kararlara karşı temyiz yoluna gidilemez.

Kanunun 286/2 maddesi gereğince bölge adliye mahkemesinin kararıyla kesinleşecek ilk derece mahkemesi hükümleri şunlardır:


Bölge adliye mahkemesinin bunlar dışında kalan hükümleri, hükümden önce verilip hükme esas oluşturan veya başkaca Kanun yolu öngörülmemiş olan kararlarla birlikte temyiz olunabilir.

Temyiz başvurusu, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayandırılabilir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.

Kanunun 289’uncu maddesinde “kesin temyiz” veya “kesin bozma” nedenleri de denilen hukuka kesin aykırılık halleri gösterilmiştir.

Hukuka Kesin Aykırılık Halleri;

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Hakimlik görevini yapmaktan kanun gereği yasaklanmış hakimin hükme katılması.

c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılmasa veya istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması.

d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.

f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi.

g) Hükmün 230’uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayandırılması.

Bunlar varsa, aykırılığın hükme etki ettiğinin kabulü ve hükmün bozulması zorunludur.

Kanunun 291’inci maddesine göre; temyiz istemi, hükmün yüze karşı açıklanmasından veya yoklukta verilmişse tebliğden itibaren yedi gün içinde bölge adliye mahkemesi ceza dairesine dilekçe verilmesi veya zabıt katibine sözlü bildirimde bulunulması şeklinde olur. Tutuklu sanık başvurusunu tutukevi müdürüne de yapabilir.

Süresi içinde yapılan ve geçerli olan temyiz başvurusu hükmün tüm yönleriyle kesinleşmesini önler.

Kanun ile istinaf yoluyla davanın hem maddi ve hem de hukuksal yönünün bölge adliye mahkemesinde tartışılıp karara bağlanacağı kabul edildiğinden Yargıtay yalnız hukuksal yönden denetim yapacaktır. Cumhuriyet savcısı veya taraflar, bu nedenle hükmün hukuksal yönüyle sınırlı olarak bozma nedenlerini temyiz dilekçesinde veya sözlü bildirimlerinde göstermek zorundadır.Temyiz nedenleri dilekçe veya bildirimde belirtilmemişse, yüze karşı açıklanan hükümlerde temyiz süresinin bitmesinden ve yoklukta verilmişse gerekçeli hükmün tebliğinden itibaren yedi gün içinde ek dilekçe vermek suretiyle bu nedenler bildirilebilir.

Yargıtay’da temyiz incelemesi kural olarak dosya üzerinden yapılır. Ancak, on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerin incelenmesi duruşmalı yapılabilir. Birden çok suç işlenmişse, her bir eylem için verilmiş ceza bu düzeydeyse duruşma istenebilir.Birden çok hapis cezasının toplanmasıyla belirlenen ceza esas alınmaz.

Duruşma istemek yetkisi yalnızca sanığa ve müdafiine tanınmıştır. Duruşma isteğinin temyiz dilekçesinde veya sonradan da olsa temyiz süresi içinde bildirilmiş olması gerekir.

Yargıtay’ca kendiliğinden veya sanık veya müdafiinin süresindeki istemiyle duruşma yapılmasına karar verildiğinde, hükmü temyiz etmiş olması koşuluyla katılan da duruşmaya çağrılır.

Yargıtay, temyiz başvurusunda; maddi hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle ileri sürülen hususlarla temyiz istemi yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması, eksik veya yanlış uygulanmasından dolayı yapılmışsa yalnızca bu konuları inceler.

Yargıtay temyiz olunan hükmün hukuka uygun olduğunu saptadığında temyiz isteminin esastan reddine karar verir. Temyiz edilen hükmün, temyiz başvurusunda gösterilmiş olan hukuka aykırılıkları içerdiğini belirler ve bunlar hükme etki edecek nitelikte olursa bozma kararı verilir. Hüküm, temyiz başvurusunda gösterilen nedenlerle bozulduğunda, ileri sürülmüş olmasa da saptanan diğer hukuka aykırılıklar da bozma kararında açıklanır. Bozmaya neden olan hukuka aykırılık, hükmün dayandırıldığı işlemlerden kaynaklanmışsa aynı zamanda bu işlemler de bozulur. Temyiz başvurusunda gösterilmemiş olsa da 289’uncu maddede açıklanan hukuka kesin aykırılık nedenleri varsa hüküm mutlaka bozulur. Hükme etki edecek nitelikte olmayan hukuka aykırılıklar ve kimi önemsiz usul yanlışlıkları bozma nedeni sayılmasa da Yargıtay kararında belirtilir.

Bozma kararı ile bölge adliye mahkemesi hükmü ortadan kalkar. Mahkemenin temyize konu hükmü birden çok bölümden oluşmuş ve bunlardan bir veya birkaçı için ayrıca temyiz isteminin esastan reddine karar verilmemişse tümü bozulmuş sayılır.

Yargıtay, temyiz isteğini esastan reddettiğinde, davanın esasına hükmettiği veya hükümdeki hukuka aykırılık düzeltildiğinde; dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığı ile bölge adliye mahkemesine, bölge adliye mahkemesi de kendisine ulaşmasından itibaren yedi gün içinde, bu mahkeme başsavcılığına verilerek ilk derece mahkemesine gönderilir. İnfaz ve gerekli işlemler ilk derece mahkemesince yerine getirilir.

Hüküm bozulduğunda dosya, aynı yolla incelenmek ve hüküm kurulmak üzere, hükmü bozulan veya diğer bir bölge adliye mahkemesine; hüküm, bölge adliye mahkemesinin hukuka aykırı olarak kendisini görevli veya yetkili kabul etmesi nedeniyle bozulmuşsa, dosya hükmü bozulan mahkeme yerine doğrudan görevli ve yetkili bölge adliye mahkemesine; 285/1 ile 309/4-b maddesi uyarınca bozulan ilk derece mahkemesi kararları da hükmü veren ilk derece mahkemesine; yollanmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilir.

Temyiz

Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.

(2) Ancak;

  • a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
  • b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,
  • c) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
  • d) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,(1)
  • e) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
  • f) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…)(1) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,(1)
  • g) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
  • h) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,

Temyiz edilemez.

Hükümden önceki kararların temyizi

Madde 287 –  (1) Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararları da hükümle beraber temyiz olunabilir.

Temyiz nedeni

Madde 288 –  (1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.

(2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.

Hukuka kesin aykırılık hâlleri

Madde 289 –  (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.

c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.

d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.

f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.

g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.

Sanığın yararına olan kurallara aykırılık

Madde 290 –  (1) Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez.

Temyiz istemi ve süresi

Madde 291 –  (1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.

(2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.

Eski hâle getirme süresi içinde temyiz süresinin işlemesi

Madde 292 –  (1) Sanığın aleyhine, yokluğunda verilen hükümlerde eski hâle getirme istemiyle ilgili olarak 274 üncü madde hükümleri uygulanır.

Temyiz başvurusunun etkisi

Madde 293 – (1) Süresi içinde yapılan temyiz başvurusu, hükmün kesinleşmesini engeller.

(2) Hüküm, temyiz eden Cumhuriyet savcısına veya ilgililere gerekçesiyle birlikte açıklanmamışsa; hükmün temyiz edildiğinin bölge adliye mahkemesince öğrenilmesinden itibaren gerekçe, yedi gün içinde tebliğ edilir.

Temyiz başvurusunun içeriği

Madde 294 – (1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.

(2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.

Temyiz gerekçesi

Madde 295 – (1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.

(2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.

(3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.

Temyiz isteminin kabule değer sayılmamasından dolayı hükmü veren mahkemece reddi

Madde 296 – (1) Temyiz istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.

(2) Temyiz eden, ret kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde Yargıtaydan bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Yargıtaya gönderilir. Ancak, bu nedenden dolayı hükmün infazı ertelenemez.

Temyiz dilekçesinin tebliği ve cevabı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görevi (1)

Madde 297 – (1) 296 ncı maddeye göre hükmü veren bölge adliye mahkemesince reddedilmeyen temyiz istemine ilişkin dilekçesinin bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir.

(2) Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası, bölge adliye mahkemesi (…) (1) tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(3) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde sanık veya müdafii ile katılan veya vekillerine ilgili dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir.

(4) Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur.

(5) 262 ve 263 üncü madde hükümleri saklıdır.

Temyiz isteminin reddi

Madde 298 – (1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa,  temyiz istemini reddeder.

Duruşmalı inceleme

Madde 299 – (1) On yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re’sen duruşma yoluyla yapar. Duruşma gününden sanığa, katılana, müdafi ve vekile haber verilir. Sanık, duruşmada hazır  bulunabileceği gibi, kendisini bir müdafi ile de temsil ettirebilir.

(2) Sanık, tutuklu ise duruşmaya katılmak isteminde bulunamaz.

Duruşmada usul

Madde 300 – (1) Duruşmadan önce görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor üyelere açıklanır. Üyeler, ayrıca bizzat dosyayı incelerler. Bu hususlar gerçekleştikten sonra duruşma açılır.

(2) Duruşmada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya yerine görevlendirdiği Yargıtay Cumhuriyet savcısı, sanık, müdafii, katılan ve vekili iddia ve savunmalarını açıklar. Temyizi istemiş olan tarafa önce söz verilir. Her hâlde son söz sanığındır.

Temyizde incelenecek hususlar

Madde 301 –  (1) Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.

––––––––––––––––––––––

(1) 15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 15 inci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığı” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

Temyiz isteminin esastan reddi veya hükmün bozulması

Madde 302 –  (1) Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir.

(2) Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir.

(3) Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir.

(4) Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.

(5) 289 uncu madde hükümleri saklıdır.

Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi

Madde 303 – (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:

  • a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.
  • b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.
  • c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.
  • d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci hâlde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.
  • e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.
  • f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise.
  • g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.
  • h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa.

Yargıtay kararının gönderileceği merci

Madde 304 –  (1) Yargıtayca 302 nci maddenin birinci fıkrası veya 303 üncü madde uyarınca verilen kararlara ilişkin dosya, hükmü veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Bölge adliye mahkemesi, dosyayı Yargıtaydan geldiği tarihten itibaren yedi gün içinde gereğinin yapılması için ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına verir.

(2) Yargıtay, dosyayı 303 üncü maddede belirtilenlerin dışında kalan hâllerde yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan bölge adliye mahkemesine veya diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderir.

(3) Hüküm, mahkemenin hukuka aykırı olarak kendisini görevli veya yetkili görmesinden dolayı bozulmuşsa, Yargıtay aynı zamanda dosyayı görevli veya yetkili mahkemeye gönderir.

(4) İlk derece mahkemesi tarafından doğrudan temyiz yolu açık bulunan hükümlerle ilgili olarak verilen karara ilişkin dosya, hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilir.

Yargıtayda hükmün açıklanması

Madde 305 – (1) Hüküm, 231 inci madde gereğince açıklanır. Buna olanak bulunmadığı takdirde duruşmanın bitiminden itibaren yedi gün içinde karar verilir.

Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi

Madde 306 –  (1) Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.

Davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri

Madde 307 –  (1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.

(2) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir.

(3) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. (Değişik ikinci cümle: 24/11/2016-6763/36 md.) Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. (Ek iki cümle: 24/11/2016-6763/36 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez.

(4) Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.


  • Temyiz süresinin hesabında kararın verildiği gün hesaba katılmaz. Son gün tatile denk gelirse sonraki ilk iş günü temyiz süresinin son günü olarak kabul edilir.
  • Yetkili olmadığı halde temyiz dilekçesini alan mercii, dilekçeyi derhal görevli ve yetkili mahkemeye göndermek zorundadır.
  • Yerel Mahkeme  yıldan az ceza vermesine karşın BAM istinaf neticesinde ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu cezayı arttırırsa ve bu ceza  yıl altında kalmış olsa bile ceza artırımından ötürü bu karara yönelik Temyize gidilebilinir.
  • Aynı dava dosyasında Farklı suçlardan ayrı ayrı Hapis cezalarının toplamı  5 yılı geçse bile BAM ın bu kararlarına dair Temyize gidilemez.
  • C.Savcısı temyiz dilekçesinde hükmün sanık lehine mi ya da aleyhine mi bozulması gerektiği yönündeki talebini açıkça belirtmek zorundadır. C.Savcısı sanık lehine başvuru yaptıktan sonra sanık rızası olmadan temyiz başvurusundan vazgeçemez.
  • Yargıtay ilgili Ceza Dairesi Sanığın lehine veya aleyhine yapılan başvurularla bağlı değildir. İnceleme sonucunda sanık lehine karar verilebileceği gibi aleyhine de karar verilmesi mümkündür.
  • Sanık ALEYHİNE TEMYİZ YOKSA ceza miktarı yönünden kararın aleyhe bozulması mümkün değildir. Ancak suç vasfı yönünden bozulması mümkündür. Bu halde de ALEYHE BOZMA YASAĞI= USULİ KAZANILMIŞ HAK  ilkesi devreye girerek yerel mahkeme tarafından gözetilmelidir.
  • Sanığın TUTUKLU olması halinde TEMYİZ DURUŞMASINDA HAZIR BULUNMA HAKKI YOKTUR. CMK Md 299/2
  • İnceleme Neticesinde yerel mahkemenin yaptığı hatanın yeniden yargılamayı gerektirmeyecek ölçüde basit bir hata olması ( TCK Md 53 hükümlerinin uygulanmaması, yargılama giderlerinin tespitininde yanlışlık, ceza tayininde matematiksel yanılgı vs ) halinde Yargıtay ilgili Dairesi Düzelterek Onama ( Düzelterek Başvurunun Esastan Reddi) kararını verir.

Olağanüstü Kanun Yolları (CMK)

-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi= KARAR DÜZELTME

Madde 308 –  (1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.

(2) (Ek:  2/7/2012-6352/99 md.) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

(3) (Ek:  2/7/2012-6352/99 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.

-Kanun Yararına Bozma-

Madde 309 –  (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (1)

(1)    6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “Adalet Bakanı” ibaresi, “Adalet Bakanlığı” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.

(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.

(4) Bozma nedenleri:

  1. a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.
  2. b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
  3. c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
  4. d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.

(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına başvurması

Madde 310 –  (1) 309 uncu maddede belirtilen yetki, aynı maddenin dördüncü fıkrasının (d) bendindeki hâllere özgü olmak üzere ve kanun yararına olarak re’sen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından da kullanılabilir.

(2) 309 uncu madde gereğince Adalet Bakanlığı tarafından başvurulduğunda bu yetki, artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kullanılamaz. (1)

-Yargılamanın Yenilenmesi-

 Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri

Madde 311 –  (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

  • a)      Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
  • b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
  • c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
  • d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
  • e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.

–––––––––––––––––

(1)    6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “Adalet Bakanı” ibaresi, “Adalet Bakanlığı” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

  • f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.

(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.

İnfazın geri bırakılması veya durdurulması

Madde 312 –  (1) Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını ertelemez. Ancak mahkeme, infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir.

Yargılamanın yenilenmesine engel olmayan hâller

Madde 313 –  (1) Hükmün infaz edilmiş olması veya hükümlünün ölümü, yargılamanın yenilenmesi istemine engel olmaz.

(2) Ölenin eşi, üstsoyu, altsoyu, kardeşleri yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilirler.

(3) İkinci fıkrada sayılan kişilerin yokluğu hâlinde, Adalet Bakanı da yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilir.

Sanık veya hükümlünün aleyhine yargılamanın yenilenmesi nedenleri

Madde 314 –  (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış olan bir dava aşağıda yazılı hâllerde sanık veya hükümlünün aleyhine olarak yargılamanın yenilenmesi yolu ile tekrar görülür:

  • a) Duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
  • b) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek nitelikte olarak görevlerini yapmada sanık veya hükümlü lehine kusur etmiş ise.
  • c) Sanık beraat ettikten sonra suçla ilgili olarak hâkim önünde güvenilebilir nitelikte ikrarda bulunmuşsa.

Yargılamanın yenilenmesinin kabul edilmeyeceği hâl

Madde 315 –  (1) Kanunun  aynı  maddesinde  yer  almış  sınır  içinde  olmak  üzere cezanın değiştirilmesi amacıyla yargılamanın yenilenmesi kabul edilemez.

(2) Hatanın giderilebilmesini sağlayacak başka bir yol varsa, yargılamanın  yenilenmesi yoluna gidilemez.

Bir suça dayanan yenileme istemlerinin kabulü koşulları

Madde 316 –  (1)  Bir suç iddiasına dayandırılan yenileme istemi, ancak bu fiilden dolayı kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü verilmiş veya mahkûmiyeti gerektirecek nitelikte kuvvetli delil bulunmaması dışında bir nedenle ceza soruşturmasına  başlanamamış  veya  sürdürülememişse kabul edilebilir. Bu madde, 311 inci maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı hâlde uygulanmaz.

Yenileme istemi hakkında uygulanacak hükümler

Madde 317 – (1) Kanun yollarına başvurma hakkındaki genel hükümler, yargılamanın yenilenmesi istemi hakkında da uygulanır.

(2) Yargılamanın yenilenmesi istemi, bunun yasal nedenleri ile dayandığı delilleri içerir.

Yenileme isteminin kabule değer olup olmadığı kararı ve mercii

Madde 318 –  (1) Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir.

(2) 303 üncü madde gereğince Yargıtayın doğrudan hüküm kurduğu hâllerde de hükmü vermiş olan mahkemeye başvurulur.

(3) Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olup olmadığına dair olan karar, duruşma yapılmaksızın verilir.

Yenileme isteminin kabule değer görülmemesi nedenleri ve kabulü hâlinde yapılacak işlem

Madde 319 –  (1) Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise, bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilir.

(2) Aksi hâlde yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği varsa yedi gün içinde bildirmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ olunur.

(3) Bu madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.

Delillerin toplanması

Madde 320 – (1) Mahkeme, yargılamanın yenilenmesi istemini yerinde bulursa delillerin toplanması için bir naip hâkimi veya istinabe olunan mahkemeyi görevlendirebileceği gibi; kendisi de bu hususları yerine getirebilir.

(2) Delillerin mahkemece veya naip hâkim tarafından veya istinabe suretiyle toplanması sırasında, soruşturmaya ilişkin hükümler uygulanır.

(3) Delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenir.

Yenileme isteminin esassız olmasından dolayı reddi, aksi takdirde kabulü

Madde 321 –  (1) Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddialar, yeterli derecede doğrulanmaz veya 311 inci maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314  üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa, yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilir.

(2) Aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verir.

(3) Bu madde gereğince verilen kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.

Duruşma yapılmaksızın yenileme isteminin incelenmesi

Madde 322 – (1) Hükümlü ölmüşse mahkeme yeniden duruşma yapmaksızın gerekli delilleri topladıktan sonra hükümlünün beraatine veya yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verir.

(2) Diğer hâllerde de mahkeme, bu hususta yeterli delil varsa Cumhuriyet savcısının uygun görüşünü aldıktan sonra duruşma yapmaksızın hükümlünün derhâl beraatine karar verir.

(3) Mahkeme beraat kararı ile beraber önceki hükmün ortadan kaldırılmasını da karar altına alır.

(4) Yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunan kimse isterse, gideri Devlet Hazinesine ait olmak üzere önceki hükmün iptaline ilişkin karar Resmî Gazete ile ilân olunacağı gibi mahkemenin takdirine göre diğer gazetelerle de ilân edilebilir.

Yeniden duruşma sonucunda verilecek hüküm

Madde 323 – (1) Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir.

(2) Yargılamanın yenilenmesi istemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa, yeniden verilecek hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez.

(3) Yargılamanın yenilenmesi sonucunda beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararının tamamen veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla kişinin uğradığı maddî ve manevî zararlar bu Kanunun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümlerine göre tazmin edilir.

KARAR DÜZELTME ; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kendiliğinden resen işletilebileceği gibi,  Sanık tarafından talep üzerine de icra edilebilir.Karar Düzeltme Yolu İlgili Ceza Dairesi TEBLİĞNAME=Savcılık Görüşü) ye aykırı olarak verilen kararlar bağlamında etkili bir yöntemdir. Karar Düzeltme Talebi hükmün infazının geri bırakılmasına veya durmasına sebebiyet teşkil etmez. CMK 308; Maddeye göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ceza dairelerinin kararlarına karşı, kendiliğinden veya ilgililerin başvurusu üzerine, hükümlü aleyhine ilamın kendisine verilmesinden itibaren otuz gün içinde gerek maddi ve gerekse usul hukukuna ilişkin nedenlerle Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. İtiraz nedenlerinin açık ve gerekçesiyle birlikte yazılı olarak bildirilmesi gerekir. Sanık yararına itirazda süre yoktur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ceza dairelerinin kararlarına karşı ilâmın veya düzeltme istemine ilişkin özel daire kararının kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilecektir. İtiraz, daire kararında gerek maddi ve gerek usul hukukuna aykırı olduğu saptanan hususlara yönelik olabilir. İtiraz nedenlerinin açık ve gerekçeleriyle yazılı olarak bildirilmesi gerekir. Ceza Genel Kurulu itirazda ileri sürülen nedenlerle bağlı olmaksızın kararı usul ve esas yönünden inceler. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını, ileri sürülen nedenin itiraz konusu olup olmayacağını inceledikten sonra, itiraz süresi geçmiş veya konu itiraz edilebilir değilse usulden ret kararı verir. Süresinde ve itiraz edilebilir olduğu saptanırsa karar esastan incelenir. İtiraz yerinde bulunmazsa esastan ret kararı verilir; yerinde görürlerse karar yerine geçecek ve itiraz doğrultusunda, kurulun gördüğü nedenle karar verilir.

KANUN YARARINA BOZMA başvurusu üzerine verilen bozma kararlarına karşı direnilemez.

YARGILAMANIN YENİLENMESİ Eylem ve niteliği değişmedikçe, Kanun maddesinde öngörülen alt ve üst sınırlar içinde yer alan cezanın değiştirilmesi için yargılamanın yenilenmesi istemi kabul edilemez. Ayrıca, yargılamanın yenilenmesi kesinleşmiş hükümler hakkında kabul edilmiş olduğundan, hükme karşı başvurulabilecek veya hatanın giderilmesini sağlayacak başka kanun yolları varsa yargılamanın yenilenmesi istenemez.Bir suç iddiasına dayandırılan yargılamanın yenilenmesi istemi ancak; bu eylemden dolayı kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunması, aynı eylemle ilgili olarak mahkumiyeti gerektirecek nitelikte kuvvetli kanıt bulunmaması dışında başka bir nedenle soruşturmaya başlanmamış veya soruşturma veya kovuşturmaya devam edilememiş olması, hallerinde kabul edilebilir. Ancak, eylem hakkında 311/1-e bendinde açıklanan biçimde yeni olaylar ve kanıtlar varsa bu madde uygulanmaz.Kanun yollarına başvurma hakkındaki genel hükümler, yargılamanın yenilenmesi istemi hakkında da uygulanır. Yargılamanın yenilenmesi istemini içeren başvuruda, buna ilişkin yasal nedenler ve kanıtların belirtilmesi zorunludur.Yargılamanın yenilenmesi hükmü veren mahkemeden istenir. Hükmün istinaf, temyiz yollarına başvurulmadan veya bölge adliye mahkemesi, Yargıtay incelemesinden geçmek suretiyle kesinleşmiş olması arasında fark yoktur. Hükmü ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay ceza dairesinin verdiği hal dışında, temyiz isteminin esastan reddi veya 303’üncü madde uyarınca davanın esasına hükmolunması durumlarında da başvurunun hükmü veren mahkemeye yapılması gerekir. Ancak, Kanunun 23/3 maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hakim, aynı işte görev alamaz.Bu olağanüstü Kanun yolunun birinci aşamasını; yenileme isteminin kabule değer olup olmadığını belirlemek için yapılacak inceleme oluşturur. İstemin kabule değer olup olmadığına duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilir. Yargılamanın yenilenmesi başvurusu; buna hakkı olmayan kişi tarafından yapılmışsa, hak sahibi kanunda belirtilen şekle uymamışsa, yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemişse veya gösterilen nedenler kanunda sınırlı olarak sayılanlardan değilse, neden gösterilmiş ancak bunu doğrulayacak kanıtlar açıklanmamışsa, mahkemece istem kabule değer olmadığından ret olunur.Mahkemece yenileme isteğinin kabule değer olduğuna karar verilirse, istem yedi gün içinde diyeceklerini bildirmesi için Cumhuriyet savcısı ile ilgili tarafa tebliğ edilir. Bu kararlara karşı itiraz yolu açıktır.Mahkemenin yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna ilişkin kararı kesinleştiğinde; soruşturmaya ilişkin hükümler çerçevesinde kanıtların toplanması ve bunların esassız olup olmadıklarının değerlendirildiği bu Kanun yolunun ikinci aşamasına geçilir.Mahkeme bu aşamada her türlü kanıtı kendisi toplayabileceği gibi bunu naip hakim veya istinabe olunan mahkeme aracılığıyla da yapabilir. Kanıtlar toplandıktan, her türlü soruşturma ve araştırma yapılıp tamamlandıktan sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş kişiden yedi gün içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenir.Yargılamanın yenilenmesi isteminde sunulan kanıtlar ileri sürülen iddiaları yeterince doğrulamıyorsa, hükmün dayandığı önceki kanıtların inandırıcılığını ortadan kaldırmıyorsa veya önceki hükme hiçbir etkisi olmadığı saptanırsa, yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle reddedilir.Mahkeme soruşturma ve araştırmalar ışığında yargılamanın yenilenmesi istemini esaslı ve kabul edilebilir bulursa, yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar verir. İtiraz yolu açık olan bu karar duruşma açılmaksızın verilir.Yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar verilmekle bu olağanüstü Kanun yolunun üçüncü aşamasına ulaşılır ve kural olarak duruşma yapılarak sonuçlandırılır.Kanunun 322’nci maddesi bu kuralın istisnasını oluşturan halleri göstermekte ve düzenlemektedir;

  • a) Hükümlü ölmüşse mahkeme duruşma yapmaz. Toplanmış olan veya gerekli görerek toplayacağı kanıtları değerlendirerek, istem yerindeyse hükümlün beraatına, değilse yargılamanın yenilenmesi isteğinin reddine karar verir.
  • b) Hükümlünün ölümü dışında eldeki kanıtlar, yeni kanıt toplamaya gerek olmaksızın derhal beraata karar verilebilecek nitelik ve açıklıkta ise, Cumhuriyet savcısının uygun görüş bildirmesi koşuluyla duruşma yapılmaksızın beraat kararı verilebilir. Mahkeme beraat kararıyla birlikte önceki hükmün iptaline de karar verir. Cumhuriyet savcısı uygun görüş bildirmediği takdirde duruşma açılmalıdır.

Yeniden yapılacak ve ilkinden ayrı ve bağımsız olan duruşma sonunda; önceki hükmün doğru olduğu kanısına ulaşan mahkeme önceki hükmün onaylanmasına karar verir. Önceki hükmün hatalı olduğu sonucuna ulaşırsa ilk hükmün iptaline karar verir ve yeniden hüküm kurar. Yargılamanın yenilenmesi hükümlü yararına istenmişse, yeniden verilecek hükümdeki ceza, önceki hükümdeki cezadan ağır olamaz. Duruşma sonunda verilen hükme karşı kanun yolları açıktır.Yargılamanın yenilenmesi başvurusunda bulunan isterse, önceki hükmün iptaline ilişkin karar, gideri Devlet Hazinesinden karşılanarak Resmi Gazete ve mahkemenin uygun göreceği diğer gazetelerde ilan olunur.

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNUNDA İSTİNAF , TEMYİZ  ve YARGILAMANIN İADESİ BAŞVURU YOLLARI

 İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar;

MADDE 341- (1) İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.

(2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016- 6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.

(3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.

(4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz.

(5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir.

__________________ (1) 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 41 inci maddesi ile bu maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan “binbeşyüz” ibareleri “üç bin” şeklinde değiştirilmiştir.

İstinaf dilekçesi

MADDE 342- (1) İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.

(2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.

b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.

c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı.

ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih.

d) Kararın özeti.

e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi.

f) Talep sonucu.

g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası.

(3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır.

İstinaf dilekçesinin verilmesi

MADDE 343- (1) İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verilebilir. İstinaf dilekçesi hangi mahkemeye verilmişse, o mahkemece bölge adliye mahkemesi başvuru defterine kaydolunur ve başvurana ücretsiz bir alındı belgesi verilir.

(2) Kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmiş olan istinaf dilekçesi, bu mahkemece yukarıdaki fıkraya göre işlem yapıldıktan sonra kararı veren mahkemeye örnekleriyle birlikte gönderilir. Bu durum derhâl mahkemesine bildirilir.

(3) İstinaf yoluna başvurma tarihi konusunda 118 inci madde hükmü uygulanır.

(4) Dosya, kararı veren mahkemece, istinaf dilekçesinde gösterilen daire ile bağlı kalınmaksızın, ilgili bölge adliye mahkemesine gönderilir.

Harç ve giderlerin yatırılması

MADDE 344- (1) İstinaf dilekçesi verilirken, istinaf kanun yoluna başvuru için gerekli harçlar ve tebliğ giderleri de dâhil olmak üzere tüm giderler ödenir. Bunların hiç ödenmediği veya eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren mahkeme tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususu başvurana yazılı olarak bildirilir. Verilen kesin süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verir. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması hâlinde, 346 ncı maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla uygulanır.

Başvuru süresi

MADDE 345- (1) İstinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır. –––––––––––––––––– (1) 15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 18 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “başvuru harcı” ibaresi “başvuru için gerekli harçlar” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

 İstinaf dilekçesinin reddi

MADDE 346- (1) İstinaf dilekçesi, kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder.

(2) Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar.

İstinaf dilekçesine cevap

MADDE 347- (1) İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemece karşı tarafa tebliğ olunur.

(2) Karşı taraf, tebliğden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesini kararı veren mahkemeye veya bu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verebilir. (3) Kararı veren mahkeme, dilekçeler verildikten veya bunun için belli süreler geçtikten sonra, dosyayı dizi listesine bağlı olarak ilgili bölge adliye mahkemesine gönderir.

Katılma yolu ile başvurma

MADDE 348- (1) İstinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf yoluna asıl başvuran taraf, buna karşı iki hafta içinde cevap verebilir.

(2) İstinaf yoluna başvuran, bu talebinden feragat eder veya talebi bölge adliye mahkemesi tarafından esasa girilmeden reddedilirse, katılma yolu ile başvuranın talebi de reddedilir.

Başvurma hakkından feragat

MADDE 349- (1) Taraflar, ilamın kendilerine tebliğinden önce, istinaf yoluna başvurma hakkından feragat edemez.

(2) Başvuru yapıldıktan sonra feragat edilirse, dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmez ve kararı veren mahkemece başvurunun reddine karar verilir. Dosya, bölge adliye mahkemesine gönderilmiş ve henüz karara bağlanmamış ise başvuru feragat nedeniyle reddolunur.

Başvurunun icraya etkisi

MADDE 350- (1) İstinaf yoluna başvurma, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.

(2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

Kötüniyetle istinaf yoluna başvurma

MADDE 351- (1) İstinaf başvurusunun kötüniyetle yapıldığı anlaşılırsa, bölge adliye mahkemesince, 329 uncu madde hükümleri uygulanır.

 Ön inceleme

MADDE 352- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda; incelemenin başka bir dairece yapılması gerektiği, kararın kesin olduğu, başvurunun süresi içinde yapılmadığı, başvuru şartlarının yerine getirilmediği, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmediği tespit edilen dosyalar hakkında öncelikle gerekli karar verilir. Eksiklik bulunmadığı anlaşılan dosya incelemeye alınır.

Duruşma yapılmadan verilecek kararlar

MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;

a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:

1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.

2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.

3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması.

4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.

5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.

6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.

b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;

1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,

2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,

3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir.

İnceleme

MADDE 354- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince inceleme, davanın özelliğine göre heyetçe veya görevlendirilecek bir üye tarafından yapılır. (2) İnceleme sırasında gereken hâllerde başka bir bölge adliye mahkemesi veya ilk derece mahkemesi istinabe edilebilir.

İncelemenin kapsamı

MADDE 355- (1) İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.

 Duruşma yapılmasına karar verilmesi

MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.

Yapılamayacak işlemler

MADDE 357- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinde karşı dava açılamaz, davaya müdahale talebinde bulunulamaz, davanın ıslahı ve 166 ncı maddenin birinci fıkrası hükmü saklı kalmak üzere davaların birleştirilmesi istenemez, bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.

(2) Bölge adliye mahkemeleri için yetki sözleşmesi yapılamaz.

(3) İlk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller bölge adliye mahkemesince incelenebilir.

Duruşmaya gelinmemesi ve giderlerin ödenmemesi

MADDE 358- (1) Duruşmalı olarak incelenen işlerde taraflara çıkartılan davetiyelerde, duruşmada hazır bulunmadıkları takdirde tahkikatın yokluklarında yapılarak karar verileceği hususu ile başvuran tarafa çıkartılacak davetiyede, ayrıca, yapılacak tahkikatla ilgili olarak bölge adliye mahkemesince belirlenen gideri duruşma gününe kadar avans olarak yatırması gerektiği açıkça belirtilir.

(2) Başvuran, kabul edilebilir bir mazerete dayanarak duruşmaya gelemediğini bildirdiği takdirde, yeni bir duruşma günü tayin edilerek taraflara bildirilir.

(3) Başvuran mazeretsiz olarak duruşmalara katılmadığı veya tahkikatla ilgili giderler süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna göre karar verilir. Şu kadar ki, öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hâllerde başvuru reddedilir.

Karar

MADDE 359- (1) Karar aşağıdaki hususları içerir:

a) Kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi ile başkan, üyeler ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları, sicil numaraları.

b) Tarafların ve davaya ilk derece mahkemesinde müdahil olarak katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.

c) Tarafların iddia ve savunmalarının özeti.

ç) İlk derece mahkemesi kararının özeti.

d) İleri sürülen istinaf sebepleri.

e) Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep.

f) Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi. g) Kararın verildiği tarih, başkan ve üyeler ile zabıt kâtibinin imzaları.

ğ) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.

(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.

Uygulanacak diğer hükümler

MADDE 360- (1) Bu Bölümde aksine hüküm bulunmayan hâllerde, ilk derece mahkemesinde uygulanan yargılama usulü, bölge adliye mahkemesinde de uygulanır.

-Temyiz-

Temyiz edilebilen kararlar

MADDE 361- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

(2) Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir.

Temyiz edilemeyen kararlar

(1) MADDE 362– (1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:

a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.

b) 4 üncü maddede gösterilen davalar ile (23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğup taşınmazın aynına ilişkin olan davalar hariç) özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalarla ilgili kararlar.

c) Yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek için verilen kararlar ile merci tayinine ilişkin kararlar.

ç) Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar.

d) Soybağına ilişkin sonuçlar doğuran davalar hariç olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalarla ilgili kararlar.

e) Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemeleri hâkimlerinin davayı görmeye hukuki veya fiilî engellerinin çıkması hâlinde, davanın o yargı çevresi içindeki başka bir mahkemeye nakline ilişkin kararlar.

f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar.

(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.

(1) _______________ (1) 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesi ile bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ikinci fıkrasında yer alan “yirmibeşbin” ibareleri “kırk bin” şeklinde değiştirilmiştir. (*)

Bu bölümün uygulanması ile ilgili olarak

GEÇİCİ MADDE 3 (Ek: 31/3/2011-6217/30 md.) (1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

-Kanun Yararına Temyiz-

MADDE 363- (1) İlk derece mahkemelerinin ve bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin kesin olarak verdikleri kararlarla, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlara karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.

(2) Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, karar kanun yararına bozulur. Bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

(3) Bozma kararının bir örneği Adalet Bakanlığına gönderilir ve Bakanlıkça Resmî Gazetede yayımlanır.

Temyiz dilekçesi

MADDE 364- (1) Temyiz, dilekçe ile yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.

(2) Temyiz dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

a) Temyiz eden ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.

b) Bunların varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.

c) Temyiz edilen kararın hangi bölge adliye mahkemesi hukuk dairesinden verilmiş olduğu, tarihi ve sayısı.

ç) Yargıtayın bozma kararı üzerine, bozmaya uygun olarak ilk derece mahkemesince verilen yeni kararın veya direnme kararına karşı temyizde direnme kararının, hangi mahkemeye ait olduğu, tarihi ve sayısı.

d) İlamın temyiz edene tebliğ edildiği tarih.

e) Kararın özeti.

f) Temyiz sebepleri ve gerekçesi.

g) Duruşma istenmesi hâlinde bu istek.

ğ) Temyiz edenin veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası.

(3) Temyiz dilekçesinin, temyiz edenin kimliği ve imzasıyla temyiz olunan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması hâlinde, diğer şartlar bulunmasa bile reddolunmayıp temyiz incelemesi yapılır.

Temyiz dilekçesinin verilmesi

MADDE 365- (1) Temyiz dilekçesi, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya Yargıtayın bozması üzerine hüküm veren ilk derece mahkemesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilir.

(2) Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmişse temyiz defterine kaydolunur ve durum derhâl kararı temyiz edilen mahkemeye bildirilir.

(3) Temyiz edene ücretsiz bir alındı belgesi verilir.

Kıyas yoluyla uygulanacak hükümler

MADDE 366- (1) Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 349 ve 352 nci maddeleri hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla uygulanır.

Temyizin icraya etkisi

MADDE 367- (1) Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.

(2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

Kötüniyetle temyiz

MADDE 368- (1) Temyiz talebinin kötüniyetle yapıldığı anlaşılırsa Yargıtayca 329 uncu madde hükümleri uygulanır.

Temyiz incelemesi ve duruşma

MADDE 369- (1) Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir.

(2) Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak, tüzel kişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya iptaline, boşanma veya ayrılığa, velayete, soybağına ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri altmışbin Türk Lirasını aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz veya cevap dilekçesinde duruşma yapılmasını talep etmiş ise Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen davetiye gönderilir. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az iki hafta bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma talebi dikkate alınmaz. Duruşma giderinin eksik ödenmiş olduğu anlaşılırsa, dairenin başkanı tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde duruşma talebinden vazgeçilmiş sayılacağı, duruşma isteyene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde giderler tamamlanmadığı takdirde, Yargıtay incelemesini dosya üzerinde yapar.

(3) Altmışbin Türk Liralık duruşma sınırının belirlenmesinde 362 nci maddenin ikinci fıkrası kıyas yoluyla uygulanır.

(4) Yargıtay, ikinci fıkra hükmü ile bağlı olmaksızın, bilgi almak üzere resen de duruşma yapılmasına karar verebilir.

(5) Duruşma günü belli edilen hâllerde Yargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra, taraflardan hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını verir.

(6) Duruşma günü kararı verilemeyen işlerin en geç bir ay içinde karara bağlanması zorunludur.

(7) Kanunda ivedi olduğu bildirilen dava ve işlere ait temyiz incelemesi öncelikle yapılır.

Onama kararları

MADDE 370- (1) Yargıtay, onama kararında, onadığı kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermek zorundadır.

(2) (Değişik: 31/3/2011-6217/29 md.) Temyiz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı düzelterek onayabilir. Esas yönünden kanuna uygun olmayan kararlar ile hâkimin takdir yetkisi kapsamında karara bağladığı edalar hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz.

(3) Tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır.

(4) Karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır.

–––––––––––––– (1) 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “yirmibin” ibareleri “altmışbin” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

 Bozma sebepleri

MADDE 371- (1) Yargıtay, aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozar:

a) Hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması.

b) Dava şartlarına aykırılık bulunması.

c) Taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi.

ç) Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması.

Yargıtay kararlarının tebliği

MADDE 372– (1) Yargıtayın bozma kararları ile onama kararları mahkeme yazı işleri müdürü tarafından derhâl taraflara tebliğ edilir.

(2) Tebliğ giderleri, temyiz dilekçesiyle birlikte, temyiz talebinde bulunandan peşin olarak alınır. Bu giderlerin ödenmemesi hâlinde 344 üncü madde hükmü uygulanır.

Bozmaya uyma veya direnme 

MADDE 373- (1) Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.

(2) Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir.

(3) Bölge adliye mahkemesi, 344 üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.

(4) Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.

(5) İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.

(2) (6) (Ek: 17/4/2013-6460/1 md.) Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.

(7) Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur.

 -Yargılamanın İadesi-

MADDE 374– (1) Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.

Yargılamanın iadesi sebepleri

MADDE 375- (1) Aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir:

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.

c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.

_________________ (1) 17/4/2013 tarihli ve 6460 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu maddenin beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.

(2) 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” ibaresi “kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” şeklinde değiştirilmiştir.

ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.

d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması.

e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.

f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.

g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.

ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.

h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.

ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması. i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.

(2) Birinci fıkranın (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır. Delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkûmiyet kararı verilememiş ise ceza mahkemesi kararı aranmaz. Bu takdirde dayanılan yargılamanın iadesi sebebinin, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi gerekir.

Üçüncü kişilerin hükmün iptalini talep etmesi

MADDE 376- (1) Davanın taraflarından birisinin alacaklıları veya aleyhine hüküm verilen tarafın yerine geçenler, borçluları veya yerine geçmiş oldukları kimselerin aralarında anlaşarak, kendilerine karşı hile yapmaları nedeniyle hükmün iptalini isteyebilirler.

Süre

MADDE 377- (1) Yargılamanın iadesi süresi;

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olduğunun öğrenildiği,

b) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde öngörülen hâllerde, kararın davalıya veya gerçek vekil veya temsilciye tebliğ edildiği; alacaklı veya davalı yerine geçenlerin karardan usulen haberdar olduğu,

c) Yeni belgenin elde edildiği veya hilenin farkına varıldığı,

ç) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde, ceza mahkûmiyetine ilişkin hükmün kesinleştiği veya ceza kovuşturmasına başlanamadığı yahut soruşturmanın sonuçsuz kaldığı,

d) Karara esas alınan ilamın bozularak kesin hüküm şeklinde tamamen ortadan kalkmasından haberdar olunduğu,

e) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde yazılı sebepten dolayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararının tebliğ edildiği, tarihten itibaren üç ay ve her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır.

(2) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (ı) bendinde yazılan sebepten dolayı yargılamanın yenilenmesi süresi ilama ilişkin zamanaşımı süresi kadardır.

 İnceleyecek mahkeme ve teminat

MADDE 378- (1) Yargılamanın iadesi talebini içeren dilekçe, kararı veren mahkemece incelenir.

(2) Mahkeme, dayanılan sebebin niteliğine göre yargılamanın iadesi talebinde bulunandan karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılayacak uygun bir miktar teminat göstermesini isteyebilir.

Talebin ön incelemesi

MADDE 379- (1) Yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkeme, tarafları davet edip dinledikten sonra;

a) Talebin kanuni süre içinde yapılmış olup olmadığını,

b) Yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını,

c) İleri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını, kendiliğinden inceler.

(2) Bu koşullardan biri eksik ise hâkim davayı esasa girmeden reddeder.

Yeniden yargılama veya hükmün iptali

MADDE 380- (1) İnceleme sonunda, dayanılan yargılamanın iadesi sebebi sabit görülürse, yeniden yargılama yapılarak ortaya çıkacak duruma göre verilmiş olan karar onanır veya kısmen yahut tamamen değiştirilir. Ancak, davacının açık veya zımni muvafakati olmaksızın vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması yahut 375 inci maddenin birinci fıkrasının (ı) bendine dayalı olarak yargılamanın iadesi dilekçesi kabul olunursa, başka bir inceleme yapılmaksızın hüküm iptal edilir.

(2) Bu husus, iade yoluyla incelenmesi istenen hükmün bütün nüshalarında gösterilir.

İcranın durdurulması

MADDE 381- (1) Yargılamanın iadesi davası, hükmün icrasını durdurmaz. Ancak dava veya hükmün niteliğine ve diğer hâllere göre talep üzerine icranın durdurulmasına ihtiyaç duyulursa, yargılamanın iadesi talebinde bulunan kimseden teminat alınmak şartıyla iade talebini inceleyen mahkemece icranın durdurulması kararı verilebilir. Yargılamanın iadesi sebebi bir mahkeme kararına dayanıyorsa bu takdirde teminat istenmez.

”ADLİ PARA CEZASI ”

TCK Madde 52 – (1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.

(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.

(3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.

(4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.

  1. Adli Para Cezasının; Doğrudan , Seçimlik, Hapis Cezasından Çevrilerek veya Hapis Cezası ile birlikte verilmesi mümkündür. Para Cezasının Doğrudan, Hapis Cezası ile birlikte (Hem Hapis Cezası + Hem Adli Para Cezası), Hükmedilen Hapis Cezasının Para Cezasına Dönüştürülmesi veya Seçimlik ( Hapis Cezası veya Para Cezası) olarak hükmedilmesi için mukabilinde verildiği suçun tanımında 5237 sayılı Ceza Kanununda açıklık ve imkan bulunması gerekir.
  2. Kasten işlenen suçların 1 yıl veya daha az cezayı gerektirmesi halinde hükmedilen hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir. Bilinçli taksirle işlenen suçlar açısından da kasten işlenen suçlarda uygulanan prosedür uygulanır. Cezasının 1 yıldan fazla olması ve suçun bilinçli taksirle işlenmiş olması halinde hükmedilen cezanın adli para cezasına çevrilebilmesi mümkün değildir. Taksirle işlenen  diğer suçlarda ise adli para cezasına çevrilebilme açısından ceza miktarı sınırlaması bulunmamaktadır. Taksirle işlenen (Bilinçli Taksir Hariç) diğer bütün suçlar mukabilinde hükmedilen hapis cezalarının adli para cezasına dönüştürülmesi mümkündür.
  3. Hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına dönüştürülmesi Hakimin takdirindedir. Hakim bu takdirini kullanırken sanığın kişilik özelliklerini, suçta tekerrür, sanığın pişmanlık gösterip göstermediğini, yargılama aşamasındaki tavır ve davranışlarını, ekonomik ve sosyal durumunu dikkate alır. 18 yaşından küçük veya 65 yaşından büyük sanığın 1 yıl veya altındaki hükmedilen hapis cezaları yasa uyarınca adli para cezasına veya seçenek yaptırımlara dönüştürülmek zorundadır. Hakimin bu hususta bir takdir hakkı bulunmamaktadır.

TCK Madde 50 – (1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adlî para cezasına,

b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,

c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,

d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,

e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,

f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, Çevrilebilir.

(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez.

(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.

(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.

(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir. 

(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz. 

(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir.

  • Hakaret suçunda adli para cezasının belirlenmesinde alt sınır 90 gün olarak tayin edilir.

  • Suça özel düzenlenen adli para cezası düzenlemesi mevcut ise Yasa da öngörülen üst gün sınırı dikkate alınmaz.

  • Adli para cezasının tayininde 1 yıl 365 gün olarak belirlenir.

  • Hükmedilen Adli Para Cezasının Ertelenmesi Yasa uyarınca mümkün değildir.

  • 18 yaşından küçük SSÇ sanıklara ilişkin hükmedilen adli para cezalarının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesi mümkün değildir.

  • Hapis Cezasının Adli Para Cezasına Dönüştürülmesi suretiyle Mahkumiyet halinde HAGB kararı tesis edilemez. Ancak doğrudan veya seçimlik olarak hükmedilen adli para cezasına ilişkin mahkumiyet kararının geriye bırakılması mümkündür.

  • Adli para cezalarının hapis cezasına dönüştürülmüş olması halinde suçun 01.03.2008 tarihinden sonra işlenmiş olması durumunda koşullu salıverilme (Denetimli Serbestlik) uygulanması mümkün değildir.Hükmedilen ve hapis cezasına çevrilen paranın ödenmesi gerekir.

  • Ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrilmesi mümkündür. Benzer şekilde ödenmeyen adli para cezasının kamuya yararlı bir işte ( her gün karşılığı olarak 2 saat) çalıştırılmak suretiyle infaz edilmesi de mümkündür. Hapis Cezasına Çevrilmiş Adli para cezasının ödenmesiyle birlikte hükümlünün tahliye edilmesi her zaman sağlanabilir. Tek Mahkeme kararının adli para cezasından hapis cezasına dönüştürülmesinde üst sınır 3 yıl iken birçok mahkeme kararlarıyla adli para cezasından hapis cezasına çevrilmede üst sınır 5 yıl hapis cezasıdır.

  • Adli para Cezasına Mahkumiyet HAGB kararı verilmemiş ise adli sicil kaydına işler.İnfaz ile birlikte adli sicil kaydından silinir.İnfaz tarihinden  5 yıl sonra ise arşiv kaydından silinir.Memnu hakların iadesi kararı temin edilmiş ise infaz tarihinden itibaren 15 yıl , temin edilmemiş ise infaz tarihinden itbaren 30 yıl sonra arşiv kaydı silinir.

ADLİ PARA CEZASI İSTİNAF ve TEMYİZ

  1. Adli para cezalarına karşı itiraz (HAGB Kararı) ve istinaf başvuru yollarına gitmek mümkün iken temyiz başvuru yoluna gidilemez.

  2. Hapis cezasından çevrilen adli para cezaları açısından istinaf sınırı bulunmamakla birlikte; doğrundan verilen para cezaları açısından 2016 yılı için adli para cezası istinaf alt sınırı 3.000 (Üç bin) TL dir. 3.000 TL veya altındaki para cezalarının doğrudan verilmesi halinde istinaf kanun yoluna götürülebilmesi mümkün değildir.Hapis Cezasından Dönüştürülen Adli Para Cezaları için İstinaf sınırı bulunmamaktadır.

  3. Suç vasfına yönelik ve talep edilen suç vasfının istinaf kesinlik sınırının üzerinde olmak üzere istinaf sınırı altındaki adli para cezası içeren hüküm istinaf yoluna götürülebilinir. Daha ağır cezayı gerektiren fiile istinaf kesinlik sınırının altında ceza hükmedilmişse bu karar da istinaf yoluna götürülebilinir.Güvenlik tedbirlerine mahkumiyet durumunda kesin nitelikteki hüküm için de yine istinaf başvuru yoluna gidilmesi mümkündür

‘2577 Sayılı  İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU’

Kararlara Karşı Başvuru Yolları

             İstinaf: (1)***

Madde 45 – (Değişik: 18/6/2014-6545/19 md.)

  1. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.
  2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilir.
  3. Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.
  4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.
  5. Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir.
  6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir.
  7. İstinaf başvurusuna konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın istinaf yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz.
  8. İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamaz.

             Temyiz: ***

             Madde 46 – (Değişik: 18/6/2014-6545/20 md.)

Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir:

  1. a) Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları.

(1) Bu madde başlığı “İtiraz:” iken, 18/4/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

*** Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak 2577 sayılı Kanuna 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun  27 nci maddesiyle  eklenen Geçici Madde 8 ‘e bakınız.

b) Konusu yüz bin Türk lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar.

c) Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları.

d) Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları.

e) Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları.

f) İmar planları, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar.

g) Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar.

h) Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar.

ı) Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar.

i) Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar.

j) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar.

k) 6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar.

l) 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar.

m) Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar.

             Temyiz edilemeyecek kararlar:***

             Madde 47 – (Mülga: 18/6/2014-6545/103 md.)

             Temyiz dilekçesi:***

             Madde 48 – (Değişik: 5/4/1990 – 3622/17 md.)

  1. Temyiz istemleri Danıştay Başkanlığına hitaben yazılmış dilekçeler ile yapılır.

*** Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak 2577 sayılı Kanuna 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun  27 nci maddesiyle  eklenen Geçici Madde 8 ‘e bakınız.

  1. Temyiz dilekçelerinin 3 üncü madde esaslarına göre düzenlenmesi gereklidir, düzenlenmemiş ise eksikliklerin onbeş gün içinde tamamlatılması hususu, kararı veren Danıştay veya bölge idare mahkemesince ilgiliye tebliğ olunur. Bu sürede eksiklikler tamamlanmazsa temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına Danıştay veya bölge idare mahkemesince karar verilir. (1)
  2. Temyiz dilekçeleri, ilgisine göre kararı veren bölge idare mahkemesine, Danıştaya veya 4 üncü maddede belirtilen mercilere verilir ve kararı veren bölge idare mahkemesi veya Danıştayca karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde cevap verebilir. Cevap veren, kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile düzenleyeceği dilekçesinde, temyiz isteminde bulunabilir. Bu takdirde bu dilekçeler temyiz dilekçesi yerine geçer. (2)
  3. (Değişik:10/6/1994-4001/21 md.) Kararı veren Danıştay veya bölge idare mahkemesi, cevap dilekçesi verildikten veya cevap süresi geçtikten sonra dosyayı dizi listesine bağlı olarak, Danıştaya veya Kurula gönderir. (3)
  4. Yürütmenin durdurulması isteği bulunan temyiz dilekçeleri, karşı tarafa tebliğ edilmeden dosya ile birlikte, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmek üzere kararı veren bölge idare mahkemesince Danıştay Başkanlığına, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda, görevli dairece konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kuruluna gönderilir. Danıştayda görevli daire veya kurul tarafından yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verildikten sonra tebligat bu daire veya kurulca yapılarak dosya tekemmül ettirilir. (4)
  5. Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamının ödenmemiş olması halinde kararı veren; merci tarafından verilecek yedi günlük süre içerisinde tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçilmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, ilgili merci, kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir. Temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya kesin bir karar hakkında olması halinde de kararı veren merci, temyiz isteminin reddine karar verir. İlgili merciin bu kararları ile bu maddenin 2 nci fıkrasında belirtilen temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin kararlarına karşı, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. (5)

(1) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkemece” ibareleri “bölge idare mahkemesince” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkemeye” ibaresi “bölge idare mahkemesine”, “mahkeme” ibaresi “bölge idare mahkemesi” şeklinde değiştirilmiştir.

(3) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkeme” ibaresi “bölge idare mahkemesi” şeklinde değiştirilmiştir.

(4) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkemece” ibaresi “bölge idare mahkemesince” şeklinde değiştirilmiştir.

(5) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “mahkeme veya Danıştay daire başkanı” ibaresi “merci” ve “onbeş” ibaresi “yedi” şeklinde; ikinci cümlesinde yer alan “mahkeme, ilk derece mahkemesi olarak davaya bakan Danıştay dairesi” ibaresi “ilgili merci” şeklinde; üçüncü cümlesinde yer alan “mahkeme, ilk derece mahkemesi olarak davaya bakan Danıştay dairesi” ibaresi “merci” şeklinde; dördüncü cümlesinde yer alan “Mahkemenin veya Danıştay dairesinin” ibaresi “İlgili merciin” şeklinde değiştirilmiş aynı fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “yapılması” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya kesin bir karar hakkında olması” ibaresi eklenmiştir.

  1. (Ek: 10/6/1994 – 4001/21md.; Değişik: 18/6/2014-6545/21 md.) Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin ödenmemiş olduğu, dilekçenin 3 üncü madde esaslarına göre düzenlenmediği, temyizin kanuni süre içinde yapılmadığı veya kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşıldığı hâllerde, 2 ve 6 ncı fıkralarda sözü edilen kararlar, dosyanın gönderildiği Danıştayın ilgili dairesi ve kurulunca, kesin olarak verilir.

Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar: (1)***

             Madde 49 – (Değişik: 18/6/2014-6545/22 md.)

Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;

a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.

b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.

Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;

a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b) Hukuka aykırı karar verilmesi,

c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.

Kararların kısmen onanması ve kısmen bozulması hâllerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir.

Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır.

Temyize konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim aynı davanın temyiz incelemesinde görev alamaz.

             Temyizen verilen karar üzerine yapılacak işlem:***

             Madde 50 – (Değişik: 18/6/2014-6545/23 md.)

  1. Temyiz incelemesi sonucunda verilen karar, dosyayla birlikte kararı veren mercie gönderilir. Bu karar, dosyanın geldiği tarihten itibaren yedi gün içinde taraflara tebliğe çıkarılır.
  2. Temyiz incelemesi sonucunda verilen bozma kararı üzerine ilgili merci, dosyayı öncelikle inceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir.
  3. Bölge idare mahkemesi, Danıştayca verilen bozma kararına uyabileceği gibi kararında ısrar da edebilir.
  4. Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır.
  5. Bölge idare mahkemesi, bozmaya uymayarak kararında ısrar ederse, ısrar kararının temyizi hâlinde, talep, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenir ve karara bağlanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunludur.

(1) Bu madde başlığı “Kararın bozulması:” iken, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

 *** Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak 2577 sayılı Kanuna 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun  27 nci maddesiyle  eklenen Geçici Madde 8 ‘e bakınız.

Kanun yararına temyiz: 

             Madde 51 – 1. (Değişik: 5/4/1990 – 3622/20 md.) İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.

  1. (Değişik: 5/4/1990 – 3622/20 md.) Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.
  2. Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.

             Temyiz veya istinaf istemlerinde yürütmenin durdurulması: 

             Madde 52 – 1. (Değişik: 5/4/1990 – 3622/21 md.) Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz. Ancak, bu kararların teminat karşılığında yürütülmesinin durdurulmasına temyiz istemini incelemeye yetkili Danıştay dava dairesi, kurulu veya istinaf başvurusunu incelemeye yetkili bölge idare mahkemesince karar verilebilir. (Ek Cümle: 10/6/1994 – 4001/22 md.) Davanın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması halinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi 27 nci maddede öngörülen koşulun varlığına bağlıdır.

  1. İptal davalarında teminat istenmeyebilir.
  2. İdareden ve adli yardımdan yararlaranlardan teminat alınmaz.
  3. Kararın bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur.

             Yargılamanın yenilenmesi:***

             Madde 53 – 1. (Değişik birinci cümle: 5/4/1990 – 3622/22 md.) Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir.

a) Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması,

(1) Bu madde başlığı “Kanun yararına bozma:” iken, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(2) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan  “Bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip” ibaresi “İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “mahkeme veya Danıştay” ibaresi “merci” şeklinde değiştirilmiştir.

(3) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle, bu maddenin başlığında yer alan “itiraz” ibaresi “istinaf” şeklinde; birinci fıkrasında yer alan “itiraz yoluna” ibaresi “istinaf yoluna” şeklinde; “itirazı” ibaresi “istinaf başvurusunu” şeklinde ve son cümlesinde yer alan “kararların temyizi” ibaresi “kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması” şeklinde değiştirilmiştir.

  *** Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak 2577 sayılı Kanuna 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun  27 nci maddesiyle  eklenen Geçici Madde 8 ‘e bakınız.

b) Karara esas olarak alınan belgenin, sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da, yargılamanın yenilenmesini isteyen kimsenin karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması,

c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması,

d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesi,

e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması,

f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması,

g) Çekinmeye mecbur olan başkan, üye veya hakimin katılmasıyla karar verilmiş olması,

h) (Değişik: 10/6/1994 – 4001/23 md.) Tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması.

ı) (Ek: 15/7/2003-4928/6 md.) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.

  1. Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır.
  2. (Değişik birinci cümle: 15/7/2003-4928/6 md.)Yargılamanın yenilenmesi süresi, (1) numaralı fıkranın (h) bendinde yazılı sebep için on yıl, (1) numaralı fıkranın (ı) bendinde yazılı sebep için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl ve diğer sebepler için altmış gündür. Bu süreler, dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak hesaplanır.(1)

             Kararın düzeltilmesi: ***

             Madde 54 – (Mülga: 18/6/2014-6545/103 md.)

(1) 3 numaralı fıkra, 10/6/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi hükmüdür.

  *** Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak 2577 sayılı Kanuna 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun  27 nci maddesiyle  eklenen Geçici Madde 8 ‘e bakınız.

               Yargılamanın yenilenmesi usulü: (1)***

             Madde 55 – 1. İsteğin ilişkin olduğu konu, diğer bir daire veya mahkemenin görevine girmiş ise karar bu daire veya mahkemece verilir.

  1. Karşı tarafın savunması alındıktan sonra istekler incelenir ve kanunda yazılı sebepler varsa davaya yeniden bakılarak karar verilir.
  2. (Değişik: 10/6/1994-4001/25 md.) Yargılamanın yenilenmesi (…)(1) istemleri, kanunda yazılı sebeplere dayanmıyor ise, istemin reddine karar verilir. (1)
  3. Yargılamanın yenilenmesi (…)(1) istemlerinde duruşma yapılması, görevli daire veya mahkemenin kararına bağlıdır. (1)
  4. Bu madde ile 53 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yargılamanın yenilenmesinde (…) (1) bu Kanunun diğer hükümleri uygulanır. (1)

(1) Bu madde başlığı “Yargılamanın yenilenmesine ve kararın düzeltilmesine ilişkin özel hükümler:” iken, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde, aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “53, 54 ve bu” ibaresi “Bu madde ile 53 üncü” şeklinde değiştirilmiş; üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan “ve kararın düzeltilmesi” ibareleri ile beşinci fıkrasında yer alan “ve kararın düzeltilmesinde” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

 İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı:

             Madde 2 – 1. (Değişik: 10/6/1994 – 4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:

  1. a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000 – 4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,
  2. b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
  3. c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.
  4. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.
  5. Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır.

Dava açma süresi:

             Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

(1) 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 52 nci maddesi ile  bu fıkrada yer alan “bulunmayan yerlerde” ibaresinden sonra gelmek üzere “büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın” ibaresi eklenmiştir.

  1. Bu süreler;
  2. a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,
  3. b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği;

             Tarihi izleyen günden başlar.

  1. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar.
  2. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.

             Sürelerle ilgili genel esaslar

             Madde 8 – 1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

  1. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar.
  2. Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.

             Görevli olmayan yerlere başvurma:

             Madde 9 – 1. (Değişik: 5/4/1990 – 3622/2 md.) Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.

  1. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir.

             İdari makamların sükutu:

             Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.

  1. (Değişik: 10/6/1994 – 4001/5 md.) Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

             Duruşma:

             Madde 17 – 1. (Değişik: 5/4/1990 – 3622/7 md.) Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır.

  1. Temyiz ve istinaflarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlıdır.

Madde 20/A

h) Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır. Bu Kanunun 48 inci maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır.

ı) Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi on beş gündür.

i) Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir.

j) Temyiz istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır. Karar en geç bir ay içinde tebliğe çıkarılır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2014/12-482

K. 2016/125

T. 15.3.2016

• TAKSİRLE YARALAMA SUÇU ( Yerel Mahkeme Hükmünün Yalnız Sanık Tarafından Temyiz Edilmesine Karşın Özel Dairece Hesap Hatası Sonucu Eksik Tayin Edilen Cezanın Artırılması Suretiyle Düzeltilerek Onanmasının Aleyhe Düzeltme Yasağına Aykırı Olduğunun Kabulü Gerektiği )

• HESAP HATASI ( Sonucu Eksik Ceza Tayin Edilmiş Olup Yapılan Hesap Hatasının Sanığın Daha Az Ceza Almasına Yol Açacak Şekilde Sonuç Cezanın Belirlenmesine Yol Açtığı – Özel Dairece Cezanın Artırılması Suretiyle Düzeltilerek Onanmasının Aleyhe Düzeltme Yasağına Aykırı Olacağı )

• ALEYHE DÜZELTME YASAĞI ( Taksirle Yaralama Suçu – Adli Para Cezasının Yapılan Hesap Hatası Sebebiyle Eksik Tayin Edildiği/Mahkeme Hükmünün Yalnız Sanık Tarafından Temyiz Edilmesine Karşın Özel Dairece Cezanın Artırılması Suretiyle Düzeltilerek Onanmasının Aleyhe Düzeltme Yasağına Aykırı Olduğu )

1412/m.321,326

ÖZET : Mahkemece sanık hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan hüküm kurulurken 5237 Sayılı TCK’nun 89/4 ve 62. maddeleri uyarınca tayin olunan 10 ay hapis cezasının TCK’nun 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesine karar verildikten sonra, aynı Kanunun 52/2. maddesi gereğince gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen 30 Lira ile çarpılması sonucunda “9.000” Lira yerine “7.500” Lira olarak eksik ceza tayin edilmiş olup, yapılan hesap hatasının sanığın daha az ceza almasına yol açacak şekilde sonuç cezanın belerlenmesine yol açtığı gözetildiğinde yerel mahkeme hükmünün yalnız sanık tarafından temyiz edilmesine karşın Özel Dairece cezanın 1412 Sayılı CMUK’nun 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 321. maddesi uyarınca 9.000 Liraya çıkartılması suretiyle düzeltilerek onanmasının aynı kanunun 326/ son maddesinde tanımlanan aleyhe düzeltme yasağına aykırı olduğu kabul edilmelidir.

DAVA : Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık Ö. T. Ç.’in 5237 Sayılı TCK’nun 89/4, 62/2, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/6. maddeleri gereğince 7.500 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin on ay süreyle geri alınmasına ilişkin, Gaziantep 18. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.05.2011 gün ve 22-298 Sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.01.2014 gün ve 15669-734 sayı ile;

“… sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1- )Sanık hakkında hükmedilen 10 ay hapis cezasının TCK’nun 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesi sırasında, hesap hatası yapılarak sonuç cezanın 9.000 TL yerine 7.500 TL olarak eksik belirlenmiş olması,

2- )Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.07.2009 tarih 2009/9-62-191 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nun 61/1. maddesinin ( g ) bendinde yer alan ‘failin güttüğü amaç ile kastı’ gerekçesine dayanılamayaca- ğının gözetilmemesi,

3- )Sanığa verilen para cezasının taksitlendirilmesi sırasında taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususuna hükümde yer verilmemek suretiyle TCK’nun 52/4. maddesine muhalefet edilmesi;

Kanuna aykırı olup, hükmün bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca isteme uygun bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konularda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden, sanığa verilen temel cezanın belirlenmesinde gösterilen diğer gerekçeler yasal ve yeterli olmakla, hüküm fıkrasından ‘failin kastı ve amacı’ ibaresinin çıkartılmasına, yerine ‘taksirinin yoğunluğu’ ibaresinin eklenmesi, ‘7500’ ibaresinin ‘9000’ olarak düzeltilmesi, hükmün taksitlendirme ile ilgili 4. paragrafının sonuna ‘taksitlerden biri zamanında ödenmediği takdirde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına’ ibaresinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve Kanuna uygun bulunan hükmün, isteme uygun olarak düzeltilerek onanmasına…”,

Karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.04.2014 gün ve 175554 sayı ile;

“… Yüksek Dairenin adli para cezasına dair kabulünün yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Zira yerel mahkeme tarafından belirlenen hapis cezası üzerinden adli para cezası hesaplanırken 9.000 TL yerine 7.500 TL olarak belirlenmiştir. Bu karar yalnız sanık tarafından temyiz edilmiştir. Bu durumda Yüksek Daire tarafından hüküm düzeltilirken sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulması gerekirdi. Oysa Yüksek Daire tarafından bu husus dikkate alınmamıştır. Sanığın kazanılmış haklarının dikkate alınarak hükmün düzeltilerek onanması için karara itiraz etmek gerekmiştir…”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 18.04.2014 gün ve 9443-9659 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanığın taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan cezalandırılma- sına karar verilen ve suçun sübutu ile fiilin vasıflandırılmasında isabetsizlik, bu kabulde de dosya içeriği itibarıyla herhangi bir hukuka aykırılık bulunmayan olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; aleyhe temyiz bulunmayan bir durumda, 5237 Sayılı TCK’nun 89/4 ve 62. maddeleri uyarınca tayin olunan sonuç 10 ay hapis cezasının, Kanunun 52/2. maddesi gereğince gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen 30 Lira ile çarpılması sonucunda “9.000 Lira” yerine hesap hatası sonucu “7.500 Lira” olarak eksik ceza tayin edilmesine dair hukuka aykırılık nedeniyle, hükmün, sonuç adli para cezasının “9.000 Lira” olarak belirlenmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmesinin mümkün olup olmadığının tespitine ilişkindir.

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre “karar” kelimesinin anlamı bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargıdır. Aynı sözlükte, hukukta karar; herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm, olarak ifade edilmiştir. Yine, karar kelimesinin ifade ettiği farklı bir anlam olarak; kesin yargıyı bildiren belge belirtildikten sonra, karar; değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik ve değişmez olma olarak da tarif edilmiştir. Bu tanımlardan yola çıkıldığında, yargısal karar; bir yargılama işlemi sonunda belli bir yönteme bağlı olarak verilmiş, kesin yargıyı ifade eden belge olarak tanımlanabilir. Bu durumda kararın en önemli özelliği olarak, “kesinlik” karşımıza çıkmaktadır. Kesinlik kelimesinin sözlük anlamı; bir bilginin, bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumudur.

5271 Sayılı CMK’nun “Duruşmanın sona ermesi ve hüküm” başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrası; “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür”,

“Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinin birinci fıkrası; “Duruşma sonunda, 232. maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.”,

“Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar” başlıklı 232. maddesinin üçüncü fıkrası; “Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.”,

Aynı maddenin altıncı fıkrası ise; “Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.” hükümlerini içermektedir.

Anılan bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra 5271 Sayılı CMK’nun 223. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm verilmesi zorunludur. Bu hükümde gerekçeye yer verilmese dahi, anılan kanunun 232. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme imkânının bulunup bulunmadığının, başvuru imkânı varsa süresi ve merciinin tereddüde mahal bırakmayacak şekilde mutlaka belirtilmesi gerekmektedir. Uygulamada bu şekilde gerekçesi açıklanmadan hüküm verilmesine kısa karar denilmektedir. Kısa karar olarak adlandırılan bu hüküm fıkrasının tümüyle duruşma tutanağına geçirilmesi, akabinde okunarak, gerekçesinin ana hatlarıyla anlatılması gerekmekte olup kısa karar yani hüküm bu şekilde açıklandıktan sonra geçerlilik kazanacaktır.

Gerekçeye yer verilmeden sadece kısa karar olarak adlandırılan “hüküm-sonuç” bölümünün açıklanmasından sonra, maddi olayın açıklandığı “sorun” bölümü ile delillerle sonuç arasındaki bağın, yani neden bu sonuca ulaşıldığının anlatıldığı ve hukuki nitelendirmenin yer aldığı “gerekçe” bölümünün hüküm fıkrasına da yer verilmek suretiyle, kısa kararın açıklanmasından itibaren on beş gün içinde yazılması gerekmektedir. Bu şekilde sorun, gerekçe ve hüküm-sonuç bölümünden oluşan karara ise uygulama da gerekçeli karar denilmektedir.

Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş uygulama ve kabullerine göre, hükmün esasını kısa karar oluşturmaktadır. Tutanağa geçirilmesi ve açıklanması suretiyle hukuken geçerlilik kazanmış kısa kararın/hükmün önemine binaen mahkemelerin kısa karar oluştururken son derece dikkatli ve ciddi davranmaları gerekmektedir. Ancak hüküm kurulurken çeşitli hatalar yapılabildiği, örneğin nitelikli haller sebebiyle ceza artırılırken artırım oranlarında, bazen de sonuçlarında hatalar yapılabildiği gibi indirim nedeninin uygulanması sırasında da hesap hatası yapılarak daha az ceza tayin edildiği, hatta nitelikli hal sebebiyle cezanın artırılması yerine indirilmesi yoluna gidildiği, ilgili kanun maddesinde suç için hapis cezası ile birlikte para cezası da öngörüldüğü halde, yalnızca hapis ya da para cezasına hükmedildiği, öngörülmüş cezanın alt sınırının da altında olacak şekilde bir ceza tayin edildiği veya belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması sırasında işlem hataları yapıldığı görülmektedir.

Uygulamada hükmün kurulması sırasında yapılan hatalar, “uygulama hatası”, “hesaplama hatası”, “yazım hatası” şeklinde tasniflere tâbi tutulmaktadır. Uygulama hatası; yargılama araçlarının belirli biçimde hatalı takdir edilmelerinden kaynaklanan hukuki yanılgılardır. Hesaplama hatası, cezanın artırımı veya eksiltimi sırasında yapılan matematiksel işlem hatalarıdır. Yazım hataları ise, olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşme- yecek olan isim, yaş vb. bilgilerin yanlış yazılmasıdır. Esasen hesaplama ve yazım hataları da uygulama neticesinde ortaya çıkmış hatalar olduğundan sonuç itibarıyla birer uygulama hatasıdır. Kaldı ki bazen yapılan yanlışlığın ne tür bir hata olduğu da tam belirlenememektedir.

Mahkemenin hata yapıldığından bahisle, kısa kararda yer verilmeyen hususlara gerekçeli kararda yer vermesi veya kısa kararı sonradan değiştirmesi usul ve kanuna aykırı olacaktır. Bu konuda öğretide, “Gerekçe ile birlikte hüküm fıkrası tekrar yazılırken, duruşmada yazılıp, okunmuş olan hüküm fıkrasında, yani kısa kararda hiçbir değişiklik yapılamaz. Esas olan, duruşmada okunmuş bulunan hüküm fıkrasıdır.” ( Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 2013, 10. Baskı, s. 714 ) şeklinde görüşler bulunmaktadır. Ancak yerleşmiş uygulama ve kabullere göre, uygulama ve hesap hataları dışında kalan ve sonuç ceza üzerinde değişikliğe yol açmayan maddi yazım hatalarının yöntem ve zaman sınırlamasına tabi bulunmaksızın, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından kendiliğinden veya denetim muhakemesi sonunda verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilmesi mümkündür.

Temyize tabi kararlar temyiz edilmemesi veya temyizen onanması halinde, kesin nitelikteki kararlar ise verildikleri anda kesinleşmiş olacaktır. Kesinleşen kararda olağanüstü kanun yolları hariç artık hükmün değişme imkânı bulunmamaktadır. 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 4. maddesinde de vurgulandığı üzere, mahkûmiyet hükümlerinin infazı için hükmün kanun gereği kesin ya da kesinleşmiş olması gerekir.

Yargı makamlarınca verilen hükümlerin kesin ya da kesinleşmiş olması bireylerin güven içinde yaşamaları için zorunludur. Her yargılamada gerçeğe, adalet ve hakkaniyete ulaşılması çabası bulunsa da ceza muhakemesinin de bir sonu olmalıdır. Aksi halde ceza muhakemesinin amaçları arasında olan toplumsal barış ve güven sağlanamaz; sürekli bir çekişme ve belirsizlik ortamı varlığını korur. ( Veli Özer Özbek, İnfaz Hukuku, Ankara 2015, Seçkin Yayıncılık, 7. baskı, s. 70 )

Kesin hükmün bağlayıcı olması sebebiyle bu kararlar değiştirilemez, yerine getirilmesi geciktirilemez. 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98. maddesinin 1. fıkrasında; “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir” hükmüne yer verilmiştir. Görüleceği üzere infaz sırasında, mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği konusunda ya da hükümlü lehine bir kanun yürürlüğe girmesi halinde ancak hükmü veren mahkemeden karar isteneceği belirtilmiş olup kesinleşmiş hükümdeki ceza miktarının hesap hatası yapıldığından bahisle ya da başka bir nedene dayalı olarak artırılamayacağı, değiştirilemeyeceği açıktır.

Uyuşmazlık konusu ile bağlantılı olarak, ilk derece mahkemelerince verilen ve içerisinde hata barındıran hükümlerin temyiz incelemesine konu edilmesi halinde “aleyhe değiştirmeme zorunluluğu” ya da “aleyhe düzeltme yasağı” kavramlarına değinilerek uyuşmazlık çözüme kavuşturulmalıdır.

Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı öğreti ve uygulamada; “temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması” şeklinde tanımlanmaktadır.

Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.

Latince “reformatio in pejus judici appellato non licet” olarak adlandırılan, “bir hükmün aleyhe değiştirilmesi caiz değildir. Şeklinde tercüme edilen, öğreti ve uygulamada ise, “lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı” olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.

Anılan kural, 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin 4. fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca 1412 Sayılı CMUK’nun 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan “cezayı aleyhe değiştirememe” veya “aleyhte düzeltme yasağı”nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu kuralla ilgili olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 307/4. maddesinde ise; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz” düzenlemesine yer verilmiştir.

Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır.

Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir.

Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 Sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan “cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır.

Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran “cezalar” ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 Sayılı TCK’nun 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirileme- yeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir.

Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulması açısından hatalı oluşturulan hükmün yalnız sanık lehine temyiz edilmesi halinde aleyhe değiştirmeme zorunluluğu ya da aleyhe düzeltme yasağı kuralı çerçevesinde sonuç cezanın kanun yoluna başvuruda önemi ve Yargıtay ilgili dairesinin ne şekilde karar vereceği hususuna da değinmek gerekecektir.

1412 Sayılı CMUK’nun 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 305. maddesi uyarınca, ceza mahkemelerince verilen hükümlerin temyize tâbi olmaları kural, temyiz edilememeleri ise istisnadır.

14.04.2011 gün ve 27905 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 23. maddesiyle 5271 Sayılı CMK’nun 272. maddesinin 3. fıkrasının ( a ) bendinde; “Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen 3.000 Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yasa yoluna başvurulamayacağı” şeklinde yapılan değişiklik ve aynı kanunun 26. maddesiyle 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanuna eklenen; “Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz” şeklindeki geçici 2. madde göz önünde bulundurulduğunda, 14.04.2011 tarihinden sonra, doğrudan hükmolunan 3.000 Türk Lirası ve daha az miktardaki mahkûmiyet hükümlerinin temyizi mümkün değildir.

Temyize getirilen bu istisnadan anlaşılacağı üzere kısa karardaki ve dolaysıyla hükümdeki sonuç cezanın kanun yollarına başvuruda belirleyici bir unsur olduğu açıktır.

Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 gün ve 532-126, 12.03.2013 gün ve 1515-202 ile 21.12.2010 gün ve 230-264 Sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı gibi, kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. Yani doğru uygulama yapıldığında kesinlik sınırı içinde kalmayacak bir hükmün, hatalı uygulama ( hesap hatası, uygulama hatası gibi ) neticesinde-ortaya çıkan sonuç ceza itibariyle-kesinlik sınırı içindeyse aleyhe temyiz bulunmadığı durumda temyize konu olması mümkün değildir.

1412 Sayılı CMUK’nun 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 320. maddesinde; “Yargıtay, temyiz dilekçesi ile layihasında irad olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz dilekçesinde bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder”,

321. maddesinde; “Yargıtay, aleyhine itiraz olunan hükmü hangi cihetten kanuna muhalif görmüşse o cihetten bozar.

Hükmün bozulmasına sebep olan kanuna muhalefet keyfiyeti, bu hükme esas olarak tespit edilen vakıalarda olmuş ise bu muameleler dahi aynı zamanda bozulur”,

322. maddesinde ise; “Hükme esas olarak tespit edilen vakıalara tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı o hüküm bozulmuş ise Yargıtay aşağıda yazılı olan hallerde kendisi davasının esasına hükmeder.

1. Vakıanın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraete veya davanın düşmesine yahut aşağı – yukarı haddi olmayan sabit bir cezaya hükmolunması icabederse,

2. Yargıtay Başsavcılığının iddiasına uygun olarak suçluya kanunda yazılı cezanın en aşağı derecesini uygulamayı uygun görürse,

3. Mahkemece sabit görülen suçun unsurları ve vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise,

4. Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun suçun cezasını azaltmış ve mahkemece suçluya ceza tayininde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç sayılmamış olmaktan dolayı birinci halde daha az bir cezanın hükmü ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse,

5. Açıkca tespit edilmiş olan suçlunun doğum ve suç tarihlerine göre ceza tayininde gerekli indirme yapılmamış veya yanlış olarak indirme yapılmış ise,

6. Arttırma veya indirme sonu ceza müddeti veya miktarını tayinde maddi hata yapılmış ise,

7. Hükmedilmiş olan ceza yerine Ceza Kanununun 29. maddesince adli tevbih kararı verilmesi icabederse,

8. Ceza Kanununun 29. maddesindeki tertibin gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise,

9. Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine dair hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık yapılmışsa.

Sair hallerde Temyiz Mahkemesi işi yeniden tetkik ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan mahkemeye veya o derecede diğer civar bir mahkemeye gönderir.” hükümleri yer almaktadır.

Temyiz yargılama makamı olan Yargıtay’ın görevi, kural olarak, denetimini yaptığı hükümde hukuka aykırılık bulunup bulunmamasına göre hükmü bozmak veya onamaktır. Temyiz incelemesi sırasında Yargıtay, temyiz sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlığı çözecek nitelikte bir karar verecektir. Temyiz edilen hükümde hukuka aykırılık bulunmaması halinde hüküm onanacak, hukuka aykırılık bulunması halinde ise CMUK’nun 321. maddesine göre hüküm bozulacak ya da bozulan hüküm yerine aynı kanunun 322. maddesine göre Yargıtay’ca davanın esasına hükmedilecektir. Buna göre; Yargıtay temyiz dilekçesinde ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın son karara etkili olan tüm kanuna aykırılıkları inceleyip, aykırılık saptaması halinde de bozma kararı verme hak ve yetkisine sahiptir. Bu konuyla ilgili olarak getirilen sınırlamalar, 1412 Sayılı CMUK’nun 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrasında yer alan, “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” kuralı ile 05.03.1941 gün ve 50-7 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, katılanın münhasıran kendi şahsi haklarına hasrettiği temyiz istemi üzerine, sanık lehine bozma yapılamamasıdır. Bu iki istisna dışında, Yargıtay’ca incelenen ve kanuna aykırılık taşıdığı belirlenen bir hükmün, temyiz edenin sıfatı nazara alınarak, sanık lehine veya aleyhine bozulmasına bir engel bulunmamaktadır.

Temyiz nedenini oluşturacak hukuka aykırılıklar CMUK’nun 307 ve 308. maddelerinde gösterilmiştir. CMUK’nun 307. maddesinin 1. fıkrasında, “Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur” denildikten sonra 2. fıkrasında, “Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesini” kanuna muhalefet olarak belirtilmiş, 308. maddesinde ise sekiz bent halinde gösterilen hususlarda kanuna “mutlaka muhalefet” edilmiş sayılacağı kabul edilmiştir.

Bu maddelere göre, Yargıtay temyiz nedenleriyle bağlı olmaksızın, temyiz dilekçesinde ileri sürülsün veya sürülmesin son karara etkili olan tüm hukuka aykırılıkları kendiliğinden inceleyip hükmü bozabilecektir. Yargıtay’ca yapılacak denetimde, mevcut delillerin yerel mahkemece yanlış değerlendirildiği ve bu sebeple somut olaya dair hukuki nitelemenin yanlış yapıldığı sonucuna varılırsa, karar esastan bozulmakla birlikte, uygulanması gereken hukuki kurallar da gösterilmelidir. Lehe temyiz davasında ise, suç niteliğinin belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğü belirlenirse, cezanın tür ve miktarı yönünden önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağı şartı ile kanuna aykırı olan hükmün bozulmasına karar verilmeli, suç niteliği dışındaki sair hallerde ise, yol göstermek ve uygulamada birliği sağlamak amacıyla eleştiri ile yetinilerek, aleyhe temyiz olmadığı vurgulanmak suretiyle hüküm onanmalıdır.

Buna göre eleştiri, temyiz mahkemesince aleyhe temyiz bulunmaması veya sonuca etkili olmaması sebebiyle mutlak bozma sebebi teşkil etmeyen bir hukuka aykırılığa uyarıcı, öğretici ve yol gösterici nitelikte işaret edilmesi olup, kural olarak “onama” kararlarında söz konusudur. Hükmün sanık lehine belirlenen hukuka aykırılıklar veya zorunluluklar sebebiyle bozulması durumunda sanığın aleyhine tespit edilen hukuka aykırılıklar da bozma sebebi yapılmalı ve hükmün lehe-aleyhe bozulmasına karar verilmelidir. Aksi takdirde sanığın; önceki yanılgılı uygulama sebebiyle ortaya çıkan hafif sonuç cezadan, ikinci kez mahkûmiyetin sonuçlarını da kapsayacak şekilde yararlandırılmasını sağlayacak, sanığa daha önce bir kez tanınmış olan atıfet genişletilmek suretiyle, hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açılmış olacaktır.

Bu genel açıklamalardan sonra temyiz incelemesi sırasında hükümdeki uygulama, hesaplama ve maddi ( yazım ) hatalarının aleyhe temyiz olmaması halinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği tartışılmalıdır.

Hükümdeki isim, yaş vb. bilgilerin yanlış yazılmasından kaynaklanan maddi ( yazım ) hataları aleyhte değiştirme yasağı kapsamında olmadığından Yargıtay’ca düzeltilebileceği aşikardır.

Kanun maddesinin yanlış yorumlanmasının söz konusu olduğu, hâkimin takdirine bağlı ve bilinçli uygulamalardaki hata ve aykırılıkların yani uygulama hatalarının aleyhte değiştirme yasağı kapsamında kalacağı, suç tarihi, sanığın ismi, yaşı vb. şekildeki yazım hatalarının ise bu yasak kapsamında değerlendirilemeyeceği konusunda da tereddüt bulunmamaktadır.

Hesap hatalarının ise bu yasak kapsamında kalıp kalmadığı konusunun, hesap hatasının sonuç cezaya etkisi gözetilerek çözümlenmesi gerekmektedir. Çünkü 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK’nun 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan “cezayı aleyhe bozma veya düzeltme yasağı”nın konusunu temel ceza ya da indirim-artırım sırasındaki ara ceza miktarı değil sonuç ceza oluşturmaktadır.

Bu bağlamda, cezanın belirlenmesi aşamasında artırım ya da indirim yapılırken hesap veya yazım hatası yapılıp bir sonraki hesaplamanın yapıldığı ya da sonuç cezanın açıklandığı fıkrada bu hatadan dönülerek doğru sonuca ulaşılmış, dolaysıyla aradaki hesap ya da yazım hatası sonuca etkili olmamış ise, yapılan hesap ya da yazım hatası “cezayı aleyhe bozma veya düzeltme yasağı” kapsamında kalmayacak, aksi halde, yani yapılan hesap ya da yazım hatası, sanığın daha az ceza almasına yol açacak şekilde sonuç cezanın belirlenmesine yol açmış ve hüküm bu sonuç üzerine kurulmuş ise, hatalı da olsa açıklanan ve hükmedilen bu ceza miktarı anılan kurala konu olacaktır. Aleyhe temyiz bulunmadığı halde sonuç cezanın hesap hatası, yazım hatası denilerek düzeltilmesi veya kazanılmış hak saklı tutulmadan bozmaya konu edilmesi 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK’nun 326/4. maddesindeki amir kurala aykırı olacaktır.

Nitekim Ceza Genel Kurulumuz da çeşitli kararları ile, hesap hatası yapılan hükme dair lehe temyiz davasında aleyhe düzeltmeme zorunluluğuna açıklık getirmiş ve ‘temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilerek, incelemenin buna göre yapılması gerektiği, sanık lehine tecelli edecek bir hatanın tazammun edeceği hukuki neticelerin aleyhte tevessülatta bulunmadıkça değiştirilemeyeceği’ ( 31.01.1949 gün ve 171-35 ),‘ilk hüküm sanık tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olsaydı durum ne olacak idiyse, lehe temyizin bu durumu değiştirmemesi gerektiği’ ( 19.06.1967 gün ve 114-162, 13.04.1964 gün ve 154-167 ), ‘hesap hatası sonucunda eksik tayin edilen hapis cezasının ceza miktarı yönünden kazanılmış hak oluşturacağı’ ( 07.10.2008 gün ve 198-211 ) vurgulamış, 15.12.2015 gün ve 602-509 Sayılı kararında da; TCK’nun 62. maddesiyle cezada indirim yapılırken hapis cezasının “6 yıl 8 ay” yerine “6 yıl” şeklinde belirlenmesi suretiyle sanığın sonuç olarak 6 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar veren yerel mahkeme hükmünü, sanık müdafiinin temyizi üzerine inceleyen Özel Dairenin, cezanın 6 yıl 8 aya çıkartılması suretiyle düzeltilerek onanmasına dair kararının, 1412 Sayılı CMUK’nun 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/ son maddesinde tanımlanan aleyhe düzeltme yasağına aykırı olduğu kabul edilmiştir.

Ceza Genel Kurulunun 15.12.2015 gün ve 602-509 Sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Mahkemece sanık hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan hüküm kurulurken 5237 Sayılı TCK’nun 89/4 ve 62. maddeleri uyarınca tayin olunan 10 ay hapis cezasının TCK’nun 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesine karar verildikten sonra, aynı Kanunun 52/2. maddesi gereğince gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen 30 Lira ile çarpılması sonucunda “9.000” Lira yerine “7.500” Lira olarak eksik ceza tayin edilmiş olup, yapılan hesap hatasının sanığın daha az ceza almasına yol açacak şekilde sonuç cezanın belerlenmesine yol açtığı gözetildiğinde yerel mahkeme hükmünün yalnız sanık tarafından temyiz edilmesine karşın Özel Dairece cezanın 1412 Sayılı CMUK’nun 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 321. maddesi uyarınca 9.000 Liraya çıkartılması suretiyle düzeltilerek onanmasının aynı kanunun 326/ son maddesinde tanımlanan aleyhe düzeltme yasağına aykırı olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün TCK’nun 50/1-a, 52. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında hesap hatası, sonucu eksik adli para cezası tayin edilmesi eleştirilerek Özel Daire kararında belirtilen diğer hukuka aykırılıklar sebebiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan oniki Genel Kurul Üyesi; “itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle” karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- )Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17.01.2014 gün ve 15669-734 Sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,

Gaziantep 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 03.05.2011 gün ve 482-125 Sayılı kararının;

3- ) a-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.07.2009 tarih 2009/9-62-191 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nun 61/1. maddesinin ( g ) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ile kastı” gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi,

b- )Sanığa verilen para cezasının taksitlendirilmesi sırasında taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususuna hükümde yer verilmemek suretiyle TCK’nun 52/4. maddesine muhalefet edilmesi;

İsabetsizliklerinden BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususlarda aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından “failin kastı ve amacı” ibaresinin çıkartılıp yerine “taksirinin yoğunluğu” ibaresinin eklenmesi, hükmün taksitlendirme ile ilgili 4. paragrafının sonuna “taksitlerden biri zamanında ödenmediği takdirde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususunun sanığa ihtarına” ibaresinin eklenmesi ve “TCK.nun 50/1-a, 52. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında hesap hatası sonucu eksik ceza tayin edilmesi, temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır” eleştirisinin yapılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

4- )Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2014/135

K. 2016/4

T. 19.1.2016

DAVA : Sanık …’un hakaret suçundan 5237 Sayılı TCK’nun 125/1-4, 129/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1.040 Lira; sanık …’ın ise hakaret suçundan 125/1-4, 129/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1.040 Lira, tehdit suçundan ise aynı kanunun 106/1-2. cümle, 29 ve 52. maddeleri uyarınca 300 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin, … Sulh Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı kesin nitelikteki hükme karşı … Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün … gün ve … sayılı yazısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … gün ve 91088 Sayılı ihbarnamesi ile kanun yararına bozma talebinde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile;

“I-Olay:

Hakaret ve tehdit suçlarından sanıklar … ve … hakkında yapılan yargılama sonucunda, … Sulh Ceza Mahkemesi’nin … tarihli kararı ile, sanık …’un hakaret suçundan 1.040 TL adli para cezası ile, sanık …’ın ise hakaret ve tehdit suçlarından 1.040 TL ve 300 TL adlî para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın sanık … yönünden temyizi üzerine Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarihli kararı ile, temyiz isteminin reddi kararının onanmasına karar verildiği, kararın kesinleşmesi üzerine infaz aşamasında Kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.

II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun koşullarının oluşmasına karşın, kararda tartışılmamasına yönelik hukuka aykırılığa ilişkindir.

III- Hukuksal Değerlendirme:

Öğretide ‘olağanüstü temyiz’ olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, ‘kanun yararına bozma’ adı ile 5271 Sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.

5271 Sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna dair hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen …, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya dair karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi sebebiyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 Sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine dair başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23.3.2010 tarih ve 2/29-56 Sayılı kararı da bu doğrultudadır.)

Kanun yararına bozma istemine konu edilen 5271 Sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılması’ müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle;

– Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,

– Suçun CMK’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,

– Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

– Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itiraz etmemesi,

– Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine dair koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

Anılan bu objektif koşullar ile birlikte ‘Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına’ dair takdire dayalı subjektif koşulun da gerçekleşmesi halinde ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılması’ müessesesinin uygulanması olanağı bulunmaktadır.

İnceleme konusu somut olayda; adli sicil kaydı bulunmayan sanıklar … ve … hakkında hakaret ve tehdit suçlarından adli para cezası verildiği, ancak kararda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tartışılmadığı anlaşılmaktadır.

Kanun koyucu CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanıp uygulanmaması hususunda mahkemeye takdir hakkı tanımıştır. Objektif koşulların oluşmasına karşın koşullu bir düşme nedeni olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun tartışılmamasına yönelik mahkeme uygulamasının yerinde veya yeterli olup olmadığı temyiz incelemesinde değerlendirilebilecekken, takdire müteallik konuların inceleme dışı bırakıldığı olağanüstü kanun yolu olan, Kanun yararına bozma yoluyla denetlenemeyecektir.

IV- Sonuç ve Karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, kanun yararına bozma isteminin takdire dair olması sebebiyle yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan kanun yararına bozma isteğinin reddine” karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise … gün ve 91088 sayı ile;

“…Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin duraksamasız uygulamalarına göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilemeyeceğine dair değerlendirme yapılması için yargılamanın herhangi bir sujesinin istemde bulunması gerekmez. Hükmün açıklanmasının koşullarının oluşup oluşmadığı hakim tarafından kendiliğinden değerlendirilmeli ve bu değerlendirmede denetime olanak sağlayacak şekilde kararda gösterilmelidir…

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.7.2009 gün ve 163-202 ile 29.9.2009 gün ve 130-213 Sayılı kararlarında da gösterildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 Sayılı CMK’nun 223. maddesi gereğince düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılması’ müessesesi objektif koşulların varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve resen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmak zorundadır. Gerek koşulları oluştuğu halde bu konuda hiçbir değerlendirme yapılmaması gerekse hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların, hakimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması sebebiyle yasa yararına bozma konusu yapılabilmesi mümkündür.

Bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında; sanıklar … ve …’ın, hakaret ve tehdit suçlarından, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1-4, 129/1 (iki kez) 106/1-2.cümle, 29 ve 52/2.maddeleri uyarınca 1.040,00 (iki defa) Türk lirası ve 300,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırıldıkları dava da, sanıklar hakkında tayin olunan cezaların türüne, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunmalarına, yüklenen suçlardan dolayı maddi bir zararın oluşmamış bulunmasına ve müsnet suçların yasaklı suçlardan olmamasına göre, hükmün verildiği … tarihinde yürürlükte bulunan 5728 Sayılı Kanun ile değişik 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231.maddesi gereğince, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmesi zorunlu olup, yerel mahkemece bu husus tartışmasız bırakıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğine dair kanun yararına bozma talebi yerindedir.

Bu nedenle, Özel Dairenin, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmesi gerektiğine dair kanun yararına bozma isteminin, takdire dair olduğundan bahisle reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve 1755-2670 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemenin kesinleşen kararında uygulanması mümkün olduğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışmasız bırakılmasının kanun yararına bozmaya konu edilip edilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık …’un hakaret suçundan 5237 Sayılı TCK’nun 125/1-4, 129/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1.040 Lira; sanık …’ın ise hakaret suçundan 125/1-4, 129/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1.040 Lira, tehdit suçundan ise aynı kanunun 106/1-2. cümle, 29 ve 52. maddeleri uyarınca 300 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmalarına dair … tarihli kararın sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine yerel mahkemece 16.9.2009 ve 19.11.2009 tarihli ek kararlar ile ceza miktarı itibariyle kesin nitelikte olduğundan bahisle temyiz taleplerinin reddine karar verildiği, temyiz talebinin reddi kararının sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile onandığı, yerel mahkeme mahkûmiyet kararında sabıkasız olup işledikleri suçlar herhangi bir somut maddi zarara yol açmayan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediklerine dair beyanları bulunmayan sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışmasız bırakıldığı,

Cezanın infazı sırasında …nca 5271 Sayılı CMK’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerekip gerekmediğinin kararda tartışılmaması nedenine dayalı olarak kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu, Özel Dairece uygulanması takdire bağlı olan bu hususun kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı gerekçesiyle reddedildiği,

Anlaşılmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı kanunun 40. maddesiyle 5395 Sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.

Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden ve şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması 5728 Sayılı Kanun’un 562. maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına dair tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, maddeye 6545 Sayılı Kanunla “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç sebebiyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” hükmü eklenmiştir.

5560, 5728, 5739 ve 6008 Sayılı Kanunlarla 5271 Sayılı CMK’nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

1-) Suça dair olarak;

a-) Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,

b-) Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

2-) Sanığa dair olarak;

a-) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b-) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

c-) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

d-) Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,

Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına dair bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir sujesinin talepte bulunması şart değildir. Maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hakim tarafından her olayda re’sen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkan verecek biçimde kararda gösterilmelidir.

Kanun yararına bozma ise, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlama amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna dair hukuka aykırılıklardır. Ancak, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması sebebiyle dar kapsamlıdır; her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Nitekim, kanun yolunun bu özelliği nedeniyle, hakimin takdirini hatalı kullanmasına dair hususlardaki hukuka aykırılıklar, örneğin; temel ceza miktarının saptanmasında kullanılan ölçütlerin hatalı takdir edilmesi, cezada artırma ve indirme yapılırken kullanılan oranların seçimindeki isabetsizlik gibi hususlar, Yargıtay’ın sadece olağan bir denetim yolu olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alabileceği hukuka aykırılıklardandır.

Objektif şartları oluştuğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaması hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması sebebiyle kanun yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira bu halde Yargıtay’ca denetlenen ve hukuka aykırılığı vurgulanıp kanun yararına bozma konusu yapılan husus hakimin takdirini yanlış kullanmasıyla ilgili değildir. Denetlenen husus, hakimin bir değerlendirme yaparak sonuca varıp, bunu da hükmünde açıklaması zorunluluğuna uyulmamış olmasıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 18.11.2015 gün ve 128-388, … gün ve 529-106; 29.9.2009 gün ve 130-213; 14.7.2009 gün ve 163-202 ile 13.11.2007 gün ve 171-235 Sayılı kararları da bu yöndedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 Sayılı CMK’nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir talebe bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmak zorundadır. Objektif şartları oluştuğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaması hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması sebebiyle kanun yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu sebeple Özel Dairece bu yöne ilişen kanun yararına bozma talebinin takdire taalluk ettiğinden bahisle reddine karar verilmesi isabetli değildir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, kanun yararına bozma talebi konusunda bir karar verilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-) Yargıtay … Ceza Dairesinin … gün ve … sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-) Dosyanın, kanun yararına bozma talebi konusunda bir karar verilmesi için Yargıtay … Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.1.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2014/4-135

K. 2016/4

T. 19.1.2016

• HAKARET SUÇU ( Kanun Yararına Bozma – Objektif Şartları Oluştuğu Halde Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması İle İlgili Hiçbir Değerlendirme Yapılmaması Kanun Yararına Bozmaya Konu Olabileceği )

• KANUN YARARINA BOZMA ( Objektif Şartları Oluştuğu Halde Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması İle İlgili Hiçbir Değerlendirme Yapılmaması Hâkimin Takdir Hakkına Taalluk Eden Bir Husus Olmaması Sebebiyle Kanun Yararına Bozma Konusu Yapılabileceği – Hakaret Suçu )

• HAGB OBJEKTİF ŞARTLARININ BULUNMASI ( Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması İle İlgili Hiçbir Değerlendirme Yapılmaması Hâkimin Takdir Hakkına Taalluk Eden Bir Husus Olmadığı – Özel Dairece Bu Yöne İlişen Kanun Yararına Bozma Talebinin Takdire Taalluk Ettiğinden Bahisle Reddine Karar Verilmesi İsabetli Olmadığı/Hakaret Suçu )

• HAKİMİN TAKDİR HAKKI ( Hakaret Suçu – Objektif Şartları Oluştuğu Halde Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması İle İlgili Hiçbir Değerlendirme Yapılmaması Hâkimin Takdir Hakkına Taalluk Eden Bir Husus Olmadığı/Özel Dairece Bu Yöne İlişen Kanun Yararına Bozma Talebinin Takdire Taalluk Ettiğinden Bahisle Reddinin İsabetsizliği )

5271/m.231

ÖZET : Dava; hakaret suçuna ilişkindir. Objektif şartları oluştuğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaması hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması sebebiyle kanun yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu sebeple Özel Dairece bu yöne ilişen kanun yararına bozma talebinin takdire taalluk ettiğinden bahisle reddine karar verilmesi isabetli değildir.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2014/6-250

K. 2015/409

T. 17.11.2015

• HIRSIZLIK (Sanık Hakkında Kesin Nitelikteki Adli Para Cezasının Yanında Ayrıca Güvenlik Tedbiri Niteliğinde Bulunan Mükerrirlere Özgü İnfaz Rejiminin Uygulanmasına Karar Verilmesi Karşısında Hükmün Temyizinin Mümkün Olduğu)

• MÜKERRİRLER HAKKINDA CEZANIN İNFAZI (Sanık Hakkında Adli Para Cezasının Yanında Ayrıca Hükmolunan Tekerrür Konusu TCK’nun Birinci Kitabının Üçüncü Kısmında “Güvenlik Tedbirleri” Başlığını Taşıyan İkinci Bölümünde Düzenlenmiş Olup Kanunun 58. Md.sinde Mükerrirler Hakkında Cezanın Mükerrirlere Özgü İnfaz Rejimine Göre Çektirileceği)

• TEMYİZİN MÜMKÜN OLUP OLMADIĞI (Hırsızlık – Sanık Hakkında Kesin Nitelikteki Adli Para Cezasının Yanında Ayrıca Güvenlik Tedbiri Niteliğinde Bulunan Mükerrirlere Özgü İnfaz Rejiminin Uygulanmasına Karar Verilmesi Karşısında Hükmün Temyizinin Mümkün Olduğu)

• ADLİ PARA CEZASI YANINDA GÜVENLİK TEDBİRİNE HÜKMOLUNMASI (Ayrıca Güvenlik Tedbiri Niteliğinde Bulunan Mükerrirlere Özgü İnfaz Rejiminin Uygulanmasına Karar Verilmesi Karşısında Hükmün Temyizinin Mümkün Olduğu – Hırsızlık)

5237/m.58

5271/m.223

ÖZET : Sanık hakkında adli para cezasının yanında ayrıca hükmolunan tekerrür konusu, TCK’nun birinci kitabının üçüncü kısmında “güvenlik tedbirleri” başlığını taşıyan ikinci bölümünde düzenlenmiş olup, kanunun 58. maddesinde mükerrirler hakkında, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirileceği öngörülmüştür. Tekerrürün maddi ceza hukuku yönü bulunsa da, güvenlik tedbiri olarak düzenlendiğinde de şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle, sanık hakkında kesin nitelikteki adli para cezasının yanında ayrıca güvenlik tedbiri niteliğinde bulunan mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmesi karşısında, hükmün temyizinin mümkün olduğu kabul edilmelidir.

T.C.

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/35343

K. 2016/20173

T. 17.11.2016

DAVA : Davacı kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacağının tahsilini istemiştir.

İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Karar süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A-) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili; davalı şirkette 24/09/2013-03/07/2015 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

B-) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili; davacının iş akdinin, işe devamlılık edinimini gerekli seviyelerde yerine getirmediği için haklı sebeplerle feshedildiğini, davacının fesih bildirimini tebellüğden imtina ettiği için feshin noter ihtarnamesi ile bildirildiğini, çalıştığı süre boyunca tüm hak ve alacaklarının eksiksiz ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C-) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk derece mahkemesince toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) İstinaf:

İlk derece mahkemesinin kararına karşı davalı istinaf yoluna başvurmuştur.

E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

Bölge adliye mahkemesince; davalı vekilinin gerekçeli kararın tebliğinden sonra kanun yoluna başvurma nedenlerini belirteceklerini bildirir dilekçe sunduğu, dilekçede gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçeli temyiz sebeplerinin bildirileceğinin belirtildiği, davalı vekiline 12.08.2016 tarihinde gerekçeli kararın tebliğ edilmesine rağmen gerekçeli kanun yoluna başvurma nedenlerini gösterir dilekçenin sunulmadığı, Uyap sisteminde de böyle bir dilekçenin bulunmadığı, istinaf yolu sebepleri ve gerekçeleri belirtilmediğinden HMK’nun 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine bir aykırılık da tespit edilemediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvuru talebinin reddine karar verilmiştir.

F-) Temyiz:

Bölge adliye mahkemesi kararını davalı temyiz etmiştir.

G-) Gerekçe

Davalının ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf sebeplerini açıkça belirtmeden yalnızca gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçelerini bildireceğini belirtmek suretiyle istinaf yoluna başvurduğu, gerekçeli kararın tebliğinden sonra da gerekçeli dilekçenin sunulmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun bu sebeple reddedildiği, 6100 Sayılı HMK’nun 352. ve 355. maddeleri uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 17/11/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

18. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/20957

K. 2016/11419

T. 17.10.2016

• İHTİYATİ TEDBİR KARARLARI (İlk Derece Mahkemelerince Verilen – İtiraz Üzerine Verilen Kararların Bölge Adliye Mahkemelerinin Göreve Başlama Tarihine Kadar İstinaf Yolu Yerine Temyiz Yoluyla İncelenemeyeceği)

• TEMYİZ YOLUYLA İNCELENEMEYECEK KARARLAR (İhtiyati Tedbir Kararına İtiraz Üzerine Verilen Kararların Bölge Adliye Mahkemelerinin Göreve Başlama Tarihine Kadar İstinaf Yolu Yerine Temyiz Yoluyla İncelenemeyeceği)

• İHTİYATİ TEDBİR KARARINA İTİRAZ (Verilen Kararların Bölge Adliye Mahkemelerinin Göreve Başlama Tarihine Kadar İstinaf Yolu Yerine Temyiz Yoluyla İncelenmesinin Mümkün Olmadığı)

6100/m.391, 394, Geç.3

ÖZET : İlk derece mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilen kararların bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar istinaf yolu yerine temyiz yoluyla incelenemez.

DAVA : Talep dilekçesinde, vakıf yöneticilerinin dava sonuçlanıncaya kadar geçici olarak görevden uzaklaştırılmaları ve vakfın yönetimine vakıf üyeleri dışından kayyım atanmasına karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece ara karar ile tedbir kararı verilmesi üzerine davalılar vekili tarafından tedbir kararına itiraz edilmiş, mahkemece itirazın reddine karar verilmiş, karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

KARAR : Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 21.02.2014 tarih ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı kararı uyarınca ilk derece mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilen kararların bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar istinaf yolu yerine temyiz yoluyla incelenemeyeceğine dair karar verildiğinden,

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

23. CEZA DAİRESİ

E. 2016/6848

K. 2016/8864

T. 17.10.2016

DAVA : Güveni kötüye kullanma suçundan sanık …’nın, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 155/1, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 2.000,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun’un 51. maddesi gereğince hükmedilen cezanın ertelenmesine dair Büyükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 04/06/2013 tarihli ve 2612/432 esas, 2013/709 Sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 27/01/2016 Gün ve 2556/8506 Sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11/02/2016 gün ve 2016/46965 Sayılı yazısıyla dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteminde;

Dosya kapsamına göre;

1-)5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca para cezalarının ertelenemeyeceği cihetle, sanık hakkında hapis cezası ile birlikte hükmedilen adlî para cezası yö|nünden: bir ayrım yapılmadan yazılı şekilde her iki cezanın da ertelenmesine karar verilmesinde,

2-)Sanık hakkında hapis cezası alt sınırdan belirlendiği halde her hangi bir teşdit ve farklı uygulama gerekçesi gösterilmeden, para cezasının alt sınırın üzerinde belirlenmesinde, isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : 1-) 5237 Sayılı TCK’nın 51. maddesine göre ancak hapis cezasının ertelenebileceği, adli para cezasının ertelenemeyeceği gözetilmeden herhangi bir ayrım yapmaksızın cezaların tümünün ertelenmesine karar verildiği anlaşılmakla; kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki (1) numaralı düşünce yerinde görüldüğünden Büyükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 04/06/2013 2012/432 esas, 2013/709 Sayılı kararının 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (d) bendinin verdiği yetkiyle bozma sebebine göre, hükmün (5) numaralı paragrafındaki “CEZANIN” kelimesinden önce gelmek üzere “HÜRRİYETİ BAĞLAYICI” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLMESİNE, hükümdeki diğer kısımların aynen bırakılmasına, infazın sanık aleyhine sonuç doğurmayacak şekilde yapılmasına,

SONUÇ : 2-) Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14/04/2015 tarihli, 2013/12-529 Esas ve 2015/106 Karar ; 05/05/2015 tarihli, 2014/4-709 Esas ve 2015/139 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi sebebiyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerektiği, hüküm ve kararlarda hiç gerekçe gösterilmemesi nedenine bağlı olarak kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulabilecekken, delillerin takdir ve tercihinde hataya düşüldüğünden bahisle takdire müteallik konularda bu yola başvurulması, sözü edilen olağanüstü kanun yolunun amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacağı, mahkemenin takdirine bağlı istekler ile uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine dair başvurular kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı anlaşılmakla; Büyükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 04/06/2013 2012/432 esas, 2013/709 Sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarnamedeki (2) numaralı düşünce yerinde görülmediğinden, bu kısımla ilgili olarak kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 17/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2014/11-575

K. 2016/509

T. 13.4.2016

• İHTİYATİ HACİZ TALEBİ ( Kesin Nitelikteki Özel Daire Bozma Kararına Uyulması Gerekirken Yasa Hükmü Göz Ardı Edilerek Önceki Kararda Direnilmesinin Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu )

• KESİN NİTELİKTE BOZMA ( İhtiyati Haciz Talebinin Reddine Dair Mahkeme Kararına Karşı Alacaklı Tarafından İstinaf Yasa Yoluna Başvurulması Üzerine Özel Dairece Verilen Bozma Kararının Kesin Nitelikte Olduğu )

• DİRENME KARARI ( İhtiyati Haciz Talebinin Reddine Dair Kararına Karşı Özel Dairece Verilen Bozma Kararı Kesin Nitelikte Olup Bu Karara Karşı Yerel Mahkemece Direnme Kararı Verilmesinin Usulen Olanaklı Olmadığı )

2004/m.258

ÖZET : Talep, ihtiyati haciz kararı verilmesi istemine ilişkindir. İhtiyati haciz talebinin reddine dair mahkeme kararına karşı, alacaklı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Özel Dairece verilen bozma kararı, İİK’nun 258.maddesi gereğince kesindir. Kesin nitelikteki bu bozma kararına karşı yerel mahkemece, direnme kararı verilmesinin usulen olanaklı değildir. O halde, kesin nitelikteki Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken yasa hükmü göz ardı edilerek önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2014/12-836

K. 2016/221

T. 2.3.2016

• İCRA MEMUR İŞLEMİNİ ŞİKAYET (Direnme Kararının Verildiği Tarihte Açık Biçimde Temyiz Edilebilirlik Sınırı Altında Olduğundan Anılan Karara Karşı Temyiz Yoluna Gidilmesinin Miktar İtibariyle Mümkün Olmadığı – Şikayetçi Borçlu Vekilinin Temyiz Dilekçesinin Reddi Gerektiği)

• VEKALET ÜCRETİ (Direnme Kararına Konu Uyuşmazlık Kendisini Vekille Temsil Ettiren Şikayetçi Yararına Vekalet Ücretine Hükmedilmesinin Gerekip Gerekmediği Noktasında Toplanmakta Olup Temyize Konu Edilenin Bu Husus Olduğu – Temyiz Edilebilirlik Sınırı Altında Olduğundan Anılan Karara Karşı Temyiz Yoluna Gidilemeyeceği)

TEMYİZ EDİLEBİLİRLİK SINIRI (İcra Memur İşlemini Şikayet – Direnme Kararının Verildiği Tarihte Açık Biçimde Temyiz Edilebilirlik Sınırı Altında Olduğundan Anılan Karara Karşı Temyiz Yoluna Gidilmesinin Miktar İtibariyle Mümkün Olmadığı)

2004/m.363

ÖZET : Talep, icra memur işlemini şikayet istemine ilişkindir. Direnme kararına konu uyuşmazlık kendisini vekille temsil ettiren şikayetçi borçlu taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmakta olup; temyize konu edilen de bu husustur. Direnme kararının verildiği tarihte, açık biçimde temyiz edilebilirlik sınırı altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir. Hal böyle olunca, şikayetçi borçlu vekilinin temyiz dilekçesinin reddi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “şikayet” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kısmen kabulüne dair verilen 14.2.2012 gün ve 2011/1530 E. – 2012/366 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.1.2013 gün ve 2012/26941 E. – 2013/2776 K. sayılı ilamı ile;

(… 1- İcra vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

İcra mahkemesi kararlarından hangilerinin temyiz olunabileceği özel hükümlerle ve genel olarak da İİK.nun 363. maddesinde birer birer açıklanıp gösterilmiştir. Bunların dışında kalan mahkeme kararları kesindir. Yargıtay’ca incelenmesi istenen karar bu maddelerle tespit edilen kararlar arasına girmeyip kesin nitelikte bulunduğundan temyiz dilekçesinin (REDDİNE),

2-)Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Mahkemece borçlu lehine şikayetin kısmen kabulüne karar verildiğine göre, kendisini vekille temsil ettirdiği anlaşılan borçlu taraf yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi isabetsizdir…),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Talep, icra memur işlemini şikayet istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece şikayetin kısmen kabulüyle icra müdürünün 9.8.2011 tarihli işlemi ile bu işlem doğrultusunda düzenlenen muhtıranın vekalet ücreti yönünden 10.876,26-TL olarak tahsil harcı ile birlikte toplam 17.761,17-TL olarak düzeltilmesine, şikayetin niteliği itibariyle yargılama giderleri ve vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar, şikayetçi borçlu vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarda açıklanan sebeplerle bozulmuştur.

Mahkemece, ilk kararındaki gerekçelerle direnme kararı verilmiş, direnme kararını şikayetçi borçlu vekili temyize getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, esasa girilmeden önce, direnme kararına karşı miktar itibariyle temyiz yasa yolunun açık olup olmadığı, önsorun olarak incelenmiştir.

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 363. maddesinde kanun yollarına başvurma koşulları düzenlenmiş olup, 2.3.2005 tarih ve 5311 Sayılı Kanun’un 24. maddesiyle değiştirilmesinden önceki madde metninde, icra mahkemesinin vereceği kararlardan hangilerine karşı kanun yoluna başvurma imkanı olduğu tahdidi olarak belirlenmiştir.

Anılan madde;

“İcra mahkemesinin vereceği kararlardan:

1. İlamın icrasının geri bırakılması hakkında vukubulan talebin kabul veya reddine ve paradan gayrı ilamların infazı suretine veya 40. maddeye göre icranın iadesi talebinin kabul veya reddine;

2. Göreve ve yetkisizliğe;

3. Ödeme veya tahliye emirlerine veya bunların tebliğ şekline ve 71. maddeye müsteniden takibin iptali veya taliki talebinin ret veya kabulüne;

4. Gerek bu kanuna ve gerek diğer kanun hükümlerine dayanarak bir malın haczi caiz olup olmadığına;

5. Maaş veya ücretlerin haczinde miktara veya bunun artırılması veya eksiltilmesi taleplerine;

6. Üçüncü şahıslardaki mal ve alacağın haczinden doğan ihtilaflara;

7. İstihkak davalarına ve istihkak davalarına dair takibin taliki kararlarına;

8. İştirak taleplerinin ret veya kabulüne;

9. (Değişik bent: 6.6.1985 – 3222/45 md.) Taşınır ve taşınmaz malların ihale kararlarının feshine veya fesih talebinin reddine;

10. Sıraya dair şikayet ve itirazın ret veya kabulüne;

11. İhtiyati haciz kararlarının kalkıp kalkmadığına,

12. (Mülga bend: 17.7.2003 – 4949 S.K./103. md.)

13. Fevkalade mühlet talebinin ret veya kabulüne;

14. Fevkalade mühletin uzatılması talebinin ret veya kabulüne;

15. 356. madde mucibince maaş ve mallardan tazmin suretiyle yapılacak tahsilat hakkında vukubulan şikayetlerin ret veya kabulüne;

16. Yedieminden tazminat hakkındaki taleplerin ret veya kabulüne;

17. (Ek bent: 16.7.1981 – 2494/38 md.) 223. maddenin ikinci fıkrasının ikinci bendine göre iflası idare edenlerin ücretleriyle masrafları da dahil olmak üzere hesap pusulalarının tasdikine;

18. (Ek bent: 9.11.1988 – 3494/60 md.) Takip tarihinden sonra işleyen faiz, masraf ve sair alacak kalemlerinin hesabına dair şikayetlerin kabul veya reddine;

(Değişik fıkra: 9.11.1988 – 3494/60 md.) İlişkin kararlarla bu Kanunda temyiz kabiliyeti kabul edilen kararlar tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz edilebilir. Şu kadar ki, 1, 2, 3 ve 5. bentlerde takip konusu alacakta ihtilaflı kalan değer veya miktarın; 4, 6, 7, 8, 9, 11, 15, 16 ve 17. bentlerde merci kararının taalluk ettiği malın veya hakkın değerinin; 10. bentte sırası itiraza uğrayan alacağın tutarının ve 18. bentte de yanlışlığı öne sürülen alacak miktarının ikimilyar lirayı geçmesi şarttır.

İcra kararlarının, muameleleri uzatmak gibi kötü niyetle temyiz edildiği anlaşılırsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 422. maddesi hükmü uygulanır.

Temyizi kabil olmayan bir kararı kötü niyetle temyiz edenler hakkında dahi bu fıkra hükmü tatbik olunur.”

Şeklinde olup, belirlenen parasal sınırlar 4949 Sayılı Kanun’un Ek Madde 1/1. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığınca tespit ve ilan edilen yeniden değerlendirme oranında arttırılmaktadır.

İİK’nın 363. maddesinin, 2.3.2005 tarihinde değiştirilmesinden sonraki değişik madde metninde de hangi kararlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı açıklanmış olup, bunlar; icra mahkemesince 85. maddenin uygulanma biçimi, icra dairesi tarafından hesaplanan vekâlet ücreti, 103. maddenin uygulanma biçimi ve bu maddede düzenlenen davetiyenin içeriği, yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi, hacizli taşınır malların muhafaza şekli, kıymet takdirine dair şikâyet, ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilânının iptali, süresinde satış istenmemesi sebebiyle satışın düşürülmesi, 263. maddenin uygulanma biçimi, iflâs idaresinin oluşturulması, icra mahkemesinin iflâs idaresinin işlemleri hakkında şikâyet üzerine verdiği kararlara karşı, iflâs idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve 36. maddeye göre icranın geri bırakılmasına dair kararları dışındaki kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak veya malın değer veya miktarının bin lirayı geçmesi şartıyla istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

Açıklanan İİK’nın 363. maddesinin 18. bent hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, yanlışlığı öne sürülen alacak miktarının iki milyar lirayı geçmemesi halinde icra mahkemelerince verilen bu tür kararlara karşı temyiz yasa yoluna başvurma imkânı yoktur.

Bu aşamada belirtilmelidir ki, 2.3.2005 gün ve 5311 Sayılı Kanun’un 29. maddesiyle İİK’na eklenen Geçici 7. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında İİK’nun, 5311 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye dair hükümlerinin uygulanması gereklidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; direnme kararına konu uyuşmazlık kendisini vekille temsil ettiren şikayetçi borçlu taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmakta olup; temyize konu edilen de bu husustur.

Bu haliyle davaya konu 440.00-TL’den ibarettir.

Direnme kararının verildiği 24.12.2013 tarihinde, İİK’nın 363. maddesi kapsamında temyiz (kesinlik) sınırı 5.240,00-TL olmakla; 440.00-TL açık biçimde temyiz edilebilirlik sınırı altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir.

Hal böyle olunca, şikayetçi borçlu vekilinin temyiz dilekçesinin reddi gerekir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle şikayetçi borçlu vekilinin temyiz isteminin 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununa 5311 Sayılı Kanun’un 29.maddesiyle eklenen “Geçici Madde 7” atfıyla uygulanmakta olan aynı Kanunun 363. maddesi uyarınca REDDİNE, 02.03.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2016/8643

K. 2016/11750

T. 8.6.2016

• HAKARET SUÇU ( Kanun Yararına Bozma İstemi Asliye Ceza Mahkemesinin İlamına İlişkin Olduğu – İlgili Kararın Temyiz İncelemesinden Geçerek Kesinleştiği Anlaşıldığından Kanun Yararına Bozma İsteminin Usulden Reddine Karar Verilmesi Gerektiği )

• KANUN YARARINA BOZMA ( İstinaf veya Temyiz İncelemesinden Geçmeksizin Kesinleşen Karar veya Hükümlere Karşı Başvurulabilmesi Nedeniyle İlgili Kararın Temyiz İncelemesinden Geçerek Kesinleştiği Anlaşıldığından Kanun Yararına Bozma İsteminin Usulden Reddi Gerektiği – Hakaret Suçu )

• TEMYİZ İNCELEMESİ ( İlgili Kararın Temyiz İncelemesinden Geçerek Kesinleştiği – Kanun Yararına Bozma Yoluna İstinaf veya Temyiz İncelemesinden Geçmeksizin Kesinleşen Karar veya Hükümlere Karşı Başvurulabileceğinden İstemin Usulden Reddi Gerektiği )

5271/m.309,310

ÖZET : Kanun Yararına bozma istemi Asliye Ceza Mahkemesi’nin ilamına ilişkindir. Ancak ilgili karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yeniden ele alınarak esastan incelenip itiraz yazısına uygun olarak onama kararıyla sonuçlandırılmıştır. Bu itibarla, kanun yararına bozma yoluna istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilmesi nedeniyle, ilgili kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşıldığından, kanun yararına bozma isteminin usulden reddine karar verilmiştir.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2016/974

K. 2016/10230

T. 23.5.2016

• TEHDİT SUÇU ( Davadan El Çeken Mahkemenin Hükmün Esasıyla İlgili Dosya Üzerinden Verdiği Hukuken Yok Hükmünde Olan Ek Kararın Kanun Yararına Bozma Yoluyla Bozulmasının Olanaklı Olmadığı – Kanun Yararına Bozma İsteminin Reddi Gerektiği )

• HUKUKEN YOK HÜKMÜNDE KARAR ( Mahkemenin Yetki ve Görevi Bulunmadığı Halde Dosya Üzerinden Verdiği Ek Kararla Sanığın Aleyhine Olacak Şekilde Cezanın Miktar ve Niteliğinde Değişiklik Yapmasının Hukuken Geçersiz ve Yok Hükmünde Olan Bir Karar Olduğu – Tehdit Suçu )

• EK KARAR ( Sanık Hakkında Tehdit Suçundan Verilen İlk Mahkumiyet Hükmü Olağan veya Olağanüstü Yasa Yolları Kullanılarak Ortadan Kaldırılmadıkça Mahkemenin Bu Davanın Esasıyla İlgili Yeni Bir Karar ya da Hüküm Vermesine Yasal Olanak Bulunmadığı )

• KANUN YARARINA BOZMA ( Davadan El Çeken Mahkemenin Hükmün Esasıyla İlgili Dosya Üzerinden Verdiği Ek Kararla Sanık Aleyhine Olacak Şekilde Cezanın Miktar ve Niteliğinde Değişiklik Yapması Hukuki Değerden Yoksun ve Yok Hükmünde Olduğundan Ek Kararın Kanun Yararına Bozma Yoluyla Bozulmasının Mümkün Olmadığı – Tehdit )

5237/m.106/2-a

ÖZET : Somut olayda, sanık hakkında tehdit suçundan verilen ilk mahkumiyet hükmü, olağan veya olağanüstü yasa yolları kullanılarak ortadan kaldırılmadıkça, mahkemenin, bu davanın esasıyla ilgili yeni bir karar ya da hüküm vermesine yasal olanak bulunmadığı, diğer bir deyişle yetki ve görevi bulunmadığı halde dosya üzerinden verdiği ek kararla, sanığın aleyhine olacak şekilde cezanın miktar ve niteliğinde değişiklik yapması hukuken geçersiz ve yok hükmünde olan bir karardır. Bu itibarla, ilk mahkumiyet hükmü ile davadan el çeken mahkemenin, hükmün esasıyla ilgili dosya üzerinden verdiği ek kararla, sanık aleyhine olacak şekilde cezanın miktar ve niteliğinde değişiklik yapması, hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğundan, hukuken varlık kazanmayan ek kararın kanun yararına bozma yoluyla bozulması da olanaklı değildir. Bu nedenle kanun yararına bozma isteminin reddi gerekmiştir.

 Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 Sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.

5271 Sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna dair hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya dair karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi sebebiyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 Sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine dair başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23.3.2010 tarih ve 2/29-56 Sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)

Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi;

a-) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,

b-) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,

c) Bozma sonrasında yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak,

d-) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,

Suretiyle verilen hüküm, özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2015/2-128

K. 2016/292

T. 31.5.2016

• ELEKTRİK ENERJİSİ HAKKINDA HIRSIZLIK ( Yerel Mahkeme Hükmünün Özel Daire Tarafından Aleyhine Bozulması Sebebiyle Bozmaya Karşı Sanığın Beyanının Alınması Gerektiği – Yargılamaya Devam Olunarak Yokluğunda Direnme Kararı Verilemeyeceği )

• SANIKTAN BOZMAYA KARŞI DİYECEKLERİNİN SORULMASI ( Hükmün Aleyhe Bozulması Halinde Davaya Yeniden Bakacak Mahkemece Sanıktan Bozmaya Karşı Diyeceğinin Sorulması Gerektiği – Hükmün Özel Daire Tarafından Aleyhine Bozulması Sebebiyle Bozmaya Karşı Sanığın Beyanının Alınması Gerektiği Gözetilmeden Yargılamaya Devam Olunarak Yokluğunda Direnme Kararı Verilmemesi Gerektiği )

• SANIĞIN SAVUNMA HAKKININ SINIRLANAMAMASI ( Hükmün Aleyhe Bozulması Halinde Davaya Yeniden Bakacak Mahkemece Sanıktan Bozmaya Karşı Diyeceğinin Sorulması Gerektiği – Bu Uygulama Savunma Hakkının Sınırlanamayacağı İlkesine Dayandığından Uyulmasında Zorunluluk Bulunduğu )

• YEREL MAHKEMECE BERAAT HÜKMÜNDE DİRENİLMESİ ( Elektrik Enerjisi Hakkında Hırsızlık – Önceki Hüküm Beraat Dahi Olsa Sanıktan Aleyhe Bozmaya Karşı Diyecekleri Sorulmadan Direnme Kararı Verilemeyeceği )

5237/m. 142

1412/m. 326

5271/m. 307

ÖZET : Elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunludur. Sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.

Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemez.

Yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından aleyhine bozulması sebebiyle bozmaya karşı sanığın beyanının alınması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam olunarak yokluğunda direnme kararı verilmesi yasaya aykırıdır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2015/12-276

K. 2016/263

T. 24.5.2016

• TAKSİRLE YARALAMA SUÇU ( Sanığın Kırmızı Işıkta Geçtiği ya da Kavşak Alanına Süratli veya Dikkatsiz ve Tedbirsiz Biçimde Girdiği ya da Mağduru Görmesine Rağmen Hızını Azaltmadığı Hususunda Herhangi Bir Delil Elde Edilemediği – Atfı Kabil Kusuru Bulunmayan Sanığın Beraatıne İlişkin Direnme Hükmünün Onanacağı )

• KUSURUN BULUNMAMASI ( Sanığın Kırmızı Işıkta Geçtiği ya da Kavşak Alanına Süratli veya Dikkatsiz ve Tedbirsiz Biçimde Girdiği ya da Mağduru Görmesine Rağmen Hızını Azaltmadığı Hususunda Herhangi Bir Delil Elde Edilemediği – Sanığın Beraati Kararının Onanması Gerektiği/Taksirle Yaralama Suçu )

• TRAFİK KAZASINDA SANIĞIN KUSURU BULUNMADIĞI ( Taksirle Yaralama Suçu – Sanığın Kırmızı Işıkta Geçtiği ya da Kavşak Alanına Süratli veya Dikkatsiz ve Tedbirsiz Biçimde Girdiği ya da Mağduru Görmesine Rağmen Hızını Azaltmadığı Hususunda Herhangi Bir Delil Elde Edilemediği/Sanığın Beraati Doğru Olduğu )

5237/m.22,40

ÖZET : Dava; taksirle yaralama suçuna ilişkindir. Somut olayda; zeminde de herhangi bir fren izi tespit edilemeyen olayda, kırmızı ışıkta geçtiği ya da kavşak alanına süratli veya dikkatsiz ve tedbirsiz biçimde girdiği ya da mağduru görmesine rağmen hızını azaltmadığı hususunda herhangi bir delil elde edilemeyen, dolayısıyla trafik kazasının meydana gelmesinde atfı kabil kusuru bulunmayan sanığın beraatına ilişkin yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2015/12-14

K. 2016/265

T. 24.5.2016

• TAKSİRLE YARALAMA ( Son Sözün Sanığa Ait Olduğu – Bozmadan Sonra Yapılan Duruşmada Sırasıyla Hazır Bulunan Sanık Katılanlar Vekili İle Sanık Müdafii Dinlendikten ve İddia Makamının Bozmaya İlişkin Görüşleri Alındıktan Sonra Sanığa Son Sözü Sorulmadan Yargılama Bitirilmesi Doğru Olmadığı )

• HÜKÜMDEN ÖNCE SON SÖZÜN SANIĞA AİT OLDUĞU ( Mahkemece Bozmadan Sonra Yapılan Duruşmada Sanığa Son Sözü Sorulmadan Yargılama Bitirilerek Hükmün Tesis ve Tefhimi Savunma Hakkının Kısıtlanması Sonucunu Doğurduğu – Taksirle Yaralama )

• DELİLLERİN TARTIŞILMASINA AYKIRILIK ( Taksirle Yaralama – Mahkemece Bozmadan Sonra Yapılan Duruşmada Sanığa Son Sözü Sorulmadan Yargılama Bitirilerek Hükmün Tesis ve Tefhimi C.M.K.’nun 216. Md. Açıkça Aykırılık Teşkil Edeceği )

• SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI ( Taksirle Yaralama – Mahkemece Bozmadan Sonra Yapılan Duruşmada Sanığa Son Sözü Sorulmadan Yargılama Bitirildiği/Savunma Hakkının Kısıtlanması Sonucunu Doğuran Usul Kuralına Aykırılık Nedeni İle Direnme Kararı Bozulacağı )

5271/m.216

ÖZET : Dava; taksirle yaralama suçuna ilişkindir. Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan duruşmada sırasıyla hazır bulunan sanık, katılanlar vekili ile sanık müdafii dinlendikten ve iddia makamının bozmaya ilişkin görüşleri alındıktan sonra, sanığa son sözü sorulmadan yargılama bitirilerek hükmün tesis ve tefhimi, CMK’nun 216. maddesine açıkça aykırılık teşkil edeceğinden savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usul kuralına aykırılık nedeniyle mahalli mahkeme direnme hükmünde isabet bulunmamaktadır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2014/13-676

K. 2016/262

T. 24.5.2016

• KONUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL / HIRSIZLIK SUÇU ( Sanığa Ait Parmak İzi ya da Başka Bir Emareye Rastlanmadığı – Sanığın Tüm Aşamalarda Üzerine Atılı Suçlamayı Kabul Etmediği Tanığın Çelişkili Beyanlarda Bulunduğu/Mahkemece Sanığın Beraatı Yerine Cezalandırılmasına Karar Verilmesinde İsabet Bulunmadığı )

• FOTOĞRAF ÜZERİNDEN TEŞHİS ( Konut Dokunulmazlığını İhlal ve Hırsızlık Suçu – Tek Bir Fotoğraf veya Aynı Kişinin Farklı Fotoğrafları Üzerinden Teşhis Yaptırılamayacağı/Değişik Kişilerin Fotoğraflarının Aynı Büyüklük ve Özellikte Olmaları Gerektiği )

• ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANACAĞI ( Konut Dokunulmazlığını İhlal ve Hırsızlık Suçu – Tanık Çelişkili Beyanlarda Bulunduğu/Yalnızca Sanığın Fotoğrafı Gösterilmek Suretiyle Gerçekleştirilen Teşhisin Yasaya Aykırı Olduğu – Mahkemece Sanığın Beraatine Karar Verileceği )

• TEŞHİSİN USUL VE YASAYA AYKIRI OLMASI ( Yalnızca Sanığın Fotoğrafı Gösterilmek Suretiyle Gerçekleştirilen Teşhisin Yasaya Aykırı Olduğu – Değişik Kişilerin Fotoğraflarının Aynı Büyüklük ve Özellikte Olmaları Gerektiği/Konut Dokunulmazlığını İhlal ve Hırsızlık Suçu )

5237/m.116/1,142/1

5271/m.217

ÖZET : Uyuşmazlık; sanığın konut dokunulmazlığının ihlali ve nitelikli hırsızlık eylemlerinin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.Görgü tanığı bulunmayan olayda, sanık aleyhine değerlendirilebilecek tek delil, suça konu televizyonun evinde bulunduğu tanığın beyanlarıdır. Olay mahallinde yapılan araştırma neticesinde sanığa ait parmak izi ya da başka bir emareye rastlanmamış, sanık tüm aşamalarda üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiş, savunmalarının aksi her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanamamıştır. Tanık çelişkili beyanlarda bulunmuş, teşhis işlemi de; “Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları gerekir.” şeklindeki yasal düzenlemelere aykırı olarak, yalnızca sanığın, fotoğrafı gösterilmek suretiyle gerçekleştirilmiştir. Bu durum karşısında kanuna ve usulüne aykırı olarak yapılan teşhis işlemi ile kendisi de aynı suçların şüphelisi konumunda bulunan tanığın aşamalarda çelişkili ifadeleri dışında üzerine atılı suçları işlediğini ispatlar mahiyette, cezalandırılmasına yetecek, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil elde edilemeyen sanığın beraatı yerine cezalandırılmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

HMK 
Uzman Görüşü 
MADDE 293– (1) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.
(2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir.
(3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz.

T.C
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2015/5127 
KARAR NO.2016/4635 
KARAR TARİHİ.10.11.2016
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

HMK YARGILAMASINDA ” UZMAN GÖRÜŞÜ-ÖZEL BİLİR KİŞİ RAPORU” MAHKEME ÖZELLİKLE ÖZEL VE TEKNİK BİLGİYİ GEREKTİREN KONULARDA, TARAFIN SUNDUĞU” UZMAN GÖRÜŞÜ”NÜN DAVA KONUSUYLA İLGİLİ OLMASI HALİNDE MUTLAKA DİKKATE ALMAK VE DEĞERLENDİRMEK ZORUNDADIR. 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:O halde mahkemece yapılması gereken iş; 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı madde hükümlerine uygun olarak seçilecek aralarında statik ve izolasyon konusunda uzman inşaat mühendisi bilirkişinin de bulunduğu bilirkişiler kurulu aracılığıyla gerektiğinde yerinde keşif yapılmak suretiyle bilirkişi heyetinden mahkemenin ve .. denetimine elverişli rapor alınarak davalı yüklenicinin yaptığı imalatlarda ayıp bulunup bulunmadığı belirlenmeli, ayıp var ise bunun kullanım hatasından olup olmadığı araştırılmalı,taraf iddia ve savunmaları üzerinde durularak alınacak rapora itiraz edilmesi halinde bu itirazları karşılayacak ek rapor alınmak suretiyle oluşacak kanaate göre hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 10.11.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 
İSTANBUL
20. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2016 / 25 
KARAR NO: 2016 / 91 
KARAR TARİHİ: 28.11.2016

DAVA: Yerel mahkemeden verilen karara karşı SSÇ müdafii tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre yapılan inceleme sonucunda davanın yeniden görülmesine karar verildikten sonra dairemizde yapılan yeniden yargılama sonucunda:

İSTİNAF ÖNCESİ AŞAMA: İstanbul Anadolu C. Başsavcılığının 20.11.2015 tarih 2015/15895 soruşturma ve 201/267 iddia sayılı iddianamesi ile SSÇ A…. H…. KAR….’ın katılan mağdur M… U…’na karşı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK nun 103/1-b, 103/2, 31/3 ve 63 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

Katılan M… U….. soruşturma aşamasındaki ifadesinde özetle; 2014 yılı içinde SSÇ ile tanıştığı, önce telefon üzerinden daha sonrada buluşarak görüştüğü, SSÇ’un isteği üzerine kendisine çıplak fotoğraflarını gönderdiği, 2015 yılı ocak ayı içerisinde ise katılan mağdur 15 yaşını doldurduktan sonra SSÇ ile cinsel ilişkide bulunduğunu beyan ederek şikayetçi olmuştur, kovuşturma aşamasındaki beyanlarının da bu doğrultuda olduğu anlaşılmıştır.

Mağdur vekili mağdurun ifadesine katılarak SSÇ’un cezalandırılmasını talep etmiştir.

Katılanlar Oğuz ve E.. N.. U…. SSÇ’tan şikayetçi olduğunu belirtmiştir.

SSÇ soruşturma aşamasındaki 01.02.2015 tarihli ifadesinde özetle; mağdurun 15 yaşını doldurmasından yaklaşık 7-8 ay önce ilişkilerinin başladığı, sevgili olduklarını, zaman zaman öpüştüklerini, beraber fotoğraf ve video çektiklerini ama kesinlikle cinsel ilişkiye girmediğini söyleyerek suçlamayı kabul etmemiştir.

Mağdur M… U… için düzenlenen İstanbul Anadolu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 20/02/2015 tarih ve 2015/4755 sayılı raporda mağdurenin hymeninde saat 2 hizasında kaydeye varmayan doğal çentik olduğu ve ayrıca anatomik olarakda bakire olduğu belirtilmiştir.

İddia makamı esas hakkındaki mütalaasında; SSÇ’un çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan dolayı TCK. nun 103/1-b, 103/2, 31/, ve 63 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesini istemiştir.

Kovuşturmayı yapıp bitiren mahkemece SSÇ’un çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan dolayı tutuklanarak TCK. nun 103/2, 31 ve 63 maddeleri gereğince üst sınırdan ceza tayini suretiyle 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nun 31/3 ve 62. Maddesinin uygulanmasıyla 8 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası vermiştir.

İstinaf isteyen sanık müdafii 20/08/2016 tarihli dilekçesinde özetle; SSÇ’un suç tarihinde HTS kayıtlarına göre olay yerinde olmadığı ayrıca mağdureye Adli Tıpça verilen doğal bakire olduğuna dair rapor ve diğer delillere dayanarak SSÇ’un beraatine karar verilmesini talep etmiştir.

Sanık aleyhine yapılmış bir istinaf başvurusu yoktur.

İSTİNAF AŞAMASI:

Katılan mağdur M.. U…., katılan Oğuz ve E…. N… U….’nun duruşma gün ve saatini bildirir çağrı belgesi gönderilmesine rağmen duruşmaya gelmedikleri, katılan mağdur M… UÇAR….’nun vekilinin ve SSÇ ile SSÇ müdafilerinin duruşmaya katılmışlardır.

Sanık savunmasında özetle: “Ben daha önce hazırlıkta ve mahkemede cinsel istismar suçuyla ilgili olarak savunmalarımı yapmıştım. Bunları aynen tekrar ediyorum. Mağdurenin iddia ettiği gibi kendisiyle herhangi bir cinsel birliktelik yaşamadım” demiştir.

İstinaf C. Savcısı esas hakkındaki mütalaasında: “İstanbul Anadolu C. Başsavcılığının 2015/15895 soruşturma İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/471 esas ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 2016/25 esas soruşturma ve kovuşturma dosyasında toplanan delilleri birlikte değerlendirildiğinde katılan mağdure M.. U…’nun aşamalarda verdiği ifadeleri, suça sürüklenen çocuk Ab… KA….’ın beyanları, tanık ifadeleri, SSÇ’nin kullandığı cep telefonunun HTS kayıtları, SSÇ’nin tablet ve cep telefonundaki incelemeler neticesi düzenlenen inceleme raporu, değerlendirildiğinde katılan mağdur Mısra’nın soruşturma sırasındaki ifadesinde suç tarihinin 17 Ocak 2015, kovuşturma aşamasında ise 19 Ocak 2015 olarak belirttiği, suç tarihinde SSÇ’nin kendisini aradığını, mesaj çektiğini belirttiği, HTS raporu ve SSÇ’nin tablet ve telefonunda yapılan incelemede 17 Ocak ve 19 Ocak tarihlerinde SSÇ’nin katılan mağdureye SMS ve whatsapp mesajı göndermediği, aramasının olmadığı, SSÇ’nin HTS kayıtlarına göre 17 Ocak ve 19 Ocak tarihlerinde SSÇ’nin katılan mağdurenin evinin olduğu Maltepe Feyzullah Mahallesinde sinyal bilgisinin olmadığı, genelde SSÇ’nin kendi ikameti olan Maltepe Başıbüyük Mahallesinde telefonunun baz aldığı, 19/01/2015 tarihinde 11:34-14:00 saatleri arasında SSÇ’nin Fatih Tahtakale’den, 19:00-23:15 saatleri arasında ise Maltepe Başıbüyük mahallesinden SSÇ’nin telefonunun sinyal bilgisi verdiği, katılan mağdurenin beyanında olay tarihinde SSÇ’nin kendisini yatakta videosunu çekip arkadaşı tanık Dilan D….’a gönderdiğini beyan etmesine rağmen tanık Dilan’ın bu anlatımı doğrulamadığı, soruşturma aşamasında alınan mağdureye ait cinsel raporlarda değerlendirildiğinde SSÇ’nin zora yada rızaya dayalı mağdure ile cinsel ilişkiye girdiğine dair her türlü şüpheden uzak mahkumiyetine yeterli delil olmadığından İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/471 esas 2016/356 karar sayılı mahkumiyete dair kararının CMK’nun 280/2 sayılı maddesi gereğince kaldırılarak SSÇ’nin atılı suçtan beraatine ve tahliyesine karar verilmesi kamu adına mütalaa olunur” demiştir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Mağdurenin beyanı, SSÇ’nin savunması, mağdureye ait Adli Tıp Kurumu tarafından verilen ve bakire olduğuna dair rapor içeriği, HTS kayıt dökümlerine, telefon sinyal bilgilerine, tanık anlatımına ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Soruşturmanın, mağdurenin babasının 30/01/2015 tarihli yazılı dilekçesi ile Cumhuriyet Başsavcılığına başvurusu ile başladığı anlaşılmıştır. Mağdurenin babasının yazılı dilekçesinde özetle; 28/01/2015 tarihinde kızının kendisini telefon ile arayarak H…K…adlı çocuğun 2014 yılı içerisinde tehdit ederek korkutarak para istediğini, bir takım maddi menfaatler elde ettiğini kendisine ifade ettiğini, bunun üzerine SSÇ ile cep telefonu ile irtibata geçtiğini ve kendisine Mısra ile fotoğrafları olduğunu, bunları yayınlayacağını söyleyerek para istediğini, benzer şekilde para isteme olayını eşine de ifade ettiğini ve SSÇ’tan şikayetçi olduğunu belirttiği görülmüştür.

Mağdurenin annesi 30/01/2015 tarihinde polisteki ifadesinde özetle; kızının telefon ile 28/01/2015 tarihinde kendisini aradığını, sesinin ağlamaklı olduğunu gördüğünü, eve dönüp görüştüğünde; kızının kendisine SSÇ ile tanıştıklarını, 8-9 ay sevgili olduklarını, SSÇ’nin 3-4 aydan beri sevgili bulundukları dönemde çektirdikleri resimler ile tehdit ettiğini, tehdit ederek daha çok resim çektirmek istediğini, evde olmadıkları zaman SSÇ’un eve gelerek fotoğrafları göstereceğini söyleyerek tehdit ettiğini, kızının kendisine ifade ettiğini, bu olaydan sonra SSÇ ile telefonda görüştüğünde kızının resimleri var bende ancak sileceğim dediğini, 29/01/2015 tarihinde whatsapptan mesaj atarak fotoğrafları silmediğini ve para istediğini, kızma zorla cinsel istismarda bulunabileceğini beyan ettiği görülmüştür.

Mağdurenin 31/01/2015 tarihli beyanında özetle; SSÇ ile 2014 yılının şubat ayında tanıştığını, sonrasında sevgili olduklarını, telefon ve whatsappla devamlı görüşüp mesajlaştıklarını, 2014 yılında eve gelmek istediğini, rıza göstererek 2 kere eve geldiğini, ancak sonrasında SSÇ’tan ayrıldığını, bu durumu kabullenmediğini, daha önce çektirdikleri resimleri anne ve babama göstereceğim diyerek tehdit edip çıplak resim istediğini, kendisinin de mecbur kalıp külot ve sütyen olduğu halde çıplak resimler çekip gönderdiğini, 2015 yılının ocak ayının 17’sinde 3 kez evlerine geldiğini, ilk iki kerede birşey yaşamadıklarını, 3. gelişinde zorla vajinal yoldan cinsel ilişkiye girdiğini, bu olaydan 3-4 gün sonra şantajla para istemeye başladığını, kendisine para gönderdiğini, ayrıca annesinden de para istediğini beyan etmiştir.

Mağdure 11/02/2016 tarihli duruşmada özellikle davaya konu cinsel istismar eylemi ile ilgili olarak özetle; SSÇ’nin 2015 yılının ocak ayının 3 7-18-19’unda eve geldi, ilk iki gelişinde herhangi bir cinsel birliktelik yaşamadık, 3. Kez geldiğinde fotoğrafları babana göstereceğim diyerek zorla cinsel ilişkiye girdi. Zorla cinsel ilişkiye girdiği sırada yatak üzerinde çektiği video fotoğrafı arkadaşlarım Dilan ve Natali’ye whatsapptan göndermiş şeklinde olayı anlattığı görülmüştür.

Mağdure başlangıçta genital muayene yapılmasını kabul etmemiş ancak sonrasında yapılan muayene sonucu İstanbul Anadolu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 20/02/2015 tarihli raporuna göre anatomikman bakire olduğu rapor edilmiştir.

Mağdurenin beyanlarında SSÇ ile 2015 yılının ocak ayının 17-18-19’unda görüştüklerini, SSÇ’un ayrıca mesaj attığını ve eve geldiğini belirtmiş olup telefon kayıtlarının incelenmesinde; SSÇ’nin mağdureyi belirtmiş olduğu tarihlerde aramadığı, herhangi bir mesaj göndermediğinin whatsapp sistemi ile ileti göndermediğinin dosyaya sunulan raporla sabit olduğu görülmüştür.

Mağdure beyanlarında ilk başlarda birlikte resim çektirdiklerini sonrasında ayrılmak istediğini, SSÇ’nin bunu kabullenemediğini ve çektirdikleri resimleri ailesine göstereceğini söyleyerek yenidensütyen ve külotlu çıplak resimler çekip SSÇ’ye gönderdiğini ifade etmiş olup telefon kayıtları incelendiğinde mağdurenin 29/11/2014 tarihinde sütyen ve külot ile çıplak resimler çekip SSÇ’nin cep telefonuna göndermiş olduğunun anlaşıldığı, yine kayıtlardan anlaşıldığı üzere 30/11/2014 tarihinde whatsapptan göndermiş olduğu mesajında SSÇ’ye”aşkım ne zaman incen” şeklinde mesaj attığı, yine 10/01/2015 tarihinde sütyenli çıplak resimlerini göndermeye devam ettiği, yapılan incelemede görülmüştür.

Mağdure beyanında; 19/01/2015 tarihinde SSÇ’nin tehditle ve zorla kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, yatak odasında çıplakken video resmi çektiğini, bu videoyu whatsapp aracılığı ile arkadaşları olan Dilan ve Natali isimli arkadaşlarına göndermiş olduğunu duyduğunu beyan etmiş olup dosyada ifadesine başvurulan tanık Dilan alman beyanında; SSÇ’nin kendisine herhangi bir şekilde iddia edilen videoyu göndermediğini, SSÇ’nin kendisinde numarasının olmadığı, mağdurenin kendi telefonunda çıplak fotoğrafları olduğunu ve mağdurenin bunları kendisine gösterdiğini beyan etmiş olup ayrıca telefonlar üzerinde yapılan incelemede mağdurenin belirttiği şekilde cinsel ilişki sonrasında çekilmiş herhangi bir video kaydının bulunmadığı görülmüştür.

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek ceza mahkemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” yada “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve latince de; in dubio pro reo” olarak ifade edilen ” şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesine göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Pek çok yargı kararında da ceza hukukunun bu temel prensibine de vurgu yapıldığı görülmektedir.

Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; yukarıda açıklandığı şekilde mağdurenin gerek babasının, gerekse annesinin ifadelerinde ve olayın ilk ortaya çıkışı sırasında SSÇ’nin kendisi ile zorla cinsel ilişkiye girdiğine dair herhangi bir beyanda bulunmadığının görülmesi, mağdure beyanında ocak ayının 17, 18 ve 19’unda SSÇ’nin telefonla arayarak ve de mesaj göndererek 3 gün üstüste eve geldiğini belirtmiş olup telefon kayıtları incelendiğinde belirtilen tarihlerde SSÇ’nin mağdure ile telefon görüşmesi yapmadığının ve mesaj göndermediğinin anlaşılmış oluşu yine sinyal bilgilerine göre iddia edilen tarihlerde SSÇ’nin telefon sinyal bilgilerinin mağdurenin evi ve civarını göstermemiş oluşu, mağdurenin SSÇ’nin ayrıldıktan sonra tehdit ederek çıplak resim istediğini, bu nedenle kendisinin gönderdiğini beyan etmiş ise de tespit edildiği üzere çıplak resimlerini göndermesinden soraki yazışmalarında SSÇ’ye aşkım şeklinde mesajlar göndermiş oluşu, mağdurenin beyanında belirtmiş olduğu cinsel ilişki sonrası çekildiği iddia edilen video görüntüsünün bulunmayışı, yine tanık Dilan’ın SSÇ’nin kendisine böyle bir video göndermediğine dair beyanı, Adli Tıp raporuna göre mağdurenin olaydan sonra alman raporuna göre anatomikman bakire olduğunun tespit edilmiş oluşu, SSÇ’nin baştan itibaren tüm savunmalarında mağdure ile cinsel ilişki olayını reddetmiş oluşu, şantaja ilişkin eylemini mağdurenin başka sevgili bulması nedeniyle yapmış olduğunu ifade etmiş oluşu dikkate alındığında SSÇ’nin mağdurenin iddia ettiği gibi ocak 2015 tarihinde tehdit ederek cinsel ilişkiye girdiğinin sabit olmadığı dikkate alındığında CMK’nun 223/2-e maddesine göre çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

İddianamenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere SSÇ ile mağdurenin, mağdurenin 15 yaşından küçük olduğu zamanda arkadaşlık yaptıkları, iddianamede SSÇ’nin mağdurenin 15 yaşını bitirmediği dönemde SSÇ ile yaşadığı eylemlerin dava konusu edilmediği, mağdurenin 15 yaşını bitirdikten sonra SSÇ ile yaşadığı iddia edilen cinsel eylemin açıkça dava edildiği, nitekim iddianamede TCK’nun 103/1 -b maddesinin delaletiyle TCK’nun 103/2 maddesine göre kamu davasının açıldığı, SSÇ’nin ikrarında geçtiği üzere mağdurenin 15 yaşını bitirmediği dönemde mağdure ile öpüştüklerinin anlaşıldığı, TCK’nun 103/1-1. Cümle veya TCK’nun 103/1-2. Cümle gereğince eylemlerinin değerlendirilerek gerekirse kamu davasının açılmasının sağlanması amacıyla SSÇ’nin mağdurenin 15 yaşından önceki eylemlerinden dolayı suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1) İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/471 esas 2016/356 karar sayılı hükmünün CMK’nun 280/2 maddesine göre KALDIRILMASINA,

2) Her ne kadar SSÇ hakkında 15 yaşını bitirmiş 18 yaşını tamamlamamış mağdureye yönelik olarak organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kamu davası açılmış ise de; CMK’nun 223/2-e maddesine göre SSÇ’nin üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle BERAATİNE,

3) Dosya kapsamına, mağdure beyanlarına, SSÇ’un ikrar içeren beyanlarına göre mağdure ile sevgili oldukları ve mağdurenin 15 yaşını tamamlamadığı dönemde öpüşmek suretiyle cinsel istismar eyleminde bulunduğu, iddianamede bu eylemin açıkça dava edilmediği anlaşıldığından SSÇ hakkında 15 yaşından küçük mağdureye yönelik cinsel istismar suçundan gereğinin takdir ve ifası için İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına mahkememiz kararı kesinleştiğinde SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMASINA,

4) Verilen kararın niteliğine göre SSÇ’un bihakkın TAHLİYESİNE,

Başka suçtan tutuklu yada hükümlü değilse derhal SALIVERİLMESİ için müzekkere yazılmasına,

5) SSÇ kendini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan avukatlık asgari ücret tarifesine göre alınması gereken 900 TL maktu vekalet ücretinin hazineden alınarak SSÇ’a verilmesine,

6) CMK’nun 141 ve devamı maddeleri gereğince haksız gözaltı ve Suça Sürüklenen Çocuğun tutuklukta geçirmiş olduğu süreler nedeniyle hazine aleyhine tazminat davası açma hakkının bulunduğunun hatırlatılmasına (hatırlatıldı),

Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına,

Dair, mağdur vekili, Suça Sürüklenen Çocuk ve müdafilerinin yüzüne karşı, İstinaf Cumhuriyet Savcısı Güven ÖZTÜRK’ün katılımıyla 5271 sayılı CMK’nun 291 maddesi gereğince huzurdakiler yönünden hükmün açıklanmasından itibaren 7 günlük süre içerisinde dairemize ya da eşdeğer başka bir daireye sunulacak yazılı dilekçeyle ve ya zabıt katibine usulünce sözlü beyanda bulunması ve tutanağı hakime onaylatması suretiyle atılı suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı dikkate alındığında Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere, süresinde yasal yollara başvurulmadığı takdirde kararın kesinleşeceğine dair talebe uygun olarak oyçokluğu ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.28/11/2016

MUHALEFET ŞERHİ

Mağdurenin aşamalardaki samimi ve istikrarlı beyanları, SSÇ’un dolaylı savunmaları, katılan Emine’nin beyanları, tanık anlatımları, SSÇ’nin telefonunda ele geçirilen fotoğraf ve videolar, mağdurun anatomikmen bakire olmasına rağmen saat 2 hizasında kızlık zarında çentik bulunduğunu belirten adli rapor, HTS kayıtları, SSÇ’nin telefonu üzerinden yapılan mesajlaşma ve telefon görüşmelerinin detaylarını gösteren rapor, SSÇ’nin suç öncesinde ve suç sonrasında dosyaya yansımış olan gerek mağdura gerekse annesine karşı tehdit vari tavırları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; SSÇ’nin mağdur ile bir süre arkadaşlık ettiği, bu sırada mağdurun fotoğraflarını ve videolarını çektiği, 2015 yılı Ocak ayında 15 – 18 yaş grubuna dahil mağdurun evinde buluştuklarında mağdure ile cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediği, mağdurun karşı çıkması üzerine SSÇ’nin daha önce çekilmiş fotoğraf ve videoları ailesine göstermekle ve internette yayınlamakla tehdit ettiği, bu tehdidin etkisinde kalan ve karşı koyamayacağını anlayan mağdurun SSÇ ile cinsel ilişkiye girmek zorunda kaldığı, bu nedenle yerel mahkemenin SSÇ’nin eyleminin TCK’nun 103/1-b maddesi yollamasıyla 103/2 ve 31/3 maddelerinin tatbiki suretiyle ortaya koyduğu kabul ve uygulamada bir isabetsizlik bulunmadığı, kararda usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eyleme uyan yasa maddelerinin doğru olarak uygulandığı anlaşılmakla SSÇ müdafisi ile yerel cumhuriyet savcısının istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmesi gerekir görüşünde olduğum için sayın çoğunluğun beraate ve bunun yanında suç duyurusuna ilişkin görüşlerine katılmıyorum.