
6136 Sayılı Yasa Kapsamında RUHSATSIZ SİLAH SATIN ALMA-BULUNDURMA-TAŞIMA ve SİLAH TİCARETİ SUÇLARI
21 Nisan 2025
VERGİ KAÇAKÇILIĞI SUÇLARI (VUK Md.359, 362, 363)
4 Ocak 2026Temel Vergi Kanunları : 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’udur. Diğer Vergi Kanunları : 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu, 492 sayılı Harçlar Kanunu, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu (BSMV, Özel İletişim Vergisi, Konaklama Vergisi), 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi Kanunu, 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’dur. İlgili diğer kanunlar ise; 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme Ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu, 6491 sayılı Türk Petrol Kanunu, 4562 sayılı Organize sanayi Bölgeleri Kanunu, 3568 sayılı SM, SMMM ve YMM Kanunu, 3100 sayılı Ödeme Kaydedici Cihaz Kullanımı Hakkında Kanun’udur.
VERGİ İLE İLGİLİ GENEL AÇIKLAMALAR:
- Vergi; devletin, kamusal gereksinimlerinin karşılanması için egemenlik gücüne dayanarak tek taraflı iradesiyle kişilere yüklediği kamu alacağıdır. Anayasanın 73.maddesi uyarınca, Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği, yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir. Verginin özel kesimden kamu kesimine bir aktarım olması kural olmakla birlikte bu kural mutlak değildir. Örneğin; devlete, il özel idarelerine, belediyelere, diğer kamu idarelerine ve kuruluşlarına ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ticari, sınai ve zirai işletmeler iktisadi kamu kuruluşlarıdır ki 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca özel kesimde olmayan bu hukuk kişileri de vergi mükellefidirler. (KVK, m.2/3). Vergi alacağını doğması için o işlemin-eylemin ilgili kanunun konusuna girmesi gerekir. Verginin konusu, üzerine vergi konulan ve doğrudan ya da dolaylı olarak verginin kaynağını oluşturan iktisadi kıymet veya servet niteliğindeki unsurlardır. Verginin konusu mal, hizmet, gelir, servet, fiil, olay vb. olabilir. (Dn.7.D.29.05.2007 T.2006/2178 E.2007/2547 K., BATI a.g.e.s.72) Vergi kanununun uygulanmasına Bütçe Kanununda izin verilmiş olması gerekir. Belli bir mali yılda tahsil edilecek vergilerin o yıl Bütçe Kanunu’nda C Cetvelinde yer alması gerekir. (Ön İzin İlkesi) Vergi Hukuku; gerçek veya tüzel kişiler ile devlet arasındaki hukuksal zora dayalı vergisel ilişkinin ve vergi ödevinin niteliğine, vergi borcunun doğmasına ve ortadan kalkmasına ilişkin maddi ve şekli kuralların bütününü ifade eder. Vergi Kanunları, kanunda açık belirtilmiş bir yürürlük tarihi varsa bu tarihten, açıkça yazılmış bir yürürlük tarihi olmaması durumunda resmi gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girerler. Kural olarak geçmişe etkili olacak şekilde yürürlüğe konulması olanaklı değildir. Ancak, vergi hukukunda kanunların zaman zaman geçmişe etkili olacak şekilde değiştirildiği de görülmektedir. 213 sy. VUK md 3/A-2 fıkrası gereğince ” Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır”. Bu yorumda, lafzi, amaçsal, tarihi ve sistematik yorum yöntemleri dikkate alınır. Vergide kıyas yasağı ilkesi gereğince, kanun koyucunun bir olay veya durum hakkında vergi konusu olarak hüküm kurmadığı hallerde, verginin konusuna dahil edilen diğer olay veya durumlar kıyas edilemez ve bu hükümler kıyasen hakkında düzenleme olmayan hususlara uygulanamaz. Yine VUK m.3/B gereğince, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. VUK md 19 a göre, vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları vuku veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. GVK açısından gelir verginin konusu iken gelirin elde edilmesi vergiyi doğuran olaydır. KDV ye tabi bir mal teslim edilmişse veya hizmetin ifası gerçekleştirilmişse, bu teslim veya ifa ile ilgili fatura veya benzeri belge sonraki aylarda hiç düzenlenmese bile işlemin gerçekleştiği ay itibariyle KDV doğacaktır. Vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi için söz konusu olayın mutlak surette hukuka uygun bir şekilde gerçekleşmesi gerekmez. Zira VUK m.9/2 gereğince, vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş olması, mükellefiyet ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz. Vergi konusunun verginin hesaplanmasına esas alınan değer ya da miktarına, matrah adı verilir. Vergiyi doğuran bir olay meydana gelmekle vergi borcu doğacak olsa da bunun hüküm ifade edebilmesi için, matrahın tespit edilmesi ve verginin, tarh, tebliğ ve tahakkuk aşamalarından geçmesi gerekir. Verginin tarhı, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir. Tarh işlemi bir idari işlem olduğundan, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurlarını taşıması gerekir. GVK m.83/1 gereğince, gelir vergisi mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı üzerine tarh olunur. KVK m.14/1 gereğince, kurumlar vergisi, mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı üzerine tarh olunur ve beyanname, ilgili bulunduğu hesap döneminin sonuçlarını içerir. KDVK m.40/1 gereğince, KDV, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça mükelleflerin yazılı beyanları üzerine tarh olunur. VUK m.2 de gümrük idareleri tarafından alınan vergi ve resimlerin bu kanuna tabi olmadığı düzenlendiğinden, gümrük vergilerine ilişkim 4458 sy Gümrük Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Gümrük vergisinde tarh işlemi gümrük beyannamesinin verilmesiyle başlayıp, beyannamenin kabulü, tescil edilmesi, beyanın kontrolü ve verginin hesaplanması aşamalarıyla tamamlanır ve tarh işlemi gümrük vergisi mükelleflerinin her birine tek tek uygulanır. Beyan üzerinden alınan vergiler, tahakkuk fişi ile tarh ve tahakkuk ettirilir. Beyanda dayalı tarh usulünde, vergilendirme sürecinde yer alan idari işlemlerden tarh ve tahakkuk işlemleri aynı anda gerçekleşir ve istisnai hükümler saklı kalmak üzere, ayrı bir tebliğ işlemine gerek kalmaz.
- Mükelleflerin kendi beyanlarına karşı dava açamayacakları şeklindeki kuralın ilk istisnası, vergi hatalarıdır. Vergi hatasının varlığı halinde, beyanname mükellef tarafından verilmiş olsa bile dava yoluna gidilebilinir.
- İkinci istisna ise ihtirazi kayıtla beyandır. İhtirazi kayıtla beyan; mükellef tarafından vergi idaresine verilen vergi beyannamesine çekince koyulması, beyan edilmesi icap eden matrahın beyan edilmek istenen matrah olmadığı yolunda bilgi düşülmesi yöntemidir.
İYUK m.24/4 gereğince, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davaların tahsil işlemini durdurmayacağı, ancak bunlar hakkında YD talep edilebileceği ve ihtirazi kayıtla beyan usulü ve bu beyana karşı dava açılabileceği kabul edilmiştir. (Dn. VDDK 17.04.2019 T.2019/254 E.2019/323 K.) İkmalen Vergi Tarhı (VUK m.29/1); her ne şekilde olursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye müteallik olarak meydana çıkan ve defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginin tarh edilmesidir. Daha önce bir tarhiyat yapılmış olması şartı ile, mutlaka bir verginin alınmış olmasını ifade etmemektedir. Matrah zarar olsa bile, olumsuz anlamda bir tarh yine de yapılmış olur ve tahakkuk fişi düzenlenir. Bu nedenle beyannamede zarar bildirilmesi veya gösterilen matraha indirimler dolayısıyla vergi isabet etmemesi halinde de ikmalen tarhiyat yapılabilir. (Özbalcı.s.212). Verginin idarece tarhı (VUK m.30/1-2) ;VUK un 29 ve 30. maddeleri dışında kalan hallerde, mükelleflerin verginin tarhı için vergi kanunları ile muayyen zamanlarda müracaat etmemeleri veya aynı kanunlarla kendilerine yüklenen mecburiyetleri yerine getirmemeleri sebebiyle zamanında tarh edilemeyen verginin kanunen belli matrahlar üzerinden idarece tarh edilmesidir.. Bu takdirde vergi, Kanunun 131. maddesi gereğince vergi dairesi tarafından düzenlenen yoklama fişine dayanılarak tarh edilir. Resen Vergi Tarhı ise (VUK m.30/1.c.1); vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. Aşağıdaki hallerden herhangi birinin bulunması durumunda, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığı kabul edilir;
- Vergi Beyannamesinin kanuni süresi geçtiği halde verilmemesi,
- Vergi beyannamesinin kanuni veya ek süreler içinde verilmekle beraber beyannamede vergi matrahına ilişkin bilgilerin gösterilmemiş olması,
- VUK a göre tutulması mecburi olan defterlerin hepsinin veya bir kısmının tutulmamış veya tasdik ettirilmemiş olması,
- Tutulması zorunlu defterlerin hepsinin veya bir kısmının vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesi,
- Defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması sebebiyle ihticaca salih (delil değerinde) bulunmaması,
- Tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunması,
- VUK un mükerrer 227.maddesi gereğince 3568 sy Kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına imzalattırma mecburiyeti getirilen beyanname ve eklerinin imzalattırılmaması veya tasdik kapsamına alınan konularda yeminli mali müşavir tasdik raporunun zamanında ibraz edilmemesi.
VUK m.30/3 gereğince, vergi beyannamesi kanuni veya ek süreler içinde verilmekle beraber beyannamede vergi matrahına ilişkin bilgiler gösterilmemiş bulunursa, mükellefe, takdir komisyonu tarafından 15 günden az olmamak üzere bir mühlet verilerek vergi matrahına ilişkin bilgileri vermeye ve kanuni defterlerini ibraz etmeye davet edilir. Bu davet üzerine mükellef istenilen bilgileri verir ve kanuni defterlerini ibraz ederse, defter ve vesikalar ihticaca salih bulunmak kaydıyla, mükellefe takdir olunacak matrah, defter ve vesikaların kayıtlarına göre tespit olunacak miktardan fazla olamaz. VUK m.30/4 e göre, kanuni süresi içerisinde verilmemiş olmakla birlikte, matrah takdiri için takdir komisyonuna sevk edilmeden veya incelemeye başlamadan beyanname verilmesi halinde ise, farklı durum oluşur. Vergi beyannamesini kanuni süresi geçtikten sonra kendiliğinden vermiş olanlara bu beyannamede gösterdikleri matrah üzerinden resen gerekli tarhiyat yapılır ve bu beyannameler resen takdir için takdir komisyonuna sevk edilmez. Ancak, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra kendiliğinden verilen beyannameler için Kanunun bu hükmü uygulanmaz. VUK m.3/B gereğince, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. VUK m 34 e göre, verginin resen veya ikmalen tarh edildiği durumlarda, tarh edilen vergi ile bu vergiye bağlı olarak kesilen cezalar ilgilisine vergi/ceza ihbarnamesi yoluyla tebliğ edilir. Türü ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarnameler tanzim edilmesi kanuni zorunluluktur. VUK m 35 te resen veya ikmalen tarh edilen vergilerin tebliğ edileceği ihbarnamelerde bulunması zorunlu unsurlar tek tek sayılmıştır. Bu unsurlardan herhangi biri bünyesinde mevcut olmayan ihbarnameler geçersiz olacaktır. Takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın veya resen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye eklenmesi gerekmektedir.
Beyana dayalı tarhiyatta, tarh, tebliğ ve tahakkuk aşamaları aynı anda tamamlanmış olur. Ancak resen veya ikmalen tarhiyat durumunda, tarh edilen vergiye karşı mükelleflerin yasal hakları olduğu için, vergi tarh aşamasında tahakkuk etmez. Tarh edilen verginin ihbarnameye bağlanması esas olduğundan, mutlaka tebliği de gerekir. Mükellefin tutumuna göre, ihbarnamelere dava açıp açmama, tarhiyat öncesi veya sonrası uzlaşma talebinde bulunma vs. veya açılan davanın sonucunda ret kararı verilmesi, kanun yollarında ret verilen kararın onanması gibi hallerde tarh eden vergi tahakkuk edip kesinleşir veya tamamen terkin edilir.
Vergi hukukundan kaynaklanan işlemlerin tebliğinde Tebligat Kanunu hükümleri değil, 213 sayılı VUK un 93 vd. hükümlerinde düzenlenen tebliğ hükümlerinin dikkate alınması gerekir. Tebligat Kanunu hükümleri ancak VUK ta hüküm bulunmayan hallerde dikkate alınır. Posta yoluyla, ilan yoluyla, memur eliyle veya elektronik ortamda tebliğ yapılabilir. Tebliğ, mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır.
VUK m.22 gereğince, tahakkuk; tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.
AVUKATLARIN VERGİLENDİRİLMESİ :
TDK ya göre, avukat; hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı, korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyan kimsedir.1136 sy Avukatlık Kanunu m 35/1 gereğince, kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Avukatlık yasa gereğince kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Her avukat, levhaya yazıldığı tarihten itibaren üç ay içinde baro bölgesinde bir büro kurmak zorundadır. İş gören avukat, işveren avukatla akdettiği yazılı sözleşme ile üstlendiği işi yerine getiren avukattır. Bir faaliyetin serbest meslek olarak kabul edilebilmesi için;
- Sermayeden ziyade şahsi mesaiye dayanması,
- İlmi veya mesleki bilgiye veya bir ihtisasa dayanması,
- Ticari mahiyette olmaması,
- Bir işverene tabi olmadan şahsi sorumluluk altında yapılması,
- Kendi nam ve hesabına yapılması gerekir.
GVK m.66/1 gereğince, serbest meslek faaliyetini mutat (=her zaman) meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabı olarak kabul edilir. Kanun hükümleri uyarınca, gelir vergisi uygulamasında bir ödemenin, ücret olarak kabul edilebilmesi için hizmet erbabının işverene tabi olması, belli bir iş yerine bağlı olarak çalışması ve hizmetin karşılığında, nakit veya ayın olarak yapılan bir ödeme veya hizmet erbabına sağlanan ve parayla temsil edilebilen bir menfaat olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Nitekim GVK nın serbest meslek kazançlarının vergilendirilmesine ilişkin hükümlerine yönelik olarak yayımlanan 221 seri no’lu gelir vergisi genel tebliğinde de gerek ücretin gerek serbest meslek kazancının emeğe dayanan gelir unsurları olduğu, serbest meslek kazançlarında emeğin, bir iş verene tabi olmaksızın, şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına değerlendirildiği, bir işverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışılması halinde elde edilen gelirin ücret olduğu, ücret ile serbest meslek kazancı ayrımındaki temel ölçütün işyerine bağlılık ve işverene tabilik olduğu, iş yerine bağlılıktan maksadın, kendisine ait olmayan bir organizasyonun iş yerinde çalışılması, işverene tabilikten maksadın ise işverenin hizmetli üzerinde hiyerarşik bir kontrol ve yaptırım uygulama hakkının bulunması olduğu, bu unsurların bulunmaması halinde, gelir vergisi açısından işverene tabi olarak işveren-hizmetli ilişkisinden bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Buna ilaveten, yukarıda anılan kanun ve genel tebliğe göre serbest meslek erbabı olan bir kimsenin mesleğinden başka ticari, zirai veya ücret gibi bir gelir getiren iş veya görev ile devamlı olarak uğraşmasının da onun serbest meslek erbabı olma niteliğini değiştirmeyeceği açıktır. (Dn. 23.06.2015 T. 2013/4591 E.2015/4983 K.)
Vergi mükellefiyeti tesis edilmesi bildirim üzerine yapılmakla birlikte, bu bildirim sonrasında, bildirimin doğruluğunu teyit etmek maksadıyla vergi idaresi tarafından bir yoklama memuru görevlendirilerek ilgili adrese gönderilir. Adreste gerekli incelemeleri yapan yoklama memuru tarafından bir yoklama fişi düzenlenir ve bir örneği de bildirimi yapana-mükellefe verilir. Bu şekilde vergi mükellefiyetinin tesisi tamamlanır. İşe başlama bildiriminin süresinde yapılmaması veya hiç yapılmaması durumunda VUK m 352 gereğince 1.derece usulsüzlük cezası kesilir. VUK m 5/4 gereğince, avukatların işe başlama bildiriminin verilmesinden sonra vergi levhasını almaları da zorunludur. Baroya kaydolma işe başlamadan sayılan hallerden olmakla birlikte faaliyete fiili olarak başlanmadığı durumlarda mükellefiyet tesis ettirmeye dönük olarak işe başlama bildiriminde bulunulmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak CMK sistemine kaydolmak adına baroya başvurularak sisteme dahil olunması faaliyete başlanıldığı anlamına geleceğinden, sisteme dahil olunan, yani faaliyete başlanan tarihten itibaren 10 gün içinde, işe başlama bildiriminde bulunulması gerekir. Yine adli yardım listesine kaydolunmasından itibaren 10 gün içerisinde işe başlama bildiriminde bulunulması gerekir. Ruhsat almış avukatlar işe başlama tarihinden itibaren 10 gün içinde interaktif vergi dairesi üzerinden elektronik ortamda ya da ilgili vergi dairesine kâğıt ortamında işe başladıkları vergi idaresine bildirmekle yükümlüdürler. İşe başlama bildiriminin, serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir aracılığıyla düzenlenmesi halinde, bildirim bu kişiler tarafından da ayrıca kaşe/mühür basılmak suretiyle imzalanır. İşe başlama bildiriminin gerçekleşmesiyle, vergi dairelerince yapılacak yoklamanın sonucu beklenilmeksizin mükellefiyet tesis edilerek avukata vergi numarası verilir. Vergi mükellefiyetinin başlaması ile avukatların vergilendirmeye yönelik beyanname verme, vergi ödeme ve vergi levhası tasdik ettirme gibi yükümlülükleri de başlamış olur. İşe başlama bildirimi üzerine vergi dairesince mükellefiyet tesisi işlemi gerçekleştirilir ve “Elektronik Yoklama Sistemi” üzerinden mükellef nezdinde yoklama yapılır. İşe başlama yoklamaları, mükellefiyetin tesis edildiği tarihten itibaren en geç 15 gün içinde vergi dairesince sonuçlandırılır. Avukatlar adres değişikliğine ilişkin bildirim sadece yeni vergi dairesine verilecektir. Önceki vergi dairesine de bildirim yapılabilmesi 240 sıra No.lu VUK Genel Tebliği ile kaldırılmıştır. Avukatın adres değişikliğine ilişkin başvurunun yeni vergi dairesine yapılması üzerine, vergi dairesi tarafından avukatın bildirdiği yeni iş yeri adresinde yoklama yapılacaktır. İşi bıraktıklarını bir aylık süre içerisinde vergi idaresine bildirmeyen avukatlara öngörülen kabahat kapsamındaki yaptırım ikinci derece usulsüzlük cezasıdır. İşe bırakma bildirimi üzerine vergi dairesince mükellefiyet tesisi işlemi gerçekleştirilir ve “Elektronik Yoklama Sistemi” üzerinden mükellef nezdinde yoklama yapılır.
Bir avukatın, GVK md 61 ve devamı gereğince ücretli olarak çalışması durumunda elde ettiği ücret gelirinin gelir vergisine tabidir. Bu verginin işveren tarafından beyan edilerek ödenmesi gerekir. GVK m 5/1,c-1 gereğince mükellefler 2. maddede yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için bu kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Ücretli çalışan avukata işveren avukat tarafından ücret dışında ödenen başarı pirimi, ikramiye, avukatlık ücretinden belirli bir yüzde şeklindeki ödemelerin, işveren avukat tarafından ücretli avukatın bordrosuna ilave edilerek vergilendirilmesi gerekir. Ücretli çalışan avukat, işveren avukattan bağımsız olarak, kendi nam ve hesabına ve süreklilik arz etmeyecek şekilde bir avukatlık hizmeti vermesi karşılığında kazanç elde ederse buna arızi serbest meslek kazancı denir ve işe başlama bildiriminde bulunularak mükellef olunmasına ve mükellefiyetin şekli yükümlülüklerinin yerine getirilmesine (makbuz kesme) gerek olmaz. Şartları varsa GVK m 94 gereği bürüt ücretin %20 si tutarında gelir vergisi tevkifatı (stopaj) yapılması gerekir. Bir yıl içinde birden fazla veya izleyen yıllardan süreklilik arz edecek şekilde avukatlık hizmeti verilmesi halinde arızi serbest meslek faaliyetinden bahsedilemez. Yine GVK m 82 gereğince bir yılda elde edilen kazançlar toplamının her yıl belirlenen tutarı aşması durumunda, aşan kısmın vergilendirileceği bilinmelidir. İşe başlama bildiriminin yapılmasında, sürekli olarak faaliyet gösterme kasıt ve niyeti irdelenmektedir. Ücret karşılığı iş gören avukat olarak çalışılması durumunda serbest meslek kazancından değil, ücret gelirinden bahsedilir.
Verginin konusuna girecek olan vergi; şahsidir, safidir, yıllıktır ve gelirin elde edilmesi gerekir. GVK m 2, ticari kazanç, zirai kazanç, sınai kazanç, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı, serbest meslek kazancı ve ücretler olmak üzere 7 ayrı gelir unsuruna yer vermiştir. Gelir vergisi kural olarak yükümlünün veya sorumlunun beyanı üzerine tarh edilir. Ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabı, cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, bu kanunun ticari veya meslek kazancın tespitine ilişkin hükümleri uyarınca ilgili hesap döneminin ilk 9 ayı için belirlenen 3 er aylık dönem kazançları üzerinden 103 .maddede yer alan tarifenin ilk gelir dilimine uygulanan oranda geçici vergi öderler.
Serbest Meslek Kazancı ve Gider Olarak Gösterilebilecek Kalemler : GVK m 67/1 gereğince, serbest meslek kazancı, bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır. Avukatlık Yasasının m 163/1.c.2 gereğince, avukatlık sözleşmesinin belli bir hukuki yardımı ve meblağı yahut değeri kapsaması gerekir. Değerden kasıt, işin sonucu olarak müvekkile kalacak olan nakdi tutarın belli bir bölümü veya ayni şeyin belli bir yüzdesinin karşılığı olan nakit tutarı ifade eder. Avukatın ücretinin ayın olarak belirlenmesi olanaklı değildir. Ücretin mutlak surette para olarak belirlenmesi gerekmektedir. GVK m 67/1 gereğince avukatın serbest meslek kazancı, paradır. Öyle ki avukat, altın, tahvil, bono, hisse senedi gibi menkul değerleri ücret olarak kararlaştıramaz.
Avukat, üstlenmiş olduğu işi başından sonuna kadar tamamlamış da olsa, arada müvekkili ile akdedilmiş bir hizmet sözleşmesi de olsa, yapılan hizmetin karşılığı olarak ücrete hak kazanmış da olsa, bu geliri elde etmedikçe gelir vergisi ödeme yükümlülüğü altına girmez. Gelirin elde edilmemiş olması, mükellefiyetten doğan diğer ödevlerin yerine getirilmesine (serbest meslek kazanç defteri tutma, beyanname verme vs) engel değildir. Bu halde yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeli ancak almaya hak kazanıldığı halde tahsil edilemeyen alacak kalemleri matrahın hesabında dikkate alınmamalıdır.
Serbest meslek erbabı için;
- 1-) Ittıla hasıl etmeleri kaydıyla namlarına, kamu müessesine, icra dairesine, bankaya, notere veya postaya para yatırılması tahsilat hükmündedir. İcra dairesine paranın öğrenmekle avukat, parayı tahsil etmiş kabul edilir.
- 2-) Serbest meslek kazancı olarak doğan alacağın başka bir şahsa temliki veya müşterisine olan borcu ile takası, tahsil hükmündedir. Temlikin ivazlı olup olmadığına bakılmaz. İvazlı temliklerde ivazın tahsil şartı da aranmaz. Bu halde paranın ödendiği değil, temlikin yapıldığı tarihte tahsilat gerçekleştirilmiş kabul edilir. Avukatların ayın olarak tahsilat yapma hakları yoktur ancak ayın olarak tahsilat yapılması durumunda da bunun vergilendirilmesi gerekmektedir.
GVK m 67/1 gereğince, bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler hasılatı oluşturur. Avukatın şartları oluşması halinde ücretsiz dava alması durumunda bu hali bağlı bulunan baro yönetim kuruluna bildirmesi gerekir. Müvekkilin otelinde, avukatlık ücreti mukabilinde avukatın tatil yapması halinde, bu konaklama bedeli avukatın hasılatı olarak kabul edilir. Dava harcı, gider avansı, keşif ücret vs. bedeller, hasılat olarak değerlendirilmez. Bunlar için makbuz düzenlenmesi gerekmez. Yol ücreti, konaklama bedeli, yemek bedeli vs. müvekkile verilen hizmetin karşılığı olarak harcansa dahi, hasılat olarak kabul edilir ve gelir vergisi matrahına ilave edilir. (Afyonkarahisar Valiliği Defterdarlık Gelir Müdürlüğünün 22.7.2011 T. B.07.4.DEF.0.3.10.00-193-845-26 sy özelgesi). Avukat, sahip olduğu ve amortismana tabi olan iktisadi kıymetlerini (araba, büro mobilyası, teknolojik ürünler vs.) satacak olursa, VUK gereğince hesaplanan müspet fark, hasılat olarak kabul edilir ve serbest meslek kazancına dahil edilir. Serbest meslek kazancı olarak doğan alacağın, başka bir şahsa temliki veya müvekkiline olan borcu ile takası da tahsil hükmünde olup temlik veya takas edilen tutar, hasılat olarak kabul edilir. İvazlı temliklerde, ivazın tahsil şartı aranmaz. Yabancı para ile yapılan ödemeler de yine hasılat olup, ödeme gününün borsa rayici, borsa rayici yoksa hazine ve maliye bakanlığınca tespit edilecek kur üzerinden Türk parasına çevrilerek vergiye tabi olur. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur hazine ve maliye bakanlığınca tespit olunur. Avukat işle ilgili giderleri karşılamak üzere, avans isteyebilir. Avansın işin gereğini çok aşmamasına, avanstan yapılan harcamaların müvekkile zaman zaman bildirilmesine ve işin sonunda avanstan kalan paranın müvekkile geri verilmesine dikkat edilir. Alınan avanslardan yargılama gideri ve resmi kurum ödemeleri yapıldığı takdirde, bunların hasılata dahil edilmemesi, yol parası vs gider karşılıklarının ise harcama tarihi itibariyle serbest makbuzu düzenlenerek vergilendirilmesi gerekir. Serbest meslek kazancı nedeniyle ödenecek gelir vergisi safi kazanç üzerinden ödenir. GVK m 68 de yazılı giderlerin hasılattan indirilebilmesi için mutlaka belgelendirilmiş giderler olması gerekir. Faturası olmayan ofis bilgisayarı gider olarak gösterilemez. Fiş içeriğindeki harcama serbest meslek faaliyeti ile ilgiliyse, gider olarak kullanılabilir. Ofis kirası, ofisin bulunduğu iş merkezi veya apartmanın aidatı, elektrik, su, doğalgaz, telefon faturası, kırtasiye masrafları, mesleki faaliyetle ilgili taşıt vs alımı dolayısıyla katlanılan borçlara ödenen faizler, ofis onarım giderleri, ölçülü olması şartıyla temsil ve ağırlama bedelleri gider olarak gösterilebilir. Ancak gider konusu yapılacak ödemenin mutlak surette mesleki kazancın elde edilmesi amacıyla yapılması gerekir. Bu bakımdan mükellefin kendi anlatımını içeren tutanak, delil kabul edilir. İkametgahlarının bir kısmını iş yeri olarak kullananlar, ikametgah için ödedikleri kiranın tamamını gider olarak gösterebilirlerse de, ısıtma, elektrik, telefon vs. diğer giderlerin ancak yarısını indirebilirler. İş yeri kendi mülkü olanlar, kira yerine amortismanı gider olarak gösterebilirler. İkametgahı kendi mülkü olup da bunun bir kısmını iş yeri olarak kullananlar, amortismanın ancak yarısını gider olarak gösterebilirler. Çekilen kredinin şahsi harcamalar için kullanılması durumunda buna ilişkin faizler de gider olarak gösterilemez. Avukat yanında çalışan personele ödenen ücretlerin ve ücret olarak kabul edilen diğer ödemelerin gider olarak gösterilmesi mümkündür. İş yeri kirasının izleyen yılları da kapsayacak şekilde peşin olarak ödenmesi halinde, bu tutarlar ödemenin yapıldığı yılın gideri olarak kabul edilir. Avukatın, ister kendine ait mülk olsun isterse kiralık olarak kullandığı mülk olsun, iş yerinin bir bölümünü başka bir avukata kiraladığı hallerde, kiraya veren avukat açısından elde edilen kira geliri GVK m 70 uyarınca, gayrimenkul sermaye iradı kabul edilir. Bu halde, alt kiracı avukat, yapacağı kira ödemesi üzerinden GVK m 94 gereğince brüt kira bedelinin %20 si kadar kiraya veren avukatın gelir vergisinden mahsup edilmek üzere stopaj yaparak ödemek zorundadır. Kiraya veren avukat da, elde ettiği kira gelirini, yıllık gelir vergisi beyannamesinde gayrimenkul sermaye iradı olarak beyan edip, gelir vergisi ödemek zorundadır. Alt kiralama yoluyla kira bedeli ödeyen avukat da ödediği bu tutarın tamamını gider olarak gösterebilir.
Bir serbest meslek faaliyeti olarak avukatların giderlerinin mesleki kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi için aşağıdaki dört koşulun varlığı aranır:
Yapılan gider mesleki kazancın elde edilmesi ve idamesi için yapılmalıdır. Bir giderin serbest meslek kazancından indirim konusu yapılabilmesi için;
- ►Kazancın elde edilmesi ve idamesi ile açık ve doğrudan bir bağlantının bulunması,
- ►Yapılan işin mahiyetine uygun olması ve
- ►İş hacmi ile mütenasip olması gerekir.
Binek otomobili giderleri: Serbest meslek erbabı binek otomobillerinin amortismanlarının yanı sıra, bu araçların akaryakıt, bakım, onarım ve sigorta giderlerini (%70 sınırlaması dikkate alınarak) hasılatlarından gider olarak indirebileceklerdir. Ancak bu taşıtların motorlu taşıtlar vergisi gider olarak dikkate alınmayacaktır. (Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, m. 14)
Kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin ödenen aylık kira bedeli ile gider olarak indirim konusu yapılabilecek özel tüketim vergisi ve katma değer vergisinin en fazla %70’i indirilebilecektir. (GVK m. 40, 68) Satın alınan binek otomobillerinde gider olarak indirim konusu yapılabilecek özel tüketim vergisi ve katma değer vergisinin toplam tutarı 690.000 TL ile sınırlandırılmıştır. (GVK GT No: 324) İndirim konusu yapılamayan KDV’nin, otomobilin bedeline ilave edilerek amortisman ayrılmak suretiyle gider yazılması mümkündür. Amortisman olarak indirim konusu yapılabilecek tutar; özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç 790.000 TL, vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hallerde ise 1.500.000 TL ile sınırlandırılmıştır. Binek araç kiralanması durumunda gider gösterilebilecek aylık araç kira bedeli sınırı 26.000,00-TL’ye yükseltilmiştir. (GVK GT No: 324)
Serbest Meslek Kazancının Tespitinde İndirimi Mümkün Olmayan Giderler;
- Serbest meslek erbabının herhangi bir surette zayi olan paraları ile çalınan mal, ecza ve benzeri maddelerle demirbaş eşya bedelleri,
- Mesleki faaliyetle ilgisi bulunmayan kurslara yapılan ödemeler,
- Günlük gazeteler ile mesleki faaliyetle ilgili olmayan dergi ve kitap alımları için ödenen tutarlar,
- Serbest meslek erbabının kendi adına kayıtlı olmayan, bürosunda ücretli olarak çalışana ait cep telefonlarına ilişkin haberleşme ücretleri,
- Ortaklık olarak faaliyette bulunan serbest meslek mensuplarının, kendi şahıslarına ait cep telefonu masrafları,
- Avukatların büroda ikram ettiği alkollü içki bedelleri,
- Serbest meslek erbabının katıldığı çeşitli iş yemeklerinde ödediği yemek bedelleri,
- Serbest meslek faaliyeti ile ilgisi olmayan seminer ve konferanslar için yapılan yol giderleri ile konaklama ve yemek giderleri,
- Kiralanan veya envantere dahil olan taşıtlar için ödenen motorlu taşıtlar vergisi,
- Özel iletişim vergisi,
- Serbest meslek erbabının kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ait sağlık harcamaları,
- Serbest meslek erbabının kendi ev ihtiyaçları için yapmış olduğu her türlü harcamalar,
- Serbest meslek erbaplarının bağlı olduğu meslek odası seçimleri ile ilgili olarak verilen yemek ve kokteyl hizmeti karşılığı olarak ödenen bedeller,
- Meslek odaları ve meslek birliklerinin hizmet binalarının yapımı için ödenen katılım payları (Kanunları veya yönetmelikleri gereğince aidat niteliğinde olmayan ödemeler),
- Serbest meslek erbabının kendi özel ihtiyaçları için yapmış olduğu giyim, bakım, kuaför, parfüm gibi benzeri harcamalar,
- Mesleki faaliyette kullanılmayan cep telefonu ve araç telefonu ödemeleri,
- Mesleki faaliyetle ilgili olmayan kongre, seminer ve konferans giderleri.
- Mükellefiyete ilişkin yıllık gelir vergisi, katma değer vergisi, muhtasar, geçici vergi beyannameleri ile SGK prim bildirgelerine ait damga vergileri.
Gider karşılığında sabit kıymet, iktisap edilmemiş olmalıdır. Yapılan bir harcama karşılığında maddi veya gayri maddi bir kıymet iktisap edilmesi halinde, indirilecek bir genel giderden değil, sahip olunan aktif kıymetlerin amortismanı söz konusu olacaktır. İndirim konusu yapılacak gider kanunen kabul edilebilir bir nitelikte olmalıdır. Giderin VUK’da belirtilen belgelerle tevsik edilmesi gerekir.
Çalıştırılan personelin barınma-yiyecek giderleri, personelin tedavi ve ilaç giderleri için ödenen bedeller, SGK ya ödenen sigorta primleri, giyim masrafları, hasılattan indirilebilir. Sosyal güvenlik primleri ancak fiilen ödendiği yılda gider konusu yapılabilir. Bu primlerin geç ödenmesi sebebiyle ödenen gecikme zammı, gider olarak gösterilemez. Avukatın kendi giyim harcamalarını gider olarak gösterilmesi mümkün değildir. Ancak, duruşmalarda giymesi için kullandığı cübbe için ödediği bedeli gider olarak göstermesi olanaklıdır. Hasılattan indirilecek olan yemek bedellerinin çalışılan günlere ait olması ve her yıl belirlenen tutarları aşmaması gerekir. Avukatın seyahat ve konaklama giderlerini hasılattan indirebilmesi için, seyahatin serbest meslek faaliyetinin icrası ile ilgili olması, yapılan yol ve konaklama bedelinin müvekkilden alınmamış ve kendisi tarafından karşılanmış olması, yapılan iş ile seyahat süresi arasında uyum olmalı ve yapılan harcamaların belgeye dayanması gerekir. Mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için VUK hükümlerine göre ayrılan amortismanlar (yıpranma payı) hasılattan indirilebilir. Bu varlıkların bir yıldan fazla kullanılabilir olması-Yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz kalabilecek nitelikte olması-değerleme gününde envantere dahil ve kullanıma hazır olması-iktisadi kıymet değerinin her yıl belirlenen tutarı aşması gerekir. Mesleki faaliyet için değil de, şahsi kullanım için alınan varlıklar, hasılattan düşülemez. Deprem, sel vs gibi afetler sebebiyle tamamen veya kısmen zarara uğrayan, mesleki faaliyet için kullanılan varlıklar için alınan sigorta tazminatının, amortisman çıktıktan sonra kalan değerden eksik olması durumunda, oluşan farkın gider olarak gösterilmesi mümkündür. Serbest meslek faaliyetinin icrası için kullanılan taşıtlar için yapılan masraflar (tamir, bakım, onarım, benzin, kasko ve sigorta bedelleri gibi) gider olarak gösterilebilir. Ödenen MTV gider olarak gösterilemez. Çevrimiçi yayınlar, kitaplar, dergiler vs. için ödenen bedeller, matbu bir çalışma olmasa da yayın kapsamında olmak kaydıyla gider olarak gösterilebilir. Günlük gazeteler ile aylık dergiler, içerik olarak mesleki faaliyetin ifasına ilişkin olsa dahi gider olarak gösterilmesi olanaklı değildir. Mesleğin icrasına yardımcı olmak adına kullanılan icra programları, içtihat programları ve büro otomasyon programlar vs bunlara ilişkin servis ve yenileme bedelleri hasılattan indirilebilir. Serbest muhasebeci mali müşavirden alınan hizmet nedeniyle ödenen bedeller de hasılattan indirilebilir.
Diksiyon kursuna ödenen bedel de gider olarak gösterilebilir. Ofis temizlik hizmeti bedeli de gider olarak belirtilebilir. Özel sigorta kuruluşlarına veya emeklilik kuruluşlarına ihtiyari olarak ödenen bedeller, gider olarak gösterilemez. Baroya ödenen aidatlar, gider olarak gösterilebilir. Mülkiyeti kendisine ait olan ofis için, ödenen emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi de gider olarak gösterilebilir. Baro pulu gider olarak gösterilebilir ancak pul bedelinin müvekkile yansıtılmaması gerekir. Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile serbest meslek erbabının suçlarından doğan tazminatlar gider olarak hasılattan indirilemez. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı gibi bedeller indirim olarak gösterilebilir. İş veren avukatın yanında çalıştırdığı ücreti avukatın yasaya aykırı işlemleri sebebiyle, işveren avukatın şahsi kusurundan kaynaklanmaması ve kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince zarar gören müvekkile ödenen tazminat bedeli, gider olarak gösterilebilir. Haklı bir neden olmaksızın istifa eden avukatın aldığı parayı müvekkile iade etmesi durumunda, bu bedel de gider olarak gösterilebilir. Adli yardım bürosunca görevlendirilen avukatın işi reddetmesi üzerine 15 gün içerisinde tarifede belirtilen ve baroya ödenen bedeli gider olarak göstermesi mümkündür. Mesleki sorumluluk sigortası için ödenen bedeller, indirim olarak yazılamaz ancak gider olarak gösterilebilir. Mükellefin beyan edilen gelirinin %10 unu aşmaması, eğitim ve sağlık hizmetinin Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle bu hizmetten yararlanıp ödeme yapıldığının tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları indirim konusu yapılabilir. Çalışma gücünün asgari %80 inini kaybedenler 1.derece, %60 ını kaybedenler 2.derece ve %40 ını kaybedenler 3. derecede engelli kabul edilir ve beyan edilen gelirlerine yıllık engellilik indirimi tutarları kadar indirim uygulanır. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin %5 ini, kalkınmada öncelikli yöreler için %10 unu aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların tamamı indirim konusu yapılabilir.
Katma Değer Vergisi (KDV) : Serbest meslek erbabı olarak elde edilen kazançlar 193 sy GVK anlamında gelir vergisine tabi olduğu gibi, 3065 sy KDVK gereğince ayrıca KDV ye tabidir. Serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler, KDV ye tabidir.
Avukatın henüz avukatlık ücretini almamış olmakla birlikte, takip ettiği bir davanın kesin hükümle sonuçlanmasıyla birlikte, hizmet verilmiş, yani tamamlanmış olacağı için KDV açısından vergiyi doğuran olay gerçekleşmiş sayılacaktır. AAÜT m 2 gereğince, bu tarifede yazılı avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler karşılığıdır. Avukatlık ücreti bu bağlamda, tüm süreci kapsayan bir ücrettir. KDVK m 10 gereğince, hizmetin yapılmasıyla vergiyi doğuran olay gerçekleşir. İcra dosyalarında ise infazın gerçekleştirilmesi halinde hizmet yapılmış sayılır ve vergiyi doğuran olay ancak bu aşamada gerçekleşir. (Gelir İdaresi Başkanlığı 2010/1 sıra no’lu Vergi Denetimi ve Koordinasyonu İç Genelgesi) Avukat tarafından hiç gelir elde edilmemesi ve davanın veya icra dosyasının derdest olması durumlarının birlikte var olması halinde KDV tahakkuk ettirilmesi ve ödenmesi gerekmez. Dava kesin hükümle sonuçlandığı veya icra dosyası infaz edildiği halde avukatlık ücreti tahsil edilmemiş olursa, gelir vergisi ödenmesi gerekmeyecekse de bu aşamada artık hizmet tamamlandığı için, KDV yönünden vergiyi doğuran olay gerçekleşir. Bu halde KDV hesaplanmalı ve KDV beyannamesi ile beyan edilerek tarh ve tahakkuk ettirilmeli ve ilgili KDV ödenmelidir. KDV açısından tahsilat değil tahakkuk esası geçerlidir. Avukatlık ücreti tahsil edilemediği halde kesin hükümle sonuçlanan dosyalarda KDV hesaplamak adına düzenlenecek serbest meslek makbuzlarına, ‘Bedeli Tahsil Edilmemiştir’ yazılması halinde söz konusu makbuz hasılat olarak kabul edilmez ve gelir vergisi açısından matraha ilave edilmez. Avukatlık ücretinin daha sonra tahsil edilmesi halinde 2.bir makbuz düzenlenerek ilk makbuza atıf yapılır ve bu sefer de KDV hesaplanmayarak sadece gelir vergisi açısından hasılat belirlenir. Avukatın ücretsiz olarak iş takibi hakkı olmakla birlikte bu hak, KDV bakımından bir muafiyet tanımamaktadır. Ücretsiz veya avukatlık ücret sözleşmesi ile rakam belirlenmeyen hizmetlerde, AAÜT de o işin karşılığı olarak öngörülen asgari tutar üzerinden, işin kesin hükümle sonuçlandığı tarihte KDV tahakkuk ettirilmelidir. Tahsilat yapılması durumunda, ödemeyi yapan adına iki nüsha olarak serbest meslek makbuzunun tahsilat tarihi itibariyle düzenlenmesi gerekir. Tüm ücretin değil de ücretin bir kısmının tahsil edildiği durumda da sonuç değişmez. KDVK m 10/b bunu emretmektedir. Avukatlık hizmetleri için belirlenen KDV oranı %20 dir.
Ancak;
- Aile mahkemelerinin görev alanına giren davalar ve işler,
- Tüketici mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işler,
- Çocuk mahkemelerinin görev alanına giren davalar ve işler,
- Vesayet davaları ve işleri,
- Yukarıda sayılan bu davalara bağlı kanun yolları,
- İş uyuşmazlıklarında dava şartı olarak arabuluculuk kapsamında verilen taraf vekilliği hizmeti,
- Yukarıda sayılanlara bağlı ilamlı icra takipleri kapsamında verilen avukatlık hizmetleri,
- 6100 sy HMK ve 1136 sy Avukatlık Kanununda yer alan adli yardım ve adli müzaharet hükümleri kapsamında verilen avukatlık hizmetleri %10 KDV ye tabidir.
Tüketici Hakem Heyetleri mahkeme olmadığından, anlaşılan vekalet ücretleri %20 KDV ye tabidir. Ancak hakem heyeti kararlarının iptali için tüketici mahkemelerinde açılacak davalarda hesaplanacak avukatlık ücretinde KDV %10 olarak dikkate alınır.
Aylık olarak düzenlenmesi gereken KDV beyannamesi, her ayın 28. günü mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verilir. Verilen beyanname üzerinden hesaplanacak verginin ödemesi de aynı tarih içinde (28. günü akşamına kadar) yapılır. Muhtasar beyannamede vergi tutarı, vergi sorumlusu tarafından stopaj yöntemi ile hesaplanarak, vergi mükellefinin bağlı olduğu vergi dairesine beyan edilir ve ödenir. Bu yöntemde; gelir sahibinin eline geçmeden vergisi kesilmekte ve devlete beyan edilerek ödenmektedir. Kesilen vergiler arasında Gelir Vergisine ilave olarak Damga Vergisi de bulunmaktadır. Vergi hesaplaması çalışan personele de iletilen bordro üzerinde yapılmaktadır. Ayrı ayrı verilen Muhtasar Beyanname ile SGK Beyannamesi 01.08.2020 tarihi itibariyle “Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi” adı altında birleştirilmiştir. Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesine geçişle birlikte, çalışanı bulunup bulunmamasına göre beyanname verme süreleri yeniden düzenlenmiştir. Buna göre; çalışanı bulunma yan avukatlar üç ayda bir bu beyannameyi vereceklerdir. En az bir sigortalı çalışanı bulunan avukatlar ise muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini aylık olarak verecektir. Muhtasar ve prim hizmet beyannamesi vergi kesintisi ve prim ve hizmete ait bildirimleri takip eden ayın 26. günü gece saat 23:59’a kadar verilip aynı süre içerisinde ödenecektir. Beyannamenin verilmesi sonrasında oluşan tahakkuklar, Gelir İdaresi tarafından belirlenen ödeme kanalları ile yapılacaktır.
Beyannamenin vergi idaresine süresinde verilmemesi fiili aynı zamanda vergi idaresince re’sen tarhiyat sebebidir. Vergi idaresi tek taraflı olarak süresinde beyanname vermeyen avukatın defter ve belgelerini inceleyebilir veya vergi matrahının re’sen takdir edilmesi için takdir komisyonuna sevk edebilir. İnceleme veya takdir komisyonuna sevk neticesinde bir tarhiyat ortaya çıkarsa, yani ortada ayrıca bir vergi kaybının tespiti de varsa özel usulsüzlük cezasına ek olarak avukat, vergi aslını, vergiye ait faizi ve vergi ziyaı cezasını ödemekle de karşı karşıya kalabilecektir. Süresinde verilmeyen beyannamelerin vergi idaresince incelemeye başlanmasından veya takdir komisyonuna sevk işleminin yapılmasından önce VUK’un 371. maddesi uyarınca pişmanlık talepli olarak verilmesi halinde, vergi ziyaı cezası uygulanmayacaktır.
01.12.2022 tarihinden itibaren verilmesi gereken KDV beyannamelerinin verilme ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin ilgili vergilendirme dönemini takip eden ayın 28.günü sonuna kadar ödenmesi gerekmektedir.
Karşı taraf vekalet ücreti, icra vekalet ücreti ile beraat vekalet ücreti ödemesini yapanların KDV uygulama genel tebliğinde sayılanlardan olduğu durumlarda, GİB tarafından verilen özelge ile tevkifat (kesinti) yapılmaya devam edilmektedir. Bu uygulama mevzuata aykırı olmakla birlikte, iptal davasına konu edilebilir.
CMK gereği görevlendirilen müdafi ve vekillere yapılan ödemeler, karşı taraf vekalet ücretleri gibi yargılama giderinden sayılmaktadır. Aynı zamanda serbest meslek kazancı olarak kabul edilmektedir.
Damga vergisi : Üretimden tüketime kadar uzanan süreç içinde mal, hizmet ve servetlerin el değiştirmesi nedeniyle yapılan işlemlere resmi bir kimlik kazandırmak amacıyla düzenlenen evraklar üzerinden alınan bir tüketim vergisidir. Kanunda resmi daire olarak kabul edilen yerlerin avukatlığını üstlenmiş olanlara yapılacak olan avukatlık ücreti ödemelerinde binde 9,48 oranında damga vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir. İşyeri olarak kullanılmak amacıyla serbest meslek erbabı olanlarca kiralanan gayrimenkuller dolayısıyla düzenlenen kiraz sözleşmeleri de damga vergisine tabidir. Gerçek kişilerce meslek olarak kullanılmak üzere kiralanan ve iktisadi işletmelere dahil olmayan taşınmazlara ilişkin kira sözleşmeleri 2 sayılı tabloda yer aldığından damga vergisinden muaftır. Ancak ikamet amaçlı kiralanan mesken vasıflı yerlerin aynı zamanda iş yeri olarak kullanıldığı hallerde, akdedilen kira sözleşmesi üzerinden damga vergisi alınması gerekmektedir. İşyeri kira sözleşmelerinden kaynaklanan damga vergileri yıllık kira bedelinin binde 1,89 dur.
Geçici Vergi Beyannamesi : Geçici vergi, ticari kazanç sahipleri, serbest meslek sahibi ve kurumlar vergisi yükümlülerinin, cari vergilendirme döneminin gelir ve kurumlar vergisine, üç aylık kazançları üstünden hesaplanarak ödenen vergi uygulamasıdır. Geçici Vergi, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisinin yılsonunu beklemeden, üç ayda bir elde edilen kazancın vergisinin önceden tahsil edilmesidir. Bu yüzden peşin vergi de denilmektedir. Serbest meslek kazanç defteri tutan mükelleflerin beyannamelerine serbest meslek kazancı bildirimi eklemeleri gerekir. Geçici Vergi beyannameleri, ilgili 3 aylık hesap döneminin bitimini takip eden 2.ayın 17. gününe kadar verilir ve ödenir. Örnek olarak Ocak-Şubat-Mart dönemine ait olan Geçici Vergi 17 Mayıs akşamına kadar verilir ve 17 Mayıs akşamına kadar ödenir.
Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi : Muhtasar beyanname, GVK 84. maddesine göre ise işverenler veya vergi tevkifatı yapan diğer kişiler tarafından kesilen vergi matrahlarının toplu olarak vergi dairesine bildirme işlemidir. Muhtasar beyannamede vergi aslı, vergi mükellefinden değil, vergi sorumlusundan talep edilir. Vergi sorumlusu, başkasına ait vergi ödevlerini malvarlığından vergi dairesine yerine getirme zorunluluğu olan kişidir. Avukat, yanında çalıştırdığı ve maaş verdiği avukat, sekreter, kâtip gibi çalışanların vergisel ödevlerini onlar adına ve yerine vergi dairesine karşı kendisi yerine getirecektir. Bu ödevlerin yerine getirilmemesi halinde, verginin aslı ve ferileri ile vergi cezaları vergi idaresince, vergi sorumlusu olan işveren avukattan istenir. Muhtasar beyannamede vergi tutarı, vergi sorumlusu tarafından stopaj yöntemi ile hesaplanarak, vergi mükellefinin bağlı olduğu vergi dairesine beyan edilir ve ödenir. Stopaj yöntemi ile gelir, sahibinin eline geçmeden önce vergi kesintisi yapılarak devlete beyan edilir ve ödenir. Avukat, çalışanlarına ücretlerini ödenmeden bordro hesaplamasında brüt tutarı üzerinden gelir vergisi ve damga vergisi kesintileri yapar ve yasal süresi içerisinde bu kesintileri muhtasar beyanname ile beyan edilerek devlete öder. Vergi dairesine bildirilen ancak SGK’ya bildirilmeyen çalışanların uğradığı mağduriyeti ortadan kaldırmak için muhtasar beyanname uygulamasında yeni bir sisteme geçildi. Buna göre vergi kanunlarına göre verilmesi gereken muhtasar beyanname ile sigortalı sayılan kişileri bildirmekle yükümlü olanlar tarafından SGK’ya verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesi birleştirilerek “Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi” adı altında tek bir beyanname verilmesi sistemine geçildi. Bu sisteme ilişkin usul ve esaslar 2017 yılında belirlendi ve pilot olarak uygulandı. Muhtasar Beyanname ile Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin birleştirilmesi ile oluşturulan Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesinin Türkiye genelinde uygulanmaya başlanması 01.08.2020 tarihi itibariyle gerçekleşmiştir. Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi uygulamasına henüz geçilmediği, sadece muhtasar beyanname verilmesi döneminde, mükelleflerin üçer aylık ya da aylık beyanname verme yükümlülükleri bulunmaktaydı. Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesine geçişle birlikte, çalışanı bulunup bulunmamasına göre beyanname verme süreleri yeniden düzenlendi. Buna göre; çalışanı bulunmayan avukatların üç aylık vergilendirme dönemlerinin devamı öngörüldü. En az bir sigortalı çalışanı bulunan avukatlar ise muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini aylık olarak vereceklerdir. Muhtasar ve prim hizmet beyannamesi vergi kesintisi ve prim ve hizmete ait bildirimleri takip eden ayın 26. günü gece saat 23:59›a kadar verilip aynı gün içerisinde ödenecektir. Beyannamenin verilmesi sonrasında oluşan tahakkuklar, Gelir idaresi tarafından belirlenen ödeme kanalları ile yapılacaktır.
Tarh (Tahakkuk) Zamanaşımı : VUK m 114/1 gereğince , vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 5 yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar. VUK m 138/2 uyarınca, tarh veya tahakkuk zamanaşımına uğrayan bir vergiyle ilgili olarak vergi ihbarnamesi gönderme yetkisi kalmayan vergi idaresi, ayrıca söz konusu zamanaşımı süresinin dolduğu döneme ilişkin olarak vergi incelemesi de yapamaz. Zamanaşımı süresinin başlangıcında vergiyi doğuran olay esas alınır. Tahsil ve elde etme ile vergiyi doğuran olay gerçekleştiğinden, takip eden yılın ilk gününden başlamak üzere 5 yıllık zamanaşımı süresi başlar. VUK m 112/2 gereğince, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Takdir komisyonuna sevk nedeniyle duran zamanaşımı süresi, kararın vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren veya bir yıllık sürenin dolmasıyla birlikte, kaldığı yerden işlemeye devam eder. VUK m 15/1 uyarınca, 13.maddede yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması halinde bu sebep ortadan kalkıncaya kadar süreler işlemez. Bu takdirde tarh zamanaşımı, işlemeyen süreler kadar uzar.
Tahsil Zamanaşımı : Tahsil zamanaşımı, alacağın tahakkukundan, yani tahsil edilebilir hale gelmesinden sonraki aşama ile ilgilidir. 6183 sy Yasanın 102/1.c-1 fıkrası gereğince, amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri saklıdır. Vadeyi takip eden yılın başından başlamak üzere 5 yıllık sürenin geçmesi ile birlikte vergi dairesi, söz konusu alacağın tahsili için artık mükellefe ödeme emri gönderemez ve 6183 sy kanunda düzenlenen diğer cebri takibat işlemlerini yapamaz. 6183 sy yasada tahsil zamanaşımını kesen sebepler şunlardır;
- Ödeme
- Haciz tatbiki
- Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat
- Ödeme emri tebliği
- Mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi
- Yukarıda 5 sırada gösterilen muamelelerden herhangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması
- İhtilaflı amme alacaklarında kaza mercilerince bozma kararı verilmesi
- Amme alacağının teminata bağlanması
- Kaza mercilerince icranın tehirine karar verilmesi
- İki amme idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı amme idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi
- Amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması veya ödeme planına bağlanması.
AATUHK m 103/2 uyarınca, kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımının bir bozma kararıyla kesilmesi halinde zamanaşımı başlangıcı yeni vade gününün rastladığı, amme alacağının teminata bağlanması veya icranın kaza mercilerince durdurulması hallerinde zamanaşımı başlangıcı teminatın kalktığı ve durma süresinin sona eriği tarihin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılının ilk günüdür. Zamanaşımı, işlememesi sebeplerinin kalktığı günün bitmesinden itibaren başlar veya durmasından evvel başlamış olan cereyanına devam eder. Zamanaşımına uğramış olan bir borç vergi idaresinde cebren takip ve tahsil edilebilir olmaktan çıkmakla birlikte, mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur. Tahsil zamanaşımını durduran sebepler şunlardır;
- Borçlunun yabancı memlekette bulunması
- Borçlunun hileli iflas etmesi
- Borçlunun terekesinin tasfiyesi dolayısıyla hakkında takibat yapılmasına imkan bulunmaması.
Ceza Zamanaşımı : VUK m 374 gereğince aşağıdaki süreler geçtikten sonra vergi cezası kesilmez;
- Vergi ziyaı cezasında cezanın bağlı olduğu vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın birinci gününden; 353 ve mükerrer 355 inci maddeler uyarınca kesilecek usulsüzlük cezalarında, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak beş yıl (114 üncü maddenin ikinci fıkrası hükmü ceza zamanaşımı için de geçerlidir.);
- Usulsüzlükte, usulsüzlüğün yapıldığı yılı takip eden yılın birinci gününden başlayarak iki yıl; (Değişik: 22/7/1998-4369/81 md.) Ancak 336 ncı madde hükmüne göre vergi ziyaı cezası ile usulsüzlüğün birleşmesi halinde kesilecek ceza, vergi ziyaı cezası için belli edilen zamanaşımı süresi içinde kesilir.
Bu süreler içinde ceza ihbarnamesi tebliğ edilmekle zamanaşımı kesilmiş olur. Hürriyeti bağlayıcı cezalar açısından TCK daki zamanaşımı süreleri uygulanır.
VUK m 168 uyarınca işe başlamanın, işe başlama tarihinden itibaren 10 gün içinde yazılı olarak bildirilmesi gerekir. İşe başlama bildiriminin kanunla belirlenen sürede yapılmaması veya işe başlamanın hiç bildirilmemesi halinde, VUK m 352 gereğince mükellef adına 1.derece usulsüzlük cezası kesilir. Serbest meslek erbabı için işe başlamadan sayılan haller şunlardır;
- Muayenehane, yazıhane, atelye gibi özel iş yerleri açmak;
- Çalışılan yere tabela, levha gibi mesleki faaliyette bulunulduğunu ifade eden alametleri asmak;
- Her ne şekilde olursa olsun devamlı olarak mesleki faaliyette bulunduğunu gösteren ilanlar yapmak;
- Serbest olarak mesleki faaliyette bulunmak üzere mesleki teşekküllere kaydolunmak.
Mesleki teşekküllere kaydolunanlardan görevleri veya durumları icabı bilfiil mesleki faaliyette bulunmayacak olanlar bildirmelerinde bu ciheti de açıklarlar.
Bilinen işyeri adreslerini değiştiren mükelleflerin, adres değişikliğini vergi dairesine 1 ay içerisinde yazılı olarak bildirmeleri gerekmektedir. İşi terk etme halinde de vergi dairesine yazılı olarak bir ay içerisinde bildirim yapılması gerekmektedir. İşi terk durumunda, varsa basılı halde olan makbuz koçanının vergi idaresine aynı süre içerisinde teslim edilmesi gerekir.
Serbest Meslek Kazanç Defteri : VUK m 201/1 gereğince, serbest meslek erbabı olanlar bir kazanç defteri tutarlar. Tutulacak defter ve kayıtların Türkçe olması zorunludur. Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Defterlere geçirilen bir kaydı kazımak, çizmek veya silmek suretiyle okunamaz hale getirmek yasaktır. Defterlerde kayıtlar arasında usulen yazılmaya mahsus olan satırlar, çizilmeksizin boş bırakılamaz ve atlanamaz. Ciltli defterlerde defter sayfaları ciltten koparılamaz. Tasdikli müteharrik yapraklarda bu yaprakların sırası bozulamaz ve bunlar yırtılamaz. 17.12.2017 Tarih ve 30273 sy resmi gazetede yayımlanan 486 sıra no’lu VUK genel tebliği ile serbest meslek erbabı olanların serbest meslek kazanç defterlerini elektronik ortamda tutabilmesi olanaklı hale gelmiştir. (Defter – Beyan Sistemi). Mükellefler, icra ettikleri faaliyetle ilgili olarak elde ettikleri kazançları ve bu kazançların sağlanması sırasında katlanılan giderleri, üzerinden vergi ödeyecekleri matrahlarını, beyanname adı verilen bir yazılı bir bildirim kağıdı ile birlikte vergi idaresine sunmak zorundadırlar. Verilmeyen her bir beyanname için özel usulsüzlük cezası kesilir. Elde edilmesine karşın beyan edilmeyen verginin resen tarh edilmesi halinde, bu vergi üzerinden gecikme faizi hesaplanması ve vergi ziyaı cezası kesilmesi işlemi gerçekleştirilir. 486 Seri numaralı VUK Genel Tebliği, noterler hariç, serbest meslek mensuplarının 01.01.2018 tarihinden itibaren serbest meslek kazanç defterlerinin elektronik ortamda tutulacağını belirtmiştir. Sistem üzerinden tutulan defter ve kayıtların muhafaza yükümlülüğü Gelir İdaresi Başkanlığına aittir. Başkanlık mükellef, meslek mensubu ya da meslek odası tarafından girilen kayıtları ve bu kayıtlarda hareketle oluşan defterleri elektronik ortamda muhafaza edecek ve mükelleflerin kullanımına hazır halde bulunduracaktır. Kendisinden mükellefiyetine ilişkin defter ve kayıtlarının ibrazı talep edilen mükellefler, talepte bulunan birim ile ibrazı talep edilen bilgilerin mahiyetini ibraz talep yazısının bir örneği ile birlikte ibraz süresinin sonundan en geç on gün önce bağlı olduğu vergi dairesi aracılığıyla Başkanlığa bildirecektir. Başkanlık bu bildirime ilişkin usul ve esaslar ile bildirim yöntem ve içeriğinin belirlenmesi konusunda yetkilidir.
486 Seri numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, noterler hariç, serbest meslek mensuplarının 01.01.2018 tarihinden itibaren serbest meslek defterlerinin elektronik ortamda tutulacağını belirtmiştir. Genel Tebliğde bu sistemin amacının; “Defter-Beyan Sistemi” ile vergisel ve ticari işlemlerin elektronik ortamda kayıt altına alınması, kayıtlardan hareketle defter ve beyannamelerin elektronik olarak oluşturulması ve muhafaza edilmesi, bu sayede yükümlülüklere ilişkin bürokratik işlemlerin ve uyum maliyetlerinin azaltılması, kayıt dışı ekonomi ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi ve vergiye gönüllü uyum seviyelerinin artırılması olduğu belirtilmiştir. Defter-Beyan Sisteminin uygulanmaya başlanmasından sonra mükellefiyet tesis ettiren ve söz konusu Sistemi kullanmak zorunda olan mükellefler, kendileri veya yukarıda belirtildiği şekilde aracılık ve sorumluluk yetkisi verdiği kişiler aracılığıyla işe başlama bildiriminin verildiği günü izleyen yedinci iş günü mesai saati sonuna kadar gelir vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairesine başvuru yapacaklardır. Söz konusu başvuru işe başlama bildiriminin verildiği günü izleyen yedinci iş gününün sonuna (saat 23.59’a) kadar www.defterbeyan. gov.tr adresi üzerinden de yapılabilecektir.
Bir takvim yılına ait yıllık gelir vergisi beyannamesi:
- İzleyen yılın 31 Mart günü akşamına kadar,
- Takvim yılı içinde memleketi terk edenlerin beyannameleri, memleketi terke takaddüm eden 15 gün içinde,
- Ölüm halinde ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde mirasçılar tarafından verilecektir.
Mart ayında beyan edilecek olan gelir vergisi iki eşit taksit halinde Mart ve Temmuz ayları sonuna kadar ödenecektir. Ölüm ve memleketi terk halinde verilecek beyannameler üzerinden hesaplanan vergilerin vadesi ise bu beyannamelerin verilebileceği son gündür. Geçici Vergi beyannameleri, ilgili 3 aylık hesap döneminin bitimini takip eden 2. ayın 17. gününe kadar verilir ve ödenir. Örnek olarak Ocak Şubat-Mart dönemine ait olan Geçici Vergi 17 Mayıs akşamına kadar verilir ve 17 Mayıs akşamına kadar ödenir.
Elektronik ortamda beyanname verilmesi mecburiyetine uyulmaması halinde kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezası, beyannamenin kanuni süresinin sonundan başlayarak elektronik ortamda 30 gün içinde verilmesi halinde 1/10 oranında, bu sürenin dolmasını takip eden 30 gün içinde verilmesi halinde ise 1/5 oranında uygulanır.
VUK m 371 gereğince; beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyen mükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde, haklarında aşağıda yazılı kayıt ve şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmez.
- 1. Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihten önce bir muhbir tarafından her hangi resmi bir makama dilekçe ile veya şifahi beyanı tutanakla tevsik edilmek suretiyle haber verilen husus hakkında ihbarda bulunulmamış olması (Dilekçe veya tutanağın resmi kayıtlara geçirilmiş olması şarttır.).
- 2. Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türüne ilişkin bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın ve ilgili olduğu vergi türünün takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (Kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş ve resmi kayıtlara geçirilmiş olması.
- 3. Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde tevdi olunması.
- 4. Eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının mükellefin keyfiyeti haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde tamamlanması veya düzeltilmesi.
- 5. Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde ödenmesi.
Bu madde hükümleri, emlak vergisi ile ilgili olarak uygulanmaz.
Vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk sonrasında verilenler hariç olmak üzere, kanuni süresi geçtikten sonra verilen vergi beyannameleri için, (düzeltme beyannameleri) VUK m 344 gereğince kesilecek vergi ziyaı cezası %50 oranında uygulanır.
Serbest Meslek Makbuzu : Serbest meslek erbabının bu faaliyetleri dolayısıyla elde ettiği her türlü tahsilatı için ispat edici olması açısından düzenledikleri belgedir. VUK m 236 gereğince, serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha SMM tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye/müvekkile vermek, müvekkil de bu makbuzu istemek ve almak zorundadır. Serbest meslek makbuzlarına:
- 1. Makbuzu verenin soyadı adı veya unvanı, adresi, vergi dairesi ve hesap numarası;
- 2. Müşterinin soyadı, adı veya unvanı ve adresi;
- 3. Alınan paranın miktarı;
- 4. Paranın alındığı tarih;
Yazılır ve bu makbuzlar serbest meslek erbabı tarafından imzalanır. Serbest meslek makbuzları seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir. Avukatlar, CMK görevi kapsamında hak ettikleri ücretlerin tahsili sırasında makbuz ibraz etmek zorundadır. Bağlı bulunan avukatlar işveren avukatın makbuzunu kullanır. Serbest meslek makbuzunun ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılının başından başlayarak 5 yıl süre ile saklanması zorunludur.
Tahsilatın yapıldığı anda veya tahsilat olarak kabul edilen hallerde SMM düzenlenmesi gerekir. VUK m 231 gereğince, 7 gün içerisinde düzenlenmeyen faturalar, hiç düzenlenmemiş sayılırlar. Tahsilat tarihi itibariyle SMM düzenlenmesi zorunludur. TBB Avukatlık Ortaklığı Yönetmeliği 36/1.c.2 gereğince de, serbest meslek makbuzunun, gelirin tahsil edildiği tarihte düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Vekalet ücretinin taksitler halinde veya kısım kısım tahsil edildiği hallerde, her bir taksit için ayrı ayrı SMM düzenlenmesi gerekir. SMM nin açıklama bölümüne, tahsilatın bir taksite ait olduğu veya vekalet ücretinin bir kısmının tahsilatına ilişkin olduğu şeklinde kayıt düşülebilir.
TBB asgari ücret tarifesine göre her yıl belirlenen meblağların altındaki ücretle dava ve iş alınması yasaktır, disiplin suçu gerektirir. Bu nedenle tarifenin altında gelen ödeme/veya ödemelerin tüm ücretin taksitlerinden biri olduğu değerlendirilmelidir. Takip edilen dava dosyasına vekaletname eklenmemesine karşın uyap kayıtlarından duruşmalara fiilen katılındığı ve dosyanın eylem ve işlemlerle vekil sıfatıyla sürdürülüp, hizmetin verildiğinin saptanması halinde, ortada herhangi bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunmuyorsa, TBB Asgari Ücret Tarifesi gereğince yine SMM düzenlenmesi gerekir. Zira avukat, dosyaya vekaletname ibraz etmese bile, dosyadaki avukatlığını fiilen sürdürmüş ise yine vekalet ücretine hak kazanır.
Avukat tarafından verilen hizmet kesin hüküm elde edilerek tamamlanmasına karşın vekalet ücreti tahsil edilmemişse, yine de SMM düzenlenmesi gerekir. Bu anlamda hizmetin tamamlandığı tarih itibariyle SMM düzenlenerek açıklama bölümüne ‘Bedeli tahsil edilmemiştir’ veya ‘KDV hesaplanmak için düzenlenmiştir’ gibi açıklamalar yazarak, defter kayıtlarına ve beyannamelere bu makbuzlar intikal ettirilmelidir. Bu halde, KDV tahakkuk edecek olmakla birlikte, gelir vergisi tarh ve tahakkuk etmeyecektir. Bedelin sonrasında tahsil edilmesi halinde ise, yeni bir makbuz düzenlenerek ilk makbuza atıf yapılır, bu halde de KDV hesaplanmaz ve sadece gelir vergisi tarh ve tahakkuk ettirilir.
İcra müdürlüğü tarafından reddiyat yapılarak ilgili avukatın hesabına para intikal ettirilmemiş olsa dahi, tahsilat yapıldığı kabul edilir ve paranın icra dosyasına yatırıldığı gün tarihli SMM düzenlenmesi gerekir. Paranın icra dairesine yatırıldığının öğrenildiği gün, tahsilat günü kabul edilir. (Tüm Yönleriyle Avukatların Vergilendirilmesi, Av. Oğuzhan Aslan, Adalet Yayınevi, Ankara, 2024, s.227,228,229)
Arabuluculuk faaliyeti yargısal faaliyet olmamakla birlikte, serbest meslek faaliyeti olarak kabul edilmekle, elde edilen gelirlere istinaden SMM düzenlenmesi gerekmektedir.
Karşı vekalet ücreti niteliği gereği yargılama giderlerinden kabul edilse de, Dn. VDDK 17.01.2018 T.2017/680 E.2018/2 K. sayılı kararıyla, bu ücrete hak kazanan avukat bakımından ücretin, serbest meslek kazancı olma vasfını değiştirmeyeceğini, bu nedenle KDV ye tabi olduğunu belirtmiştir. Karşı taraf vekalet ücretlerinde, ödemeyi yapan kaybeden borçlu tarafından ödeme yapılmasını müteakip, avukat tarafından ödemeyi yapan adına SMM düzenlemesi gerekmektedir.
- Davayı kazanan taraf avukatına doğrudan veya icra ve iflas idareleri aracılığıyla karşı taraf vekalet ücretinin ödenmesinde, avukat tarafından tahsilatın yapıldığı anda, şirket adına serbest meslek makbuzu düzenlenerek verilmesi,
- Davayı kazanan, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine ödenmesinde, 7 gün içerisinde bunlar tarafından fatura düzenlenerek verilmesi gerekmekte olup bu zorunluluğa uyulmaması halinde yükümlüler hakkında VUK ilgili ceza hükümleri tatbik edilmektedir. (Avukatların ve Mali Müşavirlerin Vergilendirilmesi, İmdat Türkay, s. 165)
213 sy VUK m 353/1 gereğince; elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dahil olmak üzere, verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması, düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağlardan farklı meblağlara yer verilmesi, bu belgelerin elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekirken, Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen zorunlu haller hariç olmak üzere kağıt olarak düzenlenmesi ya da bu kanunun 227. ve 231.maddelerine göre hiç düzenlenmemiş sayılması halinde, bu belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her birine her bir belge için 01.01.2023 tarihinden itibaren 2.200 TL den aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken mablağın veya meblağ farkının %10 ı nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilmektedir. ((Avukatların ve Mali Müşavirlerin Vergilendirilmesi, İmdat Türkay, s. 165))
Müdafi veya vekil soruşturma evresinde ifade alma ve sorguya, kovuşturma evresinde ise oturuma katılmakla tarifede belirlenen meblağı almaya hak kazanır. Yine vekile, müvekkil tarafından akdedilen vekalet sözleşmesi bulunmasına karşın kovuşturma olanağının verilmemesi veya haksız azil nedeniyle avukat belirlenmiş ücrete, ücret belirlenmemiş ise tarifede belirtilen ücrete hak kazanır.
E-SMM düzenlenmesi durumunda, elektronik ortamda düzenlenen ve elektronik sertifika ile imzalanan E-SMM nin muhatabın talebi çerçevesinde ıslak imzalı kağıt çıktısı verilerek veya elektronik ortamda kendisine iletilerek kendisine teslim edilmesi gerekmektedir. Elektronik ortamda düzenlenmesi gereken faturanın kağıt ortamında düzenlenmesi, özel usulsüzlük cezasını gerektirir.
323 sıra no’lu VUK genel tebliğinde, tahsilat ve ödeme miktarının Yedi Bin TL nin üzerinde olması durumunda para transferinin bankadan yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Banka dekontu tek başına ispat vasıtası sayılmaz. Ödeme banka marifetiyle yapılmış olsa dahi SMM düzenlenmesi gerekir. Banka üzerinden tahsilat kuralına uymayan mükelleflere, işleme konu tutarın %5 i oranında özel usulsüzlük cezası kesilir. Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınan yetkiye istinaden; birinci ve ikinci sınıf tüccarların, kazancı basit usulde tespit edilenlerin, defter tutmak zorunda olan çiftçilerin, serbest meslek erbabının (avukatlar), vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemler ile nihai tüketicilerden mal ve hizmet bedeli olarak yapacakları 7.000 TL’yi aşan tahsilat ve ödemelerini, aracı finansal kurumlar (5411 sayılı Kanunda tanımlanan banka, 6493 sayılı Kanun kapsamında yetkilen dirilmiş ödeme kuruluşları, 6475 sayılı Kanuna göre kurulan Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş.) kanalıyla yapmaları ve bu tahsilat ve ödemeleri söz konusu kurumlarca mevzuatlarına göre düzenlenen belgelerle (dekont, hesap bildirim cetveli, alındı vb.) tevsik etmeleri zorunludur. Tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar kanalıyla yapılması, bu zorunluluğu ortaya çıkaran işleme ilişkin olarak VUK’da yer alan belgeleri düzenleme zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Parça parça ödemelerde, toplam miktarın 7.000 TL’yi geçmesi halinde de işlemin toplam tutarı dikkate alınacak ve her bir tahsilat ve ödeme, tevsik zorunluluğu kapsamında aracı finansal kurumlar kanalıyla gerçekleştirilecektir. Örneğin avukat (A), almış olduğu dava karşılığında 20.000 TL alacaktır. Müvekkil (B) bu meblağı 5.000 TL taksitler halinde ödeyecektir. Bu durumda serbest meslek makbuzunun, taksitlerin ödendiği tarihlerde 5.000 TL üzerinden düzenlenmesi ibraz zorunluluğunu ortadan kaldırmayacak, sözleşmenin toplam tutarı belirlenen haddi aştığından kısım kısım yapılan her bir tahsilat ve ödeme de aracı finansal kurumlar kanalıyla tevsik edilecektir.
Vergi dairesi tarafından defter ve belgelerin ibraz edilmesi için mükellefe 15 günden az olmamak kaydıyla süre verilerek, yazılı bildirim yapılır. İbraz görevini süresinde yerine getirmeyen avukat, defter ve belgeleri gizleme suçunu işlemiş olur, 18 aydan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
|
T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü |
|
|
|
|
|||
|
Sayı |
: |
E-62030549-120-1020639 |
31.07.2024 |
|
|
Konu |
: |
Avukatlara ödenen vekalet ücretlerinin vergilendirilmesi. |
|
|
İlgi: İlgide kayıtlı özelge talep formunda, avukatlık faaliyeti ile iştigal etmekte olduğunuz, bakmakta olduğunuz icra dosyasına ilişkin borçlunun tevkifat yapma yükümlülüğü bulunanlar arasında olduğu fakat karşı taraf vekalet ücretinin icra müdürlüklerine şirket hesabından değil de üçüncü kişilerce ilgili şirket adına yatırıldığı belirtilerek adınıza yatırılan vekalet ücreti ödemelerinde gelir vergisi tevkifatının ne şekilde yapılacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;
– “Serbest meslek kazancının tarifi” başlıklı 65 inci maddesinde, “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.
Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.
…” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükme göre, serbest meslek erbabı olan avukatlara ödenen vekalet ücretlerinin serbest meslek kazancı niteliğinde olması nedeniyle serbest meslek kazancına ilişkin hükümlere göre vergilendirilmesi gerekmektedir.
Anılan Kanunun “Vergi tevkifatı” başlıklı 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında ise kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler madde de bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları belirtilmiş olup aynı fıkranın (2) numaralı bendinde, yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan, 7194 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen üçüncü fıkrasında, ” 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır.” hükmüne yer verilmek suretiyle, mahkemelerce veya icra ve iflas müdürlüklerince karşı tarafa yükletilen, avukatlara ait olan ve serbest meslek kazancına dahil edilmesi gereken vekalet ücretleri üzerinden, kimlerin tevkifat yapmakla yükümlü olduğu hususuna açıklık kazandırılmıştır.
27/05/2020 tarihli ve 31137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 311 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin sekizinci bölümünde, konu ile ilgili olarak ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş olup, anılan Tebliğin;
– “Vekalet ücretlerinde vergi tevkifatı uygulaması” başlıklı 25 inci maddesinde,
” (1) 193 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında gelir vergisi tevkifatı yapmaya mecbur olan kişi ve kurumlar belirtilmiş ve aynı maddenin birinci fıkrasının; (1) numaralı bendinde hizmet erbabına ödenen ücretlerden 103 üncü ve 104 üncü maddelere göre, (2) numaralı bendinin (b) alt bendinde ise yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemeler üzerinden 2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca % 20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
(2) 7194 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeyle, mahkemelerce veya icra ve iflas müdürlüklerince karşı tarafa yükletilen, avukatlara ait olan ve serbest meslek kazancına dahil edilmesi gereken vekalet ücretleri üzerinden, kimlerin tevkifat yapmakla yükümlü olduğu hususuna açıklık kazandırılmıştır. Buna göre, 193 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında sayılanlar tarafından 2004 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Kanun uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretinin;
a) Borçlu (davayı kaybeden) tarafından doğrudan avukata ödendiği durumlarda, borçlu (davayı kaybeden) tarafından,
b) Borçlu (davayı kaybeden) tarafından avukata ödenmek üzere icra ve iflas müdürlüklerine yatırıldığı durumlarda, borçlu (davayı kaybeden) tarafından,
c) Borçlu (davayı kaybeden) tarafından alacaklı (davayı kazanan) tarafa ödendiği durumlarda, alacaklı (davayı kazanan) tarafından avukata ödeme yapılması esnasında,
gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.
(6) İcra işleminin durdurulması için, ilama karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlunun ilamın icrasını durdurabilmek için takip edilen vekalet ücreti dahil borç tutarı için teminat verildiği ve istinaf veya temyiz başvurusunun reddedilmesi üzerine teminata konu paranın alacaklının avukatına ödendiği durumlarda, vekalet ücretine ilişkin nakden veya hesaben ödemenin ne zaman gerçekleşeceği bilinemeyeceğinden gelir vergisi tevkifatı yapılmayacaktır. Aynı şekilde, icra işlemleri sonucu borçluya haciz uygulanması ve hacze konu mallarının satılması veya borcun, kefil ve benzeri üçüncü kişilerden tahsil edilmesi durumlarında da borçlunun gelir vergisi tevkifatı yapması söz konusu olmayacaktır. Bu durumlarda da serbest meslek erbabı olan avukat tarafından borçlu adına serbest meslek makbuzu düzenlenerek avukat tarafından elde edilen tevkifata konu olmayan vekalet ücreti, serbest meslek kazancına dahil edilerek ilgili geçici vergilendirme dönemleri ve yıllık gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilecektir.” açıklamasına,
-“Vekalet ücreti ödemelerinde belge düzeni” başlıklı 26 ncı maddesinde,
“(1) 213 sayılı Kanunun 236 ncı maddesinde, serbest meslek erbabının, mesleki faaliyetine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim ederek bir nüshasını müşteriye vermek ve müşterinin de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetinde olduğu hüküm altına alınmıştır.
(2) Vekalet ücretinin, borçlu (davayı kaybeden) tarafından, doğrudan avukata ödendiği durumlarda, avukat tarafından serbest meslek makbuzunun borçlu (davayı kaybeden) adına düzenlenmesi gerekmektedir.
(3) Vekalet ücretinin, borçlu (davayı kaybeden) tarafından, icra ve iflas müdürlükleri aracılığıyla avukata ödendiği durumlarda, avukat tarafından serbest meslek makbuzunun borçlu (davayı kaybeden) adına düzenlenmesi gerekmektedir. Bu durumda düzenlenen makbuzun bir nüshasının icra iflas müdürlüğüne verilmesine gerek bulunmamaktadır. açıklamasına yer verilmiştir.
Bu hüküm ve açıklamalara göre, vekalet ücretinin tarafınıza ödenmek üzere borçlu şirket (davayı kaybeden) adına icra ve iflas müdürlüklerine yatırıldığı tarihte, borçlu şirket (davayı kaybeden) tarafından Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında sorumlu sıfatıyla tevkifat yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda, tarafınıza icra ve iflas müdürlükleri aracılığıyla yapılan vekalet ücreti ödemeleri için borçlu (davayı kaybeden) adına serbest meslek makbuzu düzenlemeniz ve bu makbuzda gelir vergisi tevkifatı tutarını da göstermeniz gerekmektedir.
Diğer taraftan, tevkifat yapmakla yükümlü olanlarca tarafınıza yapılan vekalet ücreti ödemelerinden tevkifat yapılmadığı durumlarda, sorumlular adına 213 sayılı Vergi Usul Kanunun ilgili hükümleri uyarınca gerekli tarhiyatların yapılacağı, tarafınızca vekalet ücretinin brüt olarak kazancınıza dahil edileceği ve vekalet ücreti üzerinden tevkifat yapılmadığından mahsup edilecek bir tutar da olmayacağı tabiidir.
Yüksek Mahkeme İçtihatları :
- Davacı avukat adına düzenlenen ödeme emirlerinin dayanağı olan vergi/ceza ihbarnamelerinin, avukatın adresinde bulunmaması nedeniyle ilanen tebliğ edildiği ifade ediliyorsa da ihbarnamelerin tebliği için baro nezdinde araştırma yapılması, öğrenilecek adrese ihbarnamelerin usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi gerekir. Baroda adres araştırması yapılmaksızın ihbarnamelerin ilanen tebliği usulsüz olduğundan borç usulüne uygun olarak tahakkuk etmemiş olup, tahakkukun tahsili için düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık yoktur. (Dn. 4.D. 1996/1154 E. 1996/3142 K.)
- Her ne kadar VUK m 155 gereğince iş yeri kapısına mesleki ünvanının ve işinin yer aldığı levhanın asılı olması işe başlama alameti ise de bu hususun mevcut olmasının mutlak olarak işe başlanıldığını göstermez. Salt tabela asmaktan ibaret eylemin işe başlamaya alamet sayılarak avukat olan davacı adına mükellefiyet tesis edilmesinde ve işe başlama bildirimi verilmediğinden bahisle usulsüzlük cezası kesilmesinde, söz konusu avukatın bir başka avukat yanında sigortalı olarak çalıştığı da nazara alındığında, hukuka uyarlık olduğu ileri sürülemez. (Dn. 4.D.2002/2871 E.2003/3346 K.)
- Bir avukatın büro kiralaması ve tabela asması tek başına serbest meslek faaliyetinde bulunduğuna delil olarak kabul edilemeyeceğinden takdir komisyonu kararına dayalı olarak tarh edilen cezalı vergiler isabetsizdir. (Dn. 9.D.2007/5660 E.2009/1117 K.)
- Avukatın vergi borcu varsa, 3.kişilerden olan vekalet ücreti alacakları serbest meslek faaliyeti kapsamındaki serbest meslek kazancı olup haczedilebilinir. (Dn.4.D.2009/3385 E. 2012/894 K.)
- Davacı avukatın banka hesaplarına yatırılan ücretler için herhangi bir karşıt tespit ve araştırma yapılmadan, para gönderen kişi ve şirket yetkililerinin ifadelerine başvurulmadan, ayrıca davacı tarafından tahsil edilen gider avanslarının davanın açılması/yürütülmesi sırasında ödenmesi gereken vergi resim harç keşif bilirkişilik ve ekspertiz gibi ödemelere ilişkin olup olmadığı somut olayda ortaya konulamadan, salt varsayımdan hareketle önerilen cezalı tarhiyatlar hukuka aykırıdır. ( Dn.9.D.2022/3615 E.2023/4246 K.)
- Davacı avukatın ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla banka hesaplarına haciz uygulanması yerinde ise de Uyap sisteminde kayıtlı banka hesabının özel bir nitelik taşıması, temsil edilenlere ait paraların hesapta bulundurulabileceği hususları gözetilerek, davalı idarece öncelikle hesap hareketleri dikkate alınmak suretiyle hesaptaki paranın ne kadarının amme borçlusu avukata ait olduğu tespit edilip o kısma ilişkin haciz uygulaması gerekirken, bu hususa riayet edilmeden banka hesabının tamamı üzerine konulan haciz işlemi hukuka aykırıdır. (Dn.9.D.2020/3284 E. 2022/4180 K.)
- Avukatın, müvekkili olan şirketle akdettiği avukatlık sözleşmesine istinaden tahsil ettiği tutarların Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen hallerden düşük olduğu durumlarda, sonuçlandırılmış tüm dava dosyalar için avukatlık hizmetinin ifa edildiği ortada olduğundan, vekalet ücretinin tahsil edilip edilmediğine bakılmaksızın avukatlık hizmetinin ifa edilmesi sebebiyle KDV açısından vergiyi doğuran olay gerçekleştiği de nazara alınarak, tarife üzerinden hesaplanan olması gereken vekalet ücreti tutarından, tahsil edilen tutar düşüldükten sonra kalan fark miktar üzerinden tarh edilen cezalı KDV hukuka uygundur. (Dn.4.D.2019/5422 E.2023/102 K.)
- İcra dosyaların takipsiz bırakılmış olması dosyalara ilişkin vekalet ücretinin tahsil edilmediği anlamına gelmeyeceğinden ve harici anlaşmalarla vekalet ücreti tahsil edilmiş olabileceğinden bu hususun araştırılarak ve dosya borçlularından da sorularak yapılacak inceleme sonucuna göre karar verilmesi gerekir. (Dn.4.D.2019/3822 E.2021/1581 K.)
- Avukatlık faaliyetinde bulunan bir kimsenin bankadaki hesaplarına girişi yapılan tüm paralar, aksi ispat edilmedikçe, vekalet ücreti olarak değerlendirilemez. Davacı avukatın vekalet ilişkisi içinde olduğu kişilerin ifadelerine başvurulmak suretiyle bankalara giren paraların vekalet ücreti olup olmadığının tespit edilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak bulunan matrah farkı üzerinden yapılan tarhiyatlar hukuka aykırıdır. (Dn.4.D.2017/3584 E.2021/1450K.)
- Bir avukatın serbest meslek makbuzu düzenlenmediğinden bahisle hakkında özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için cezayı gerektiren fiilin, bütün unsurları ile tamam olması ve bu fiilin yine vergi inceleme ve yoklama araç ve teknikleri ile hiç bir tereddüte yer vermeyecek şekilde somut olarak ortaya konulması gerekmektedir. (Dn. 4.D.2016/10510 E.2020/4023 K.)
- Vergi inceleme tutanağı, inceleme geçiren avukat tarafından itirazi kayıt konulmaksızın imzalanmış olsa bile, tahsil edildiği halde serbest meslek makbuzu düzenlenmediği iddia edilen tutarlarla ilgili olarak yine de gerekli araştırmaların yapılarak sonucuna göre tarhiyat yapılması gerekir. (Dn.2016/1666 E.2017/8696 K.)
- Avukat ile müvekkilleri arasında yıllara sari sürekli bir hizmet ilişkisinin kurulması ve avukatın müvekkillerine ait takip ettiği dava ve icra dosyalarındaki avukatlık görevi karşılığında aylık olarak ücret ödenmesi, yapılan ödemeyi işçi-işveren arasındaki ilişkiden kaynaklanan ücret haline getirmez. Bu halde elde edilen gelir serbest meslek kazancı olup avukat tarafından makbuz düzenlenerek vergilendirilmesi gerekir. (Dn.3.D.2013/4591 E.2015/4983 K.)
- Mesai saatleri dışında yenildiği görülen yemek harcamaları gider yapılamaz. Öte yandan normal ve mutat olmayan akaryakıt giderlerin mesleki faaliyetin ifasıyla ilgili olduğu ve ödemenin kendisi tarafından yapıldığı davacı avukat tarafından ispatlanmalıdır. Zira aksi kararlaştırılmış olmadıkça seyahat ve konaklama masrafları dahil dava nedeniyle yapılan harcamalar iş sahiplerince karşılanır. (Dn. 3.D.2011/4480 E.2015/4982 K.)
- Danışmanlık hizmeti nedeniyle sözleşme imzalanan şirket için yapılan ulaşım hizmeti, tanıtım ve davet giderine ilişkin faturalarda yer alan KDV ler indirim konusu yapılamaz. (Dn.9.D.2009/8502 E.2013/189 K.)
- Vergi borçlarının stopaj alacağından mahsubunu talep eden avukata, mahsup talebinin reddedildiği bildirilmeden tahsilat amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlılık yoktur. (Dn.VDDK 2021/1486 E.2022/994 K.)
- Avukatın vekaletname sunarak hizmet verdiği dosyaların sonuçlanıp sonuçlanmadığı, azledilip azledilmediği veya verdiği hizmetten istifa edip etmediği hususu belirlenmeden, vekalet ücretlerini tahsil edilip etmediği konusunda hiç bir araştırma yapılmadan tahsil edildiğinin varsayıldığı ve bunlara ilişkin serbest meslek kazanç makbuzu düzenlemediği kabul edilerek varsayıma dayalı olarak kesilen özel usulsüzlük cezası hukuka aykırıdır. (Samsun BİM .1 VD.2016/547 E.2017/34 K.)
- Avukatın salt mesleki faaliyetinde kullanılan ve UYAP sistemine tanımlatılan hesabına haciz uygulanamayacağı açık olmakla birlikte, söz konusu hesabın meslek faaliyeti yanında özel harcama ve ihtiyaçlar içinde kullanılması durumunda bu hesaba uygulanan haciz işlemi hukuka uygundur. (İstanbul BİM 6.VD.2023/3629 E.2023/3801 K.)
- Avukatın müvekkilleri adına açmış olduğu davalarda hükmolunan vekalet ücretleri ve yargılama giderleri, avukatın vergi borçlarına mahsup edilemez. (İstanbul BİM 4.VD. 2023/1774 E.2023/1725 K.)
- Bozma kararı üzerine iade edilen karşı taraf vekalet ücretleri nedeniyle katlanılan KDV lerin iadesi alınabilir. Bu durumda katma değer vergisi ile ilgili hukuki durum KDV nin hesaplandığı değil, iadenin geçekleştirildiği yıla göre dikkate alınarak zamanaşımı süresi hesaplanmalıdır. (Ankara BİM 2.VD.2021/133 E.2021/552 K.)
- Gerek Avukatlık Kanunun 49.maddesi ve gerekse gelir vergisi kanununun 68.maddesi içeriğiyle avukatların giyim harcamalarını giderleştirilmeleri olanaklı değildir. (İstanbul BİM 2019/3141 E.2020/213 K.)
- AAÜT altında ücret tahsil edilmiş olsa da KDV nin AAÜT de belirtilen tutar üzerinden hesaplanarak ödenmesi gerekir. (İzmir BİM 2.VD. 2019/300 E.2019/428 K.)
- Avukatlık ücretlerinde, ödemeyi yapanlarca yasal zorunluluk olmasına karşın herhangi bir vergi kesintisi yapılmaksızın tam olarak ödeme yapıldığı hallerde, avukatın, kendisine ödenen vekalet ücretlerinden vergi kesintisi yapılmış olduğu düşüncesiyle düzenlemiş olduğu serbest meslek makbuzlarında yazılı kesinti tutarlarını yıllık vergi beyannamesinde hesaplanan gelir vergisi tutarından mahsup etmesi nedeniyle eksik ödenen gelir vergisinin avukattan istenilmesinde hukuk aykırılık bulunmamaktadır. ( Ankara BİM 2017/621 E.2017/1998 K.)
- CMK gereği yapılan görevlendirmeler neticesinde elde edilen gelirler üzerinden tevkif edilen vergilerin (stopajların) E-VDO sisteminde görünmediğinden bahisle avukatın mahsup işleminin yapılmayarak vergi borçlarının tahsili için gönderilen ödeme emri hukuka aykırıdır. (İzmir BİM 2.VD. 2016/1450 E.2017/14 K.)
- Avukata ödenen avukatlık ücretlerinden kesilen stopajların 193 sayılı kanunun 121.maddesinde belirtilen usulüne uygun olarak yapılan mahsup talebine rağmen, stopaj yapanlara ait listede bulunan bir kısım vergi mükelleflerinin beyanda bulunmaması ya da eksik beyanda bulunması neden gösterilerek reddedilmesi işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. (Dn.4.D.2016/13202 E.2021/3806 K.)
- Karşı taraf vekalet ücretleri ve CMK ödemelerinde damga vergisi kesintisi yapılamaz .(Şanlıurfa V.Mah.2023/472 E.2023/1264 K.-Erzurum 1.Vergi Mah. 2023/40 E.2023/94 K.)
- Karşı taraf vekalet ücreti ödemelerinde KDV tefkifatı yapılması hukuka aykırıdır. (Trabzon Vergi Mah.2023/217 E.2023/348 K.-Ankara 4.Vergi Mah. 2022/2284 E.2023/966 K.)
Yararlanılan Kaynaklar : Tüm Yönleriyle Avukatların Vergilendirilmesi, Av.Oğuzhan Aslan, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2024./ Avukatların ve Mali Müşavirlerin Vergilendirilmesi, İmdat Türkay, Seçkin Yayınevi, 4.Baskı, Ankara, 2023 – Avukatların Vergilendirme Rehberi, TBB Vergi Hukuku Komisyonu, 2024
T.C.
DANIŞTAY
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas : 2007/2465
Karar : 2009/1048
Tarih : 27.02.2009
Dava, 21.7.1985 tarih ve 18818 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15 Seri No’lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin “J-Avukatlık Ücretleri” başlıklı bölümünde yer alan “…Ancak bu paralardan sözleşmeleri gereği ücret karşılığı çalışanlar dışında kalan avukatlara intikal eden kısım serbest meslek kazancı kapsamında vergiye tabi olacaktır. Avukatlar aldıkları bu para için davayı kazanana serbest meslek makbuzu düzenleyecekler, makbuzla alınan tutar üzerinden katma değer vergisini hesaplayıp ayrıca göstereceklerdir.” kısmı ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinde 4467 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası Genel Tebliğin güncelliğinin kalmadığı, Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretinin iç yüzde yöntemiyle ayrıştırılarak katma değer vergisine tabi tutulmaması ve bu ücret için serbest meslek makbuzu düzenlenmemesi gerektiği, bu hususun yeni bir tebliğle duyurulması yolunda 15.4.2002 günlü dilekçeyle yapılan başvuru üzerine tesis edilen, Mahkemece hükmolunan vekalet ücretinin katma değer vergisine tabi olduğu ve bu ücret için davanın karşı tarafı adına serbest meslek makbuzu düzenlenmesi gerektiğini belirten 15.4.2004 günlü ve 16534 sayılı davalı İdare işleminin iptali istemiyle açılmıştır. Tebliğin dava konusu edilen bölümü, mükelleflerin menfaatini etkileyen hükümler içerdiğinden, İdari davaya konu olacak, kesin ve yürütülmesi zorunlu düzenleyici işlem niteliği taşımaktadır. Bu nedenle, davalı İdarenin usule ilişkin iddiasında hukuka uyarlık görülmemiştir. Dava, Genel Tebliğin ve Maliye Bakanlığı işleminin iptali istemi olmak üzere iki ayrı işlemin tartışılmasını gerektirmektedir. Uyuşmazlık, Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretinin katma değer vergisine tabi olup olmadığının ve bu ücret için serbest meslek makbuzu düzenlenip düzenlenmeyeceğinin, söz konusu makbuz düzenlenecekse kimin adına düzenlenmesi gerektiğinin tartışılması suretiyle karara bağlanacaktır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65 inci maddesinde, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlemin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olarak tanımlanmıştır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1 inci maddesinde avukatlığın, kamu hizmeti ve serbest bir meslek olduğu hükmüne yer verilmiştir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu düzenlemesine yer verilmiş, aynı Kanunun 20 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasında, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedelinin katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunacağı ve verginin müşteriye ayrıca intikal ettirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık Ücreti” başlıklı 164 üncü maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade edeceği belirtildikten sonra ücretin tespitine ilişkin esaslar belirlenmiş, bu maddenin son fıkrasında 2.5.2001 tarih ve 4667 sayılı Kanun’un 77 nci maddesiyle değişmeden önceki halinde, avukatla iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça, tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin avukata ait olduğu hükmüne yer verilmiş iken, 4667 sayılı Kanunla bu son fıkra, “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklinde değiştirilmiştir. Yukarıda yer alan yasal düzenlemelere göre, avukatlık mesleğinin, serbest meslek faaliyeti, bu meslekten elde edilen kazancın da serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin ise katma değer vergisine tabi bulunduğu açıktır. 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin son fıkrasının, 4667 sayılı Kanunla değişmeden önceki hükmüne göre, tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin avukata ait olduğu, ancak avukatla iş sahibi arasında yazılı sözleşme yapılmak suretiyle bu ücretin sahibinin belirlenmesi, diğer bir ifadeyle, kural olarak avukata ait olan avukatlık ücretinin, yazılı sözleşmeyle iş sahibine de bırakılabileceği görülmektedir. Dava konusu Genel Tebliğin, 21.7.1985 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığı dikkate alındığında, Genel Tebliğin dava konusu bölümünün, 1136 sayılı Kanunun 4667 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki bu durumu açıklama amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak da, Genel Tebliğde, Mahkemelerce hükmolunacak avukatlık ücretinin muhatabı konusunda ikili bir ayrım yapılarak, bu ücretin davanın kazanan tarafına ödenmesi halinde katma değer vergisine tabi olmadığı, ancak yapılan sözleşme gereğince ücret karşılığı çalışanlar dışındaki avukatlara intikali halinde ise; serbest meslek kazancı kapsamında katma değer vergisine tabi olduğu, söz konusu avukatlık ücreti için davayı kazanan taraf adına serbest meslek makbuzu düzenleneceği ve alınan bu tutar için katma değer vergisi hesaplanıp ayrıca gösterileceği açıklaması yapılmıştır. 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinde 2.5.2001 tarihinde 4667 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, maddenin son fıkrasındaki söz konusu ikili ayrım kaldırılarak, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin sözleşmeyle davayı kazanana ödenebilmesine olanak tanıyan düzenlemeye son verilmiştir. Bu bağlamda, Genel Tebliğin (j) bölümünün dava konusu edilen kısmının 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin son fıkrasında 4667 sayılı kanunla yapılan değişikle uygulama olanağı ve hukuki geçerliliği kalmamıştır. Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretinin, katma değer vergisine tabi olup olmadığı hususuna gelince: 3065 sayılı Kanun’un 1 inci maddesine göre serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu konusunda tartışma bulunmamaktadır. Mahkemelerce, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak hükmolunan ve 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesi uyarınca avukata ait olan avukatlık ücreti ise, avukatın müvekkiline vermiş olduğu avukatlık hizmetinin bir parçası olup, doğrudan müvekkile verilen hizmet nedeniyle hak kazanılan bir ücrettir. Bu ücreti, müvekkilin değil de davayı kaybeden tarafın ödüyor olması, bu hizmetin davayı kazanan tarafa verilen hizmetin karşılığı olması gerçeğini değiştirmez. Söz konusu avukatlık ücretinin, davayı kaybeden, buna bağlı olarak da avukatlık ücretini ödeyen taraf bakımından yargılama gideri niteliğinde olması da bu ücrete hak kazanan avukat bakımından serbest meslek kazancı olması vasfını değiştirmez. Bu durumda, Mahkemelerce tarifeye göre hükmolunan avukatlık ücretinin de katma değer vergisine tabi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, 3065 sayılı Kanunun yukarıda metni yazılı olan 20 nci maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca da, belirli tarifeye göre fiyatı tespit edilen işlerde, tarife bedelinin katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunacağının açıkça hüküm altına alınmış olması karşısında, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hükmolunan avukatlık ücretinin içerisinde katma değer vergisinin de bulunduğu, dolayısıyla bu verginin ayrıştırılarak serbest meslek makbuzunda gösterilmek suretiyle katma değer vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Nitekim, 28.11.2002 günlü ve 24950 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, “Bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Kanun hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir” kuralını içeren 21 inci maddesinin iptali istemiyle açılan davada; Danıştay Sekizinci Dairesinin 5.11.2004 günlü ve E:2003/4002, K:2004/4219 sayılı kararıyla; 3065 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca tarifeye bağlı işlerde, katma değer vergisinin tarifede belirtilen ücrete dahil olduğu gerekçesiyle dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Yine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6.10.2005 günlü ve E:2005/1580, K:2005/2294 sayılı bir başka kararında da, 3065 sayılı Kanun uyarınca, belli bir tarifeye göre alınan ücrete katma değer vergisinin dahil olduğu yönünde karar verilmiştir. Yukarıda yer alan açıklamalar ile yargı kararları dikkate alındığında, Mahkemelerce Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hükmolunan avukatlık ücreti, serbest meslek faaliyeti kapsamında katma değer vergisine tabi olup, bu ücrete dahil olan katma değer vergisinin ayrıştırılarak beyan edilmesi gerekmektedir. Davanın, söz konusu avukatlık ücreti için serbest meslek makbuzu düzenlenmesi gerekip gerekmediği ve düzenlenecekse kimin adına düzenleneceğine ilişkin kısmına gelince: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Makbuz mecburiyeti” başlıklı 236 ncı maddesinde, serbest meslek erbabının, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşterinin de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetinde olduğu, “Makbuz muhteviyatı” başlıklı 237 nci maddesinde de, serbest meslek makbuzlarına, makbuzu verenin soyadı, adı veya unvanı, adresi, vergi dairesi ve hesap numarası, müşterinin soyadı, adı veya unvanı ve adresi, alınan paranın miktarı, paranın alındığı tarihin yazılacağı ve bu makbuzların serbest meslek erbabı tarafından imzalanacağı, serbest meslek makbuzlarının seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirileceği belirtilmiştir. 213 sayılı Kanunun 236 ve 237 nci maddelerinde serbest meslek makbuzlarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, serbest meslek makbuzunun hangi şartlarda, kime ve nasıl düzenleneceği açıkça gösterilmiş, ihtiva etmesi gereken bilgiler sayılmıştır. Buna göre hükmedilen vekalet ücretinin tahsili sırasında serbest meslek makbuzu düzenlemesi yasa gereğidir. Nitekim Danıştay Dördüncü Dairesinin hükmolunan vekalet ücretinin tahsiline dair benzer bir davada verdiği 20.12.2006 günlü ve E:2006/2237, K:2006/3102 sayılı kararında da hükmolunan avukatlık ücreti için de serbest meslek makbuzu düzenlenmesi gerektiğine karar verilmiştir. Serbest makbuzunun kimin adına düzenleneceği hususuna gelince: Gerek 213 sayılı Kanunun 236 ncı maddesi, gerek Danıştay Dördüncü Dairesinin yukarıda anılan kararının incelenmesi sonucu, her ne kadar avukatın hukuki yardımından müvekkili yararlanmakta ise de, serbest meslek makbuzunun, söz konusu avukatlık ücretini ödemekle yükümlü olan davanın karşı tarafı adına düzenlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki, avukat tarafından tahsil edilen ve avukat bakımından serbest meslek kazancı niteliğinde olan söz konusu ücret, karşı taraf bakımından yargılama gideri olması nedeniyle ve 213 sayılı Kanunun 236 ncı maddesinde öngörülen belge düzeni açısından da serbest meslek makbuzunun, ödemeyi yapan adına düzenlenmesi gerekmektedir. Maliye Bakanlığının 15.4.2004 günlü ve 16534 sayılı işleminin iptali istemine gelince: Söz konusu işlem, davacının başvurusu üzerine tesis edilmiş olup, Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretinin serbest meslek kazancı olarak katma değer vergisine tabi olduğu ve serbest meslek makbuzunun ücreti avukata temin eden davanın karşı tarafı adına düzenlenmesi gerektiğini belirtmektedir. Yukarıda yer alan açıklamalar karşısında, söz konusu avukatlık ücretinin katma değer vergisine tabi olduğu ve serbest meslek makbuzunun da ödemeyi yapan adına düzenlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacı, dava konusu Tebliğin 3 üncü bölümünün dava dilekçesinde ve davalı İdareye yaptığı başvuru dilekçesinde belirttiği açıklamalar doğrultusunda değiştirilmesi gerektiğinin tespiti suretiyle iptalini de talep etmiş ise de; 1982 Anayasasının “Yargı yolu” başlıklı” 125 inci maddesinde, yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği düzenlemesi ile bu düzenlemeye paralel hükümler içeren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinin 2 numaralı fıkrası karşısında, davacının yeni düzenleme yapılması gerektiğinin tespiti suretiyle dava konusu düzenlemenin iptalini istemesi mümkün değildir. Nitekim, konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile yukarıda yapılan hukuki nitelemeler bir arada değerlendirildiğinde, mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücreti 3065 sayılı Kanun hükümleri uyarınca katma değer vergisine tabi olup, bu ücret için davanın karşı tarafı adına 213 sayılı Kanun uyarınca serbest meslek makbuzu düzenlenmesi gerekmektedir. Bu hususların, yeni bir Tebliğ ile duyurulması yolunda idareyi zorlayıcı bir yargı kararı verilmesine de olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle,15 Seri No’lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin “J-Avukatlık Ücretleri” başlıklı bölümünde yer alan “…Ancak bu paralardan sözleşmeleri gereği ücret karşılığı çalışanlar dışında kalan avukatlara intikal eden kısım serbest meslek kazancı kapsamında vergiye tabi olacaktır. Avukatlar aldıkları bu para için davayı kazanana serbest meslek makbuzu düzenleyecekler, makbuzla alınan tutar üzerinden katma değer vergisini hesaplayıp ayrıca göstereceklerdir.” kısmının uygulama olanağı kalmadığından iptaline oyçokluğuyla, Maliye Bakanlığının 15.4.2004 günlü ve 16534 sayılı işleminin iptali istemine ilişkin davanın reddine oybirliğiyle, davacıdan 32.30 TL maktu karar harcı alınmasına, yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, kararın gerekçesi ile davacı bakımından yaratacağı hukuki sonuçlar dikkate alındığında davacı vekili için avukatlık ücreti hükmolunmasına gerek bulunmadığına, kararın tebliğini izleyen günden itibaren otuz gün içinde Danıştay Vergi Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere 27.02.2009 gününde karar verildi.
T.C.
DANIŞTAY
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2016/10486
Karar : 2021/1895
Tarih : 30.03.2021
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Makbuz mecburiyeti” başlıklı 236. maddesinde, serbest meslek erbabının, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşterinin de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetinde olduğu, “Makbuz muhteviyatı” başlıklı 237. maddesinde de, serbest meslek makbuzlarına, makbuzu verenin soyadı, adı veya unvanı, adresi, vergi dairesi ve hesap numarası, müşterinin soyadı, adı veya unvanı ve adresi, alınan paranın miktarı, paranın alındığı tarihin yazılacağı ve bu makbuzların serbest meslek erbabı tarafından imzalanacağı, serbest meslek makbuzlarının seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirileceği belirtilmiştir. 213 sayılı Kanun’un 236. ve 237. maddelerinde serbest meslek makbuzlarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, serbest meslek makbuzunun hangi şartlarda, kime ve nasıl düzenleneceği açıkça gösterilmiş, ihtiva etmesi gereken bilgiler sayılmıştır. Buna göre hükmedilen vekalet ücretinin tahsili sırasında serbest meslek makbuzu düzenlemesi yasa gereğidir. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65. maddesinde, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlemin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olarak tanımlanmış, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinde de avukatlığın, kamu hizmeti ve serbest bir meslek olduğu hükmüne yer verilmiştir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu düzenlemesine yer verilmiş, aynı Kanun’un 20. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedelinin katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunacağı ve verginin müşteriye ayrıca intikal ettirilmeyeceği, 27. maddesinin 5. fıkrasında ise, “serbest meslek faaliyetleri için ilgili meslek teşekküllerince tespit edilmiş bir tarife varsa, hizmetin bedeli, bu tarifede gösterilen ücretten düşük olamayacağı” hükme bağlanmıştır. 1136 sayılı Kanun’un “Avukatlık Ücreti” başlıklı 164. maddesinin 4. fıkrasında, Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamayacağı, 5. fıkrasında ise, dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata ait olduğu ifade edildikten sonra, bu ücretin; adı geçen Kanunun 168. maddesi ile belirlenen usulle yürürlüğe konulan ve hükmün verildiği tarihte geçerli ”Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”ne göre belirleneceği vurgulanmış, “Yargı mercilerine karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı” başlıklı 169. maddesinde ise; Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az olmayacağı ifade edilmiştir. Dava konusu dönemde yürürlükte bulunan ve 03/12/2010 tarihli ve 27774 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 1. maddesinde, bütün hukuki yardımlarda avukat ile iş sahipleri arasında geçerli ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya avukatlık ücretinin kanun gereği karşı tarafa yükletilmesi gereken durumlarda, Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümlerinin uygulanacağı, bu Tarifede belirlenen ücretlerin altında avukatlık ücreti kararlaştırılamayacağı belirtilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı adına düzenlenen … tarih ve … sayılı vergi inceleme raporunda; hakkındaki ihbar dilekçesi ile ihbar dilekçesi eki flash bellek içerisinde davacının tahsil ettiği iddia edilen karşı taraf vekalet ücretlerine ilişkin dökümlerin, 2011 yılında davacı tarafından kapatılan dosyalar hakkında UYAP Bilişim Sisteminden gönderilen bilgilerin ve mükellefin düzenlediği serbest meslek makbuzlarının karşılaştırılması sonucunda 2011 yılında UYAP listelerinde yer aldığı halde serbest meslek makbuzu düzenlenmemiş görünen dosyaların tespit edildiği, davacının 2011 yılında kapatmış olduğu dosya sayısının 16658 adet olduğu, bu dosyaların 16634 adetinin icra dosyası, 22 adetinin hukuk dava dosyası, 1 adetinin ise hukuk değişik iş dosyası olduğu, 16634 adet icra dosyasının 14626 adeti haricen tahsil, 1538 adeti takipsizlik, 16 adeti vazgeçe/feragat, 439 adeti infaz, 14 adeti aciz vesikası, 1 adeti boş olarak kapatıldığı, karşılaştırma sonucunda davacının 2011 yılında kapatmış olduğu halde serbest meslek makbuzunu düzenlemediği dosyaların tespit edildiği ve bu dosyalar üzerinde yapılan araştırma ve davacının açıklamaları da dikkate alınarak 2011 yılı Gelir Vergisi matrah farkının hesaplandığı, davacının 2011 yılında kapattığı dosyalara ilişkin UYAP’tan alınan bilgiler ile 2011 yılında düzenlediği serbest meslek makbuzlarının karşılaştırılması sonucunda 3928 adet serbest meslek makbuzu düzenlenmemiş dosyanın bulunduğu, 3928 dosyanın 3913 adeti icra dosyası, 13 adeti hukuk dava dosyası, 1 adeti hukuk değişik iş dosyası, 1 adetinin ise ceza dava dosyası olduğu, haricen tahsil ve infaz olarak kapatılan dosyalar için tahsilat yapılmaması gibi bir durum mümkün olmadığından bu dosyalar için 2011 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde yer alan KDV dahil tutar 180,00 TL’nin dikkate alındığı, takipsizlik nedeniyle kapatılan dosyalardan ödeme yapıldığı tespit edilen dosyalar dışında kalan dosyalar (1284 dosya) ile vazgeçme/feragat (3 dosya ) ve aciz vesikası (1 dosya) olarak kapatılan dosyaların hesaplamalar da dikkate alınmadığı, yine davacı lehine hareketle düzeltme beyannamesi ile beyan edilen (1073 dosya) ve serbest meslek makbuzu var yazılı (254 dosya), mükerrer olduğu tespit edilen (10 dosya), kapatma usulü tespit edilemeyen (1 dosya), 2011 yılı Turkcell listesinde yer aldığı tespit edilen (220 dosya) toplamda 2846 dosyanın hesaplamalara dahil edilmediği ve 1082 dosya (=3928-2846) için serbest meslek makbuzu düzenlemediğinin tespit edilerek, söz konusu serbest meslek makbuzları dikkate alınarak gelir vergisi matrah farkı bulunduğu anlaşılmıştır. Yukarıda yer alan yasal düzenlemelere göre, avukatlık mesleğinin, serbest meslek faaliyeti, bu meslekten elde edilen kazancın da serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin ve bu kapsamda dava sonunda mahkeme ilamına göre veya icra takibi sonucu avukatlık tarifesine dayanılarak karşı tarafa ödenecek vekalet ücretinin katma değer vergisine tabi bulunduğu açıktır. Yine avukat tarafından alınacak ücretin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen tutardan az olmayacağı, 3065 sayılı Kanunun 27/5, 1136 sayılı Kanunun 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde ifade edilmiş bulunmakta olup, davacının belirtilen hükümlere göre karşı taraf vekalet ücretinin tahsil edilmediğinin kabulü mümkün değildir. Buna göre, yapılan incelemede davacı lehine hareket edilerek serbest meslek makbuzu düzenlemediği tespit edilen dosyalar için avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanmak suretiyle yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
T.C.
DANIŞTAY
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas : 2016/10489
Karar : 2021/1894
Tarih : 30.03.2021
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Makbuz mecburiyeti” başlıklı 236. maddesinde, serbest meslek erbabının, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşterinin de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetinde olduğu, “Makbuz muhteviyatı” başlıklı 237. maddesinde de, serbest meslek makbuzlarına, makbuzu verenin soyadı, adı veya unvanı, adresi, vergi dairesi ve hesap numarası, müşterinin soyadı, adı veya unvanı ve adresi, alınan paranın miktarı, paranın alındığı tarihin yazılacağı ve bu makbuzların serbest meslek erbabı tarafından imzalanacağı, serbest meslek makbuzlarının seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirileceği belirtilmiştir. 213 sayılı Kanun’un 236. ve 237. maddelerinde serbest meslek makbuzlarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, serbest meslek makbuzunun hangi şartlarda, kime ve nasıl düzenleneceği açıkça gösterilmiş, ihtiva etmesi gereken bilgiler sayılmıştır. Buna göre hükmedilen vekalet ücretinin tahsili sırasında serbest meslek makbuzu düzenlemesi yasa gereğidir. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65. maddesinde, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlemin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olarak tanımlanmış, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinde de avukatlığın, kamu hizmeti ve serbest bir meslek olduğu hükmüne yer verilmiştir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 27. maddesinin 5. fıkrasında ise, “serbest meslek faaliyetleri için ilgili meslek teşekküllerince tespit edilmiş bir tarife varsa, hizmetin bedelinin, bu tarifede gösterilen ücretten düşük olamayacağı” hükme bağlanmıştır. 1136 sayılı Kanun’un “Avukatlık Ücreti” başlıklı 164. maddesinin 4. fıkrasında, Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamayacağı, 5. fıkrasında ise, dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu ifade edildikten sonra, bu ücretin; adı geçen Kanunun 168. maddesi ile belirlenen usulle yürürlüğe konulan ve hükmün verildiği tarihte geçerli ”Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”ne göre belirleneceği vurgulanmış, “Yargı mercilerine karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı” başlıklı 169. maddesinde ise; Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az olmayacağı ifade edilmiştir. Dava konusu dönemde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 1. maddesinde, bütün hukuki yardımlarda avukat ile iş sahipleri arasında geçerli ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya avukatlık ücretinin kanun gereği karşı tarafa yükletilmesi gereken durumlarda, Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümlerinin uygulanacağı, bu Tarifede belirlenen ücretlerin altında avukatlık ücreti kararlaştırılamayacağı belirtilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacı adına düzenlenen … tarih ve … sayılı vergi inceleme raporunda; hakkındaki ihbar dilekçesi ile ihbar dilekçesi eki flash bellek içerisinde davacının tahsil ettiği iddia edilen karşı taraf vekalet ücretlerine ilişkin dökümlerin, 2010 yılında davacı tarafından kapatılan dosyalar hakkında UYAP Bilişim Sisteminden gönderilen bilgilerin ve mükellefin düzenlediği serbest meslek makbuzlarının karşılaştırılması sonucunda 2010 yılında UYAP listelerinde yer aldığı halde serbest meslek makbuzu düzenlenmemiş görünen dosyaların tespit edildiği, davacının 2010 yılında kapatmış olduğu dosya sayısının 11494 adet olduğu, bu dosyaların 11469 adetinin icra dosyası, 24 adetinin hukuk dava dosyası, 1 adetinin ise hukuk değişik iş dosyası olduğu, diğer yandan 11469 adet icra dosyasının 10133 adeti haricen tahsil, 863 adeti takipsizlik, 16 adeti vazgeçe/feragat, 41 adeti infaz, 14 adeti aciz vesikası, 1 adeti boş , 1 adeti takibin iptali olarak kapatıldığı, karşılaştırma sonucunda davacının 2010 yılında kapatmış olduğu halde serbest meslek makbuzunu düzenlemediği dosyaların tespit edildiği ve bu dosyalar üzerinde yapılan araştırma ve davacının açıklamaları da dikkate alınarak 2010 yılı Gelir Vergisi matrah farkının hesaplandığı, davacının 2010 yılında kapattığı dosyalara ilişkin UYAP’tan alınan bilgiler ile 2010 yılında düzenlediği serbest meslek makbuzlarının karşılaştırılması sonucunda 3390 adet serbest meslek makbuzu düzenlenmemiş dosyanın bulunduğu, ihbar dilekçesi ekinde yer alan bilgiler ile mükellefin düzenlediği serbest meslek makbuzlarının karşılaştırılması sonucunda ise 3484 adet serbest meslek makbuzu düzenlenmediğinin tespit edildiği, yapılan karşılaştırmalar sonucunda ortaya çıkan 3390 dosya ile 3484 dosyanın karşılaştırılması sonucunda ise bu dosyaların 2354 adetinin aynı dosyalar olduğunun tespit edildiğinden 2354 dosya için yapılan açıklamaların da aynı olduğu, kalan 1036 dosyanın bir kısmına ilişkin açıklamalar yine davacının 2010 yılında kapatmış olduğu UYAP listesindeki dosyalar için yapılan açıklamalardan tespit edildiği, haricen tahsil ve infaz olarak kapatılan dosyalar için tahsilat yapılmaması gibi bir durumun söz konusu olması mümkün olmadığından bu dosyalar için 2010 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde yer alan KDV dahil tutar 160,00 TL’nin dikkate alındığı, takipsizlik nedeniyle kapatılan dosyalardan ödeme yapıldığı tespit edilen dosyalar dışında kalan dosyalar (666 dosya) ile vazgeçme/feragat (7 dosya ) ve aciz vesikası (2 dosya) olarak kapatılan dosyaların hesaplamalar da dikkate alınmadığı, yine davacı lehine hareketle düzeltme beyannamesi ile beyan edilen (153 dosya) ve serbest meslek makbuzu var yazılı (3 dosya), mükerrer olduğu tespit edilen (3 dosya), kapatma usulü tespit edilemeyen (1 dosya), kapatılma tarihleri 2010 yılı öncesi olan (220 dosya) ve 2011 yılı sonrası (3 dosya) toplamda 1058 dosyanın hesaplamalara dahil edilmediği ve 2332 dosya (=3390-1058) için serbest meslek makbuzu düzenlemediğinin tespit edilerek, söz konusu serbest meslek makbuzları dikkate alınarak gelir vergisi matrah farkı bulunduğu anlaşılmıştır. Yukarıda yer alan yasal düzenlemelere göre, avukatlık mesleğinin, serbest meslek faaliyeti, bu meslekten elde edilen kazancın da serbest meslek kazancı olduğu, dava sonunda mahkeme ilamına göre veya icra takibi sonucu avukatlık tarifesine dayanılarak karşı tarafa ödenecek vekalet ücretinin gelir vergisine tabi bulunduğu açıktır. Yine avukat tarafından alınacak ücretin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen tutardan az olmayacağı, 3065 sayılı Kanunun 27/5, 1136 sayılı Kanunun 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde ifade edilmiş bulunmakta olup, davacının belirtilen hükümlere göre karşı taraf vekalet ücretinin tahsil edilmediğinin kabulü mümkün değildir. Buna göre, yapılan incelemede davacı lehine hareket edilerek serbest meslek makbuzu düzenlemediği tespit edilen dosyalar için avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanmak suretiyle yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
T.C.
DANIŞTAY
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas : 2018/4747
Karar : 2021/6530
Tarih : 28.12.2021
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinin 1. bendinde, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuz ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağlardan farklı meblağlara yer verilmesi halinde; bu belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her birine her bir belge için, kanunda öngörülen miktardan az olmamak üzere, belgelere yazılması gereken meblağın % 10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesileceği kurala bağlanmıştır. Aynı Kanun’un 253. maddesinde, bu Kanun’a göre defter tutmak mecburiyetinde olanların, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları ilgili bulundukları yılı izleyen takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmek; 256. maddesinde ise, mükelleflerin muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve kayıtları muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorunda oldukları hükmüne yer verilmiştir. Sözü edilen Kanun’un “Ceza Hükümleri” başlıklı Dördüncü Kitabı’nın Birinci Kısmında genel esaslar; “Vergi Cezaları” başlıklı İkinci Kısmının Birinci Bölümünde vergi ziyaı cezası, İkinci Bölümünde usulsüzlük, Üçüncü Bölümünde ise kaçakçılık suçları ve cezalarına değinilmiş, suç ve cezalara ilişkin genel esaslara dair hükümlerinden 331. maddesinde, vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenlerin, bu kitapta yazılı vergi cezaları (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ve diğer cezalar ile cezalandırılacakları, 336. maddesinde, cezayı istilzam eden tek bir fiil ile vergi ziyaı ve usulsüzlük birlikte işlenmiş olursa bunlara ait cezalardan sadece miktar itibariyle en ağırının kesileceği, 353. maddesinde, bu maddede yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana geldiği takdirde bu ziyaın gerektirdiği vergi cezalarının ayrıca kesileceği ve bu cezalar hakkında 336. madde hükmünün uygulanmayacağı, mükerrer 355. maddesinin 1. fıkrasının 21/03/2018 tarih ve 7103 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değişiklikten önceki halinde, bu Kanun’un 86, 148, 149, 150, 256 ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara maddede üç bent halinde sayılan özel usulsüzlük cezalarının kesileceği kural altına alınmıştır.
T.C.
DANIŞTAY
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas : 2023/5939
Karar : 2024/6012
Tarih : 19.11.2024
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3. maddesinin (B) bendinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olacağı kurala bağlanmış, 134. maddesinde, vergi incelemesinden maksadın ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması, saptanması ve sağlanması olduğu hükmüne yer verilmiş olup, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde ise gerçek gelirin vergilendirileceği ilkesi benimsenmiştir. Davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporuna ekli tutanakta, davacı tarafından, müvekkili …Ticaret Limited Şirketi adına tahsil edilen ve kendi hesabına yatırılan tutarlardan nakit çekilen miktarların müvekkiline verildiği, kalan tutarların ise vekalet ücreti, icra masrafları, şirketin adli ve idari makamlara intikal etmiş ve borçlu sıfatıyla ödenmesi gereken her türlü borcun ödemesi yapılan miktarları içerdiği ve bir kısım düzenlenmesi gereken serbest meslek makbuzlarının düzenlenmediği beyan edildiğinden, ilgili yılda hesabında kalan tutarın ne kadarın avukatlık vekalet ücretine ilişkin olmadığı hususunda, avukatlık ücreti dışında kalan kısmın ne kadar masraf, avans ve şirkete adına yapılan ödemelere ilişkin olduğu hususlarında ispat yükü kendisine düşen davacının, ispat külfetinin gereğini yerine getirmediği dikkate alındığında, yapılan tarhiyatın hukuka aykırı olduğundan söz edilemeyeceğinden Vergi Mahkemesince yazılı gerekçeyle kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurunun reddinde hukuka uygunluk görülmemiştir. Öte yandan, yeniden verilecek kararda 213 sayılı Kanun’un 353. maddesinin 1. bendi gereğince kesilen özel usulsüzlük cezası hakkında bozma kararındaki esaslar doğrultusunda değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerektiği de tabiidir.
T.C.
DANIŞTAY
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas : 2024/13
Karar : 2025/300
Tarih : 30.04.2025
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65 ve 66. maddeleri ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde yer alan düzenlemelere göre, avukatlık mesleğinin, herhangi bir işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması durumunda serbest meslek faaliyeti olduğu, bu meslekten elde edilen kazancın da serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin ise katma değer vergisine tabi olduğu açıktır. Bu düzenlemeler uyarınca, avukatların müvekkilleri ile yaptıkları yazılı veya sözlü avukatlık ücret sözleşmelerine istinaden müvekkillerinden tahsil ettikleri akdi vekalet ücretlerinin gelir vergisine ve katma değer vergisine tabi olduğu açıktır. Uyuşmazlık ise mahkeme kararıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre davayı kazanan lehine yargılama gideri kapsamında hükmedilen yasal vekalet ücretinin, bir başka ifadeyle karşı taraf vekalet ücretinin katma değer vergisine tabi olup olmadığına ilişkindir. Serbest meslek kazançlarında vergiyi doğuran olay gelir vergisi ile katma değer vergisi açısından farklılık göstermektedir. Gelir vergisi açısından vergiyi doğuran olay serbest meslek faaliyetinden doğan kazancın tahsil edilmesiyle gerçekleşmektedir. Mahkemelerce hükmedilen karşı taraf vekalet ücretinin serbest meslek faaliyetinden doğması nedeniyle serbest meslek kazancına dahil olduğu konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Katma değer vergisi açısından vergiyi doğuran olay ise serbest meslek faaliyeti çerçevesinde bir hizmetin yapılması anında meydana gelmektedir. Karşı taraf vekalet ücreti, davayı kaybeden tarafından avukata ödenmekte, buna karşın avukat davayı kaybeden tarafa değil davayı kazanan müvekkiline hizmet vermektedir. Bu durumun, karşı taraf vekalet ücretinin, avukatın müvekkiline sunduğu hizmet karşılığında müvekkilden tahsil edilen bir bedel olduğunun kabul edilmesine engel teşkil edip etmediği konunun özünü oluşturmaktadır. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah” başlıklı 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu düzenlendikten sonra (2) numaralı fıkrasında, bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği belirtilmiştir. Bu düzenlemelere göre, mal veya hizmet alan kişi tarafından ödenen bedel katma değer vergisinin matrahını oluşturmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 324. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.” hükmü gereğince vekalet ücreti bir yargılama gideridir. Ayrıca, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinde de vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Aynı Kanun’un 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Kanun’da yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiş; 330. maddesinde ise, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin taraf lehine hükmedileceği düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin birinci fıkrasında, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade edeceği; beşinci fıkrasında, dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olduğu, bu ücretin, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceği, haczedilemeyeceği kuralına yer verilmiştir. Vekalet ücretinin yargılama gideri olarak kabul edilmesiyle, yargılama sonucunda haklı olduğu sonucuna varılan tarafın avukatına ödediği vekalet ücretinin, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi, söz konusu giderin yapılmasına sebep olan karşı tarafça karşılanması amaçlanmaktadır. Bu noktada, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir.” kuralının, emredici nitelikte olup olmadığının ve taraflarca aksi yönde anlaşma yapılıp yapılamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan anılan kuralın, avukat ile müvekkile, mahkemece davayı kazanan taraf lehine hükmedilen vekalet ücretinin müvekkile ait olacağı yönünde anlaşma yapma imkanı tanımaması nedeniyle adil yargılanma hakkını ihlal ettiği ve Anayasa’nın 10, 36 ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Bu başvuru hakkında verilen ve 16/05/2019 tarih ve 30776 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 10/04/2019 tarih ve E:2017/154, K:2019/18 sayılı kararıyla, kuralın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 330. maddesinde yer alan düzenlemeyle çelişki arz etmediği ve avukat ile müvekkili arasındaki hukuki ilişkide geçerlilik gösterdiği, emredici olmayıp tamamlayıcı nitelikte olduğunda kuşku bulunmadığı, bu bağlamda itiraz konusu kuralın tarafların özgür iradeleri ile düzenleyecekleri avukatlık sözleşmelerinde ücret kararlaştırılırken dava sonunda karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukatlık ücretine dahil edilip edilmeyeceği hususunu gözeterek düzenleme yapmalarını engellemediğinin açık olduğu gerekçelerine de yer verilerek kuralın Anayasa’nın 10, 36 ve 48. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna varılmış ve itiraz istemi reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin anılan kararının gerekçesi ile vekalet ücretinin yargılama gideri olarak kabul edilmesi birlikte değerlendirildiğinde, karşı taraf vekalet ücretinin davayı kazananın uğradığı zararı tazmin etme amacının bir gereği olarak avukat ile müvekkilin aralarında yaptıkları yazılı veya sözlü avukatlık ücret sözleşmelerinde karşı taraf vekalet ücretinin müvekkile ait olacağını kararlaştırabilmelerinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır. Buna göre, avukat ile müvekkil aralarında yaptıkları avukatlık ücret sözleşmelerinde karşı taraf vekalet ücretinin müvekkile ait olacağını kararlaştırmamış olmaları halinde, taraflar, bu ücretin avukata ait olacağını kabul etmiş sayılmaktadır. Bu durumda, davayı kazanan taraf yargılama gideri olarak lehine hükmedilen vekalet ücreti alacağından, avukatın kendisine sunduğu hizmet karşılığında, avukatının yararına vazgeçmiş olacaktır. Dolayısıyla, karşı taraf vekalet ücretinin davayı kaybeden tarafından ödenen bir ücret olduğundan söz edilerek müvekkilden tahsil edilmediği ve müvekkile verilen hizmetin karşılığı olmadığının kabul edilmesi mümkün değildir. Öte yandan, söz konusu avukatlık ücretinin davanın tarafları bakımından yargılama gideri niteliğinde olması, avukat bakımından, bu ücretin müvekkile serbest meslek faaliyeti çerçevesinde verilen hizmet karşılığında tahsil edilen bir bedel olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bütün bu hususlar dikkate alındığında, mahkeme kararıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre davayı kazanan lehine hükmedilen ve avukata ödenen vekalet ücretinin katma değer vergisine tabi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Davacı tarafından, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinde 7194 sayılı Kanun’la değişiklik yapılmasından sonra, karşı taraf vekalet ücretinin davayı kazanan müvekkilden tahsil edildiği kabul edilerek katma değer vergisine tabi olduğu ve müvekkil adına serbest meslek makbuzu düzenleyeceği yönünde gelişen uygulamanın yasal dayanağının ortadan kalktığı, yapılan kanun değişikliğiyle birlikte karşı taraf vekalet ücretinin davayı kaybeden tarafından ödenen bir ücret olduğunun kabul edildiği ve gelir vergisi tevkifatının tevkifatla yükümlü olması kaydıyla davayı kaybeden tarafından yapılması gerektiği, dolayısıyla serbest meslek makbuzunun da davayı kaybeden adına düzenlenmesi gerektiği, davayı kaybeden tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılması halinde, serbest meslek makbuzunun müvekkil adına düzenlenmesinin, belge ve kayıt düzeni açısından mümkün olmadığı gibi Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin 7194 sayılı Kanun’la eklenen üçüncü fıkrasına aykırılık teşkil edeceği ileri sürülmüştür. Gelir Vergisi Kanunu’nun “Vergi tevkifatı” başlıklı 94. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde, maddede sayılan kişi ve kurumlar tarafından, yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden gelir vergisi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir. Maddenin 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7194 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen üçüncü fıkrasında ise “9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan düzenlemeyle, 7194 sayılı Kanun’un 16. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, gelir vergisi tevkifatının kimin tarafından yapılacağı konusuna açıklık getirilmekte olup serbest meslek makbuzunun kimin adına düzenleneceğine ilişkin bir kural öngörülmemektedir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinde yer alan bu düzenlemelere göre, davayı kaybedenin karşı taraf vekalet ücretini doğrudan avukata ödemesi veya avukata ödenmek üzere icra ve iflas müdürlüklerine yatırması halinde tevkifatla yükümlü olması kaydıyla davayı kaybeden tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir. Davayı kaybedenin karşı taraf vekalet ücretini davayı kazanan tarafa ödemesi ve davayı kazanan tarafın da tahsil ettiği bu ücreti avukata ödemesi halinde ise tevkifatla yükümlü olması kaydıyla davayı kazanan tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir. Bu durum, yukarıda açıklanan nedenlerle, karşı taraf vekalet ücretinin davayı kaybeden tarafından ödenmesi dolayısıyla müvekkile verilen hizmetin karşılığı olmadığı ve müvekkilden tahsil edilmediği sonucunu doğurmamaktadır. Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 236. maddesi uyarınca, avukatın serbest meslek makbuzunu her hâlükârda hizmet verdiği müvekkili adına düzenlemesi gerekmektedir. Bununla birlikte, davayı kaybedenin karşı taraf vekalet ücretini doğrudan avukata ödemesi veya avukata ödenmek üzere icra ve iflas müdürlüklerine yatırması halinde davayı kaybeden tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılması durumunda serbest meslek makbuzunun davayı kazanan müvekkil adına düzenlenmesi belge ve kayıt düzeni açısından bazı sorunlar doğurmakla birlikte bu sorunları çözmekle yükümlü olan merci yasama organı ile Hazine ve Maliye Bakanlığıdır. Belirtilen nedenlerle, davacı tarafından ileri sürülen iddialara itibar edilmemiştir. Karşı taraf vekalet ücretlerinde katma değer vergisinin iç yüzde oranıyla mı yoksa dış yüzde oranıyla mı hesaplanacağı konusuna gelince, bu konuya ilişkin olarak Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 20. maddesinin (4) numaralı fıkrasında açık düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenleme uyarınca, sözü edilen avukatlık ücretinin içerisinde katma değer vergisi bulunmakta olup dolayısıyla bu verginin ayrıştırılarak serbest meslek makbuzunda gösterilmesi gerekmektedir.
T.C.
İZMİR
BÖLGE İDARE MAHKEMESİ
BİRİNCİ VERGİ DAVA DAİRESİ
Esas : 2021/440
Karar : 2021/837
Tarih : 03.06.2021
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121’inci maddesi: “(6824 sayılı kanunun 4 üncü maddesiyle başlığıyla birlikte delen mükerrer madde; Yürürlük: 01.01.2018)Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon (1)(313 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 1/1/2021 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzene 1.500.000 TL )Türk lirasından fazla olamaz, indirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilmeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi alınarak tespit edilir. Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;
- 1. (7194 sayılı kanunun 18 inci maddesiyle delen bent; Yürürlük: 1/1/2020 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 07.12.2019) indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz) olması,
- 2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinle mi yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),
- 3. (7194 sayılı kanunun 18 inci maddesiyle delen bent; Yürürlük: 1/1/2020 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 07.12.2019) indirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, (1) numaralı bent kapsamındaki vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş olması (Ödemenin, ilgili mevduat] gereği istenilen bilgi ve belgelerin tam ve eksiksiz olarak ibraz edilmiş olması koşuluyla, vergi kanunları gereği doğan iade alacaklarından mahsuben yapılmış olması ve indirimden yararlanıldıktan sonra söz konusu iade alacağı tutarının mahsuba ödemesi talep edilen vergi borcu tutarının altına düşmesi hâlinde, eksik ödenmiş duruma gelen vergilerin mahsuben ödenmek istenilen tutarın %10’unu aşmaması kaydıyla, eksik ödenmiş vergiler dolayısıyla veya vergi kanunları gereğince, tecil edilerek belirlenen şartların gerçekleşmesine bağlı olarak terkin edilecek vergilerin, şartların sağlanamaması hâlinde kanunlarında belirlenen tecil süresinin sonunu takip eden onbeşinci günün bitimine kadar ödenmesi şartıyla, bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.), ayrıca, vergi aslı (vergi cezaları ile fer’i alacaklar dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması, şarttır.
İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar. Bu madde kapsamında vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti hâlinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler, vergi ziyaı cezalı uygulanmaksızın tarh edilir. Bu hüküm, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanların gerçek durumu yansıtmadığının indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine yapılan tarhiyatların kesinleşmesi hâlinde de uygulanır ve bu takdirde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler açısından zamanaşımı, yapılan tarhiyatın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar. (7194 sayılı kanunun 18 inci maddesine değişen fıkra; Yürürlük: 1/1/2020 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 07.12.2019)Bu maddede geçen vergi beyannameleri ibaresi, yıllık gelir vergisi ve kurumlar vergisi beyannameleri, geçici vergi beyannameleri, muhtasar, muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi beyannamelerini; vergi ibaresi, anılan Bakanlığa bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken beyannameler üzerine tahakkuk eden vergileri ifade eder. Birinci fıkrada yer alan tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde hesaplanan tutarın %5’ini aşmayan kesirler dikkate alınmaz. (700 Sayılı KHK’nın 45 inci maddesine değişen ibare; Yürürlük:09.07.2018) Cumhurbaşkanı, birinci fıkrada yer alan oranı ve tutarı iki katına kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye, kanuni oran ve tutarına getirmeye; Maliye Bakanlığı, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” şeklindedir. Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 371’inci maddesi: “(Değişik: 23/1/2008 – 5728/281 md.) Beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyen mükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde, haklarında aşağıda yazılı kayıt ve şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmez.
- 1. Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihten önce bir muhbir tarafından her hangi resmi bir makama dilekçe ile veya şifahi beyanı tutanakla tevsik edilmek suretiyle haber verilen husus hakkında ihbarda bulunulmamış olması (Dilekçe veya tutanağın resmi kayıtlara geçirilmiş olması şarttır.).
- 2. Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde her hangi bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (Kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş ve resmi kayıtlara geçirilmiş olması.
- 3. Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde tevdi olunması.
- 4. Eksik veya yanlı yapılan vergi beyanının mükellefin keyfiyeti haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde tamamlanması veya düzeltilmesi.
- 5. Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde ödenmesi.
Bu madde hükümleri, emlak vergisi ile ilgili olarak uygulanmaz.” şeklindedir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacının 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121’inci maddesi uyarınca 2019/4-2020/3 vergilendirme dönemi kurumlar vergisi beyannamesinde hesaplanan vergiye ilişkin %5 indirim talebi, indirimin hesaplandığı beyannamenin ait olduğu yıla ait 2019/8 dönemi 2 no’lu katma değer vergisi beyannamesinin kanuni süresinde verilmeyerek indirim şartlarının ihlal edildiğinin tespit edildiğinden bahisle kabul edilmediği, indirimi talep edilen kurumlar vergisinin fazladan tahakkuk ettirildiği ileri sürülerek iptaline ve hesaplanan vergi indiriminin mahsuba hak kazanılan tarih itibariyle hesaplanacak faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle görülen davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünün, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait kanuni süresinde verilmemiş olan vergi beyannamelerinin pişmanlıkla verilmesi halinde şartın ihlal edilmiş sayılıp sayılmayacağının açıklığa kavuşturulmasına bağlı olduğu görülmektedir. Mükelleflere kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vererek beyana dayanan vergileri ödeme imkanı tanıyan pişmanlık kurumunun da vergiye gönüllü uyumu sağlamak amacıyla getirildiği, mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu arttırarak, ödenmesi gereken vergilerin ihtilaf konusu edilmeksizin en az maliyetle ve en hızlı biçimde hazineye intikalinin sağlandığı dikkate alındığında, kanuni süresinde verilen beyannamelere ilişkin olarak verilen düzeltme beyanlarının yanında, kanuni süresinde verilmemiş olan vergi beyannamelerinin pişmanlıkla verilmesi halinde de vergiye uyumlu mükellef kabul edilme şartının ihlal edilmemiş sayılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Olayda, davalı idarece 193 sayılı Kanun’un mükerrer 121’inci maddesinin 2’nci fıkrasının 1’inci bendinde yer verilen parantez içi hükmüyle, kanuni süresinde verilen beyannamelere ilişkin olarak kanuni süresinden sonra pişmanlıkla verilen beyannamelerin ifade edildiği değerlendirilmesiyle, davacı tarafından kanuni süresinde verilmemiş olan 2019/8 dönemi 2 no’lu katma değer vergisi beyannamesinin pişmanlıkla verilmesinin şartın ihlali olarak kabul edildiği görülmekle birlikte, kanuni süresinde verilmemiş olan vergi beyannamelerinin pişmanlıkla verilmesi halinde de vergiye uyumlu mükellef kabul edilme şartının ihlal edilmediğinin kabulü gerektiğinden ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121’inci maddesinde sayılan diğer şartlar yönünden herhangi bir ihlalden de bahsedilmediğinden, 2019/4-2020/3 vergilendirme dönemi kurumlar vergisi beyannamesinde hesaplanan vergiye ilişkin %5 indirim talebi kabul edilmeyerek fazladan tahakkuk ettirilen kurumlar vergisinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Davacının faiz istemine gelince; Faiz paradan belirli bir süre mahrum kalmanın karşılığı olup Mahkememizce davacının indirim talebi kabul edilmeyerek fazladan tahakkuk ettirilen kurumlar vergisinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmış ise de, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121’inci maddesinde, indirime hak kazanılan tutarın yalnızca gelir ve kurumlar vergisinden indirileceği, indirim yoluyla giderilemeyen verginin ise beyan üzerine tahakkuk eden diğer vergilere mahsup edilebileceği ve nakden iade edilmeyeceğinin düzenlenmesi ve dava konusu işlemle davacının fazladan ödediği bir tutar veya kendisine ödenmesi gereken bir tutarın söz konusu olmadığı dikkate alındığında, ortada davalı idare işlemiyle ortaya çıkan güncel, somut bir zararın varlığından bahsedilemeyeceğinden, davacının faiz istemi yerinde görülmemiştir.
T.C.
DANIŞTAY
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas : 2008/2836
Karar : 2010/1911
Tarih : 07.04.2010
Vergi yükümlüsü veya sorumlusu olanlar adına ikmalen, re’sen veya İdarece salınıp, yargı yerlerinde davaya konu edilmekle birlikte henüz Kanun yolları tüketilmemiş olan vergilendirmeler hakkında taraflara bir kez daha uzlaşma olanağı tanıyan ve kapsamı ile koşullarını düzenleyen 5736 sayılı Yasa, 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, beyana dayanan vergilerde bu tarihten önce verilmesi gereken beyannamelere ilişkin olup, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ikmalen, re’sen ve İdarece tarh edilen vergi, resim, harçlar, fon payı ve bunlara bağlı vergi ziyaı cezalarından, vergi Mahkemeleri, bölge idare Mahkemeleri ve Danıştay nezdinde dava açma, ilgisine göre itiraz ve temyiz süreleri geçmemiş veya ihtilaflı olup Kanun yolu tüketilmemiş bulunanlar için bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ayın sonuna kadar aynı Kanunun uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre uzlaşma talep edilmesi ve uzlaşma sonucu tahakkuk eden vergi, resim, harçlar, fon payları ile bunlara bağlı vergi ziyaı cezalarının ve bu madde kapsamında yapılan uzlaşma tarihine kadar hesaplanacak gecikme faizlerinin, ilk taksidi uzlaşma tutanağının düzenlendiği ayı takip eden aydan başlamak ve 18 eşit taksitte, taksit tutarları ilk taksit ödeme süresinin başlangıç tarihinden itibaren her ay ve kesri için ayrı ayrı binde iki oranında hesaplanacak faiziyle birlikte tamamen ödenmek şartıyla uzlaşmaya konu tutardan kalan alacakların tahsilinden vazgeçileceği; 2 nci fıkrasında ise 213 sayılı Kanunun 344 üncü ve geçici 27 nci maddeleri uyarınca vergi ziyaı cezası üç kat, iştirak halinde bir kat olarak uygulanan tarhiyata ilişkin vergi ve cezaları hakkında bu madde hükmünün uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır. Yasanın teklif gerekçesinden; ihtilaflı alacakların bir an önce Hazineye intikalini sağlamak ve yargı merciilerinin iş yükünü hafifletmek amacıyla, mükelleflere ihtilaflı alacaklar için 213 sayılı kanunun uzlaşma hükümlerinden yararlanma fırsatı verilmesi ve uzlaşma yolu ile alacakların tasfiye edilmesinin amaçlandığı, ihtilafın kesinleşmiş olması halinde ise yapılan düzenlemeden yararlanılma imkanı verilmediği, hem mükellef hem de idarenin kanun yolu tüketilmek suretiyle kesinleşmiş yargı kararı üzerine oluşan duruma göre yükümlülüğünü yerine getirmesi gereğinin korunduğu anlaşılmaktadır. Yapılan düzenleme ile mükellefle idare arasında doğan ihtilafları uzlaşılarak sona erdirmek, kamu alacağını garanti altına almak ve yargı organları ile gelir idaresini yığılmış dosyalardan kurtarmak hedeflenmiş, uzlaşılan vergiler kapsam dışı bırakılmış ve aynı Kanunun 5728 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 344 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kesilen vergi ziyaı cezaları kapsama dahil edilmiştir. Teklif metninin birinci maddesinin ikinci fıkrasındaki “… Bu madde kapsamında yapılacak uzlaşma hükümlerinden, 213 sayılı Kanunun 344 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyata ilişkin vergi ve cezalar… için de yararlanılabilir ” hükmünün Plan Bütçe Komisyonunda kabul edilmediği ve fıkranın, ” 213 sayılı Kanunun 23.1.2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunla değişik 344 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyata ilişkin vergi ve cezalar ile bunlara bağlı usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları… hakkında bu madde hükmü uygulanmaz.” şeklinde değiştirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel kurulunda görüşülmesi sırasında verilen aynı doğrultudaki önergelerin oybirliği ile kabul edilmesinden sonra ikinci fıkranın, Kanunda yer alan şekilde yasalaştığı saptanmaktadır. Yukarıdaki hükümler ve gerekçeden, kanunun üç kat vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyatları kapsam dışı tuttuğu ve maddedeki “kesilen” sözcüğünün, yargı yerlerinde davaya konu edilen vergilendirmenin kapsamına dahil olan cezanın üç kat kesilmiş vergi ziyaı cezası olmasına işaret edilmek üzere yer aldığı anlaşılmaktadır. 5736 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 2 nci fıkrasında açıkça üç kat vergi ziyaı cezası kesilen vergilendirmeler hakkında 1 inci madde hükümlerinin uygulanmayacağı kurala bağlandığından, 5736 sayılı yasanın uygulanmasını göstermek üzere yayımlanan (1) sayılı Genel Tebliğinin 1 inci bölümünde yer alan ve yargı kararıyla bir kat üzerinden değiştirmekle birlikte 213 sayılı Yasanın 344 üncü ve geçici 27 nci maddeleri uyarınca üç kat kesilen vergi ziyaı cezalarının 5736 sayılı Yasaya göre uzlaşmaya konu edilemeyeceğine ilişkin dördüncü paragrafında yukarıda açıklanan hukuksal durum karşısında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davacının, adına salınan üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine karşı açılan davanın reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararının bozulması istemiyle yaptığı temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi kararıyla, davacı adına üç kat üzerinden kesilen vergi ziyaı cezasının bir kat üzerinden değiştirilmesi gerektiği yönünde ve ceza hakkında yeniden karar verilmek üzere Vergi Mahkemesi kararının cezaya ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasından sonra ancak, Vergi Mahkemesi tarafından bozma hükmü uyarınca henüz bir kararın verilmemiş olduğu 4.4.2008 tarihinde, 5736 sayılı Yasadan yararlandırılmasını isteyerek vergi idaresine başvurduğunda ihtilaf bulunmamaktadır. Temyiz mercii olan Danıştay Dava Dairelerinin, ilk derece yargı yerlerince verilen kararlar üzerinde yaptıkları temyiz incelemesi sonunda verilen bozma kararlarına uyulması zorunlu değildir. İlk derece yargı yerlerince bu kararlara uyularak hüküm kurulabileceği gibi bozma hükmüne uyulmamak suretiyle ilk kararda ısrar edilmesine de karar verilebilir. Bozma kararından sonra henüz bozmaya uyma veya direnme kararı verilmemiş olan durumlarda bozma kararının etkisi, ilk derece yargı yerlerince evvelce verilen kararın bozulan hüküm fıkralarını kaldırmaktan ibarettir. Dolayısıyla davanın bozulan hüküm fıkrasına konu edilen kısmı hakkında, davanın açıldığı tarihteki durum söz konusudur. Nitekim, Vergi Mahkemesi Danıştay Dokuzuncu Dairesinin bozma kararına uymayarak ilk kararında ısrar etmiş ve tarhiyat Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 5.3.2010 günlü ve E:2009/298; K:2010/95 sayılı kararı ile üç kat vergi ziyaı cezalı olarak onanmıştır. Davacı, adına kesilen ve Vergi Mahkemesinde dava konusu edilmekle birlikte henüz kesin hüküm niteliğinde bir yargı kararına bağlanmamış olan üç kat vergi ziyaı cezalı tarhiyat için 5736 sayılı Yasadan yararlandırılmasını istemiştir. Esasen 5736 sayılı Yasa taraflara, evvelce uzlaşma yapılmamış olmak koşuluyla ikmalen, resen veya İdarece yapılmış ancak dava açma süresi geçmemiş ya da dava konusu edilmekle birlikte henüz Kanun yolları tüketilmemiş vergilendirmeler için bir kez daha uzlaşma olanağı tanıyarak amacına ulaşmayı hedeflemiştir. Yasada, yargı yeri kararına göre kesinleşen vergilendirmeler hakkında veya yargılamanın herhangi bir aşamasında verilmiş en son yargı kararına göre uzlaşma yapılabilmesine olanak tanıyan bir düzenleme yer almamıştır. Bunun nedeni, vergilendirmeler hakkında yargı yerlerince verilen hükümler üzerinde taraflara uzlaşma olanağı tanınmasının, yargısal kararların yerine getirilmesi zorunluluğundan kaçınılması sonucuna yol açacak olmasıdır. Bu nedenle Yasa, İdarenin yaptığı vergilendirmeyi uzlaşmaya konu ederek bu sakıncayı ortadan kaldırmıştır. Hukuka uygun olduğu sonucuna varılan dava konusu tebliğ hükmü uyarınca başvurunun reddedilmesinde yasal isabetsizlik bulunmadığından 5736 sayılı Kanun kapsamında yapılan uzlaşma başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
T.C.
DANIŞTAY
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas : 2023/10183
Karar : 2024/6939
Tarih : 17.12.2024
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş; 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği belirtildikten sonra bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı kurala bağlanmış; 35. maddesinde herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği belirtildikten sonra mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmış; “Vergi Ödevi” başlıklı 73. maddesinin üçüncü fıkrasında “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.”, dördüncü fıkrasında, “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir.” hükümlerine yer verilmiştir.7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında açıkça kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, 2022 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, 5520 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan düzenlemeler uyarınca kurum kazancından indirim konusu yapılan istisna ve indirim tutarları ile aynı Kanunun 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahları üzerinden, dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin %10 oranında ek vergi hesaplanacağının belirtilmesi ve anılan Kanun’la verilen yetkiye dayanılarak hükmün uygulamasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No:3)’nin 5. maddesinin (1) ve (6) numaralı fıkralarında 5520 sayılı Kanun’un 32/A maddesi kapsamında indirimli kurumlar vergisine tabi matrahların ek verginin konusunu oluşturduğunun belirtilmiş olması, Tebliğ’in 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kurumlar vergisi mükelleflerince hesaplanacak ek verginin matrahının, Kanun’un 10. maddesinin (27) numaralı fıkrasında belirlenen ve detaylarına Tebliğin 5. maddesinde yer verilen indirim ve istisnalar ile 5520 sayılı Kanunun 32/A maddesi hükmüne istinaden tespit olunan indirimli kurumlar vergisi matrah tutarları olduğunun açıklanmış olması ve maddenin (2) numaralı fıkrasında 2022 yılına ilişkin verilen kurumlar vergisi beyannamesinde gösterilmek suretiyle, tespit olunan matrahlar üzerinden Kanun hükmüne istinaden %10 oranında ek vergi hesaplanacağı hükmüne yer verilmiş olması, Hazine ve Maliye Bakanlığınca kanunla verilen yetki aşılarak getirilmiş yeni bir kural olmadığından, Kanun’da hükme bağlanan kuralın kapsamı ve uygulanmasına dair esaslara yer verilen düzenleme ile indirim hakkı kullanımının, Kanun hükmünde öngörülmeyen bir şekilde daraltıldığı ya da ortadan kaldırıldığından söz edilemeyecektir. İdari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi ile sınırlı olduğu dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu düzenlemenin yukarıda belirtilen ilgili Kanun maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verdiği yetki kapsamında uyulması gereken usul ve esasların belirlenmesine ilişkin olarak yapıldığı ve Kanun’dan alınan açık yetkiye dayandığı, Kanun’un uygulama alanını sınırlamadığı veya genişletmediği gibi Kanun’da belirtilen hukuki durumu açıklamaya yönelik olduğu ve üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı anlaşıldığından, Tebliğ’in uyuşmazlık konusu kısımlarında hukuka aykırılık görülmemiştir.
T.C.
DANIŞTAY
YEDİNCİ DAİRE
Esas : 2024/2724
Karar : 2025/255
Tarih : 28.01.2025
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin (B) bendinde; vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, ancak vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu; 134. maddesinde, vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu hükme bağlanmıştır. 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinin (a) bendinde, bu Kanun’a ekli (I) sayılı listedeki malların ithalatçıları veya rafineriler dahil imal edenler tarafından tesliminin bir defaya mahsus olmak üzere özel tüketim vergisine tâbi olduğu, 4. fıkrasının 1. maddesinin (a) bendinde, özel tüketim vergisinin mükellefinin, bu Kanun’a ekli (I), (III) ve (IV) sayılı listelerdeki mallar ile (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tâbi olmayanları imal, inşa veya ithal edenler ile bu malların müzayede yoluyla satışını gerçekleştirenler olduğu; 8. maddesinin 1. bendinde, bu Kanun’a ekli (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki malların; (I) sayılı listeye dahil olmayan malların imalinde kullanılmak üzere mükellefler tarafından tesliminde tarh ve tahakkuk ettirilen özel tüketim vergisinin Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek kısmının, teminat alınmak suretiyle tecil olunacağı, söz konusu malların tecil tarihini takip eden aybaşından itibaren oniki ay içinde (I) sayılı listeye dahil olmayan malların imalinde kullanılması halinde tecil olunan verginin terkin edileceği, bu hükümlere uyulmaması halinde, bu malların tecil-terkin işlemi dışındaki amaçlarla tesliminde tarh edilmesi gereken vergi tutarından, daha önce tahsil edilen verginin mahsubundan sonra kalan tutarın, vade tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 51. maddesinde belirlenen gecikme zammı ile birlikte alıcıdan tahsil edileceği; 9. maddesinde, özel tüketim vergisine tâbi malların, yer aldığı listedeki başka bir malın imalinde kullanılması halinde ödenen verginin, Maliye Bakanlığınca belirlenen esaslara göre ödenecek vergiden indirileceği; 12. maddesinde, özel tüketim vergisinin, bu Kanun’a ekli listelerde yazılı malların karşılarında gösterilen tutar ve/veya oranlarda alınacağı hükümlerine yer verilmiştir. 4760 sayılı Kanun’un 8. ve 12. maddeleri ile verilen yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan 2012/3792 sayılı Kararla, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki vergi tutarları uygulanarak teslim edilen malların, imalatçılar tarafından imalatta kullanılmaları halinde vergi tutarlarının indirimli uygulanmasına yönelik düzenlemeler yapılarak, belirtilen Kararın 1. maddesinde, Kanuna ekli (I) sayılı listenin (B) cetvelindeki vergi tutarları uygulanarak teslim edilen malların, (I) sayılı listeye dahil olmayan malların imalinde imalatçılar tarafından kullanılması halinde, imalatta kullanılan mallar için bahse konu maddede GTİP numaraları itibariyle karşılarında gösterilen oran ile daha önce uygulanan vergi tutarının çarpılması suretiyle hesaplanan vergi tutarlarının uygulanacağı, 2. fıkrasında, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan madeni yağ tanımına giren mallar ile bu kapsamda kullanılan diğer malların imal edilmesi halinde, hükmün uygulanmayacağı düzenlemesi yapılmıştır. Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinin, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeyi kendiliklerinden yapacağı, mahkemelerin lüzum gördükleri evrakın, belirlenen süre içerisinde gönderilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, re’sen araştırma yetkisine istinaden, idari yargı makamları, uyuşmazlık konusu olayın hukuki nitelendirilmesini yapmak, uygulanacak hukuk kuralını belirlemek ve sonuçta hukuki çözüme ulaşmak yönlerinden tam bir yetkiye sahip oldukları gibi olayın maddi yönünü belirleme noktasında da her türlü inceleme ve araştırmayı da kendiliklerinden yapabilir, tarafların hiç değinmedikleri olayları ve maddi unsurları araştırmaya yönelebilirler. İddia ve savunmalarda ortaya konulan maddi olayın gerçek niteliğinin saptanması için tarafların iddia ve savunmaları ile yetinmeyerek, gerçeğe uygun olup olmadığını serbestçe araştırmaya, maddi delil ve bulguların toplanması ve uyuşmazlığın çözümü için gerekli her türlü inceleme, bilgi edinme ve araştırma yollarını tüketmekle yükümlüdür.
T.C.
DANIŞTAY
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas : 2024/1963
Karar : 2025/680
Tarih : 17.02.2025
3065 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu konusunda tartışma bulunmamaktadır. Mahkemelerce, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak hükmolunan ve 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesi uyarınca avukata ait olan avukatlık ücreti ise avukatın müvekkiline vermiş olduğu avukatlık hizmetinin bir parçası olup, doğrudan müvekkile verilen hizmet nedeniyle hak kazanılan bir ücrettir. Bu ücreti, müvekkilin değil de davayı kaybeden tarafın ödüyor olması, bu hizmetin davayı kazanan tarafa verilen hizmetin karşılığı olması gerçeğini değiştirmez. Söz konusu avukatlık ücretinin, davayı kaybeden, buna bağlı olarak da avukatlık ücretini ödeyen taraf bakımından yargılama gideri niteliğinde olması da bu ücrete hak kazanan avukat bakımından serbest meslek kazancı olması vasfını değiştirmez. Bu durumda, Mahkemelerce tarifeye göre hükmolunan avukatlık ücretinin de katma değer vergisine tabi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, 3065 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 4. fıkrası uyarınca da, belirli tarifeye göre fiyatı tespit edilen işlerde, tarife bedelinin katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunacağının açıkça hüküm altına alınmış olması karşısında, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hükmolunan avukatlık ücretinin içerisinde katma değer vergisinin de bulunduğu, dolayısıyla bu verginin ayrıştırılarak serbest meslek makbuzunda gösterilmek suretiyle katma değer vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Ayrıca 213 sayılı Kanun’un 236. ve 237. maddelerinde serbest meslek makbuzlarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, serbest meslek makbuzunun hangi şartlarda, kime ve nasıl düzenleneceği açıkça gösterilmiş, ihtiva etmesi gereken bilgiler sayılmıştır. Buna göre hükmedilen vekalet ücretinin tahsili sırasında serbest meslek makbuzu düzenlemesi yasa gereğidir. Bu durumda, idari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi ile sınırlı olacağı, idare uygulamasına ilişkin detayların ikincil mevzuatla düzenlenmesinin mümkün olduğu, bu itibarla, dava konusu tebliğin, ilgili Kanun maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verdiği hak ve yetki kapsamında uyulması gereken usul ve esasların belirlenmesine ilişkin olarak düzenlendiği ve kanundan alınan açık yetkiye dayandığı dolayısıyla üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı anlaşıldığından iptali istenilen tebliğe ilişkin düzenleme ile 2024 yılının Şubat dönemi için yapılan katma değer vergisi tahakkukunda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
